BIST 10.871
DOLAR 33,02
EURO 35,96
ALTIN 2.510,03
HABER /  DÜNYA

YÖK Başkanı öğrencilere seslendi

YÖK Başkanı Prof. Dr. Gökhan Çetinsaya, "Öğrenciler kendi görüş, duruş, tavır ve farklılıklarından dolayı öğretim elemanları ya da diğer öğ...

Abone ol

YÖK Başkanı Prof. Dr. Gökhan Çetinsaya, "Öğrenciler kendi görüş, duruş, tavır ve farklılıklarından dolayı öğretim elemanları ya da diğer öğrenciler tarafından hiçbir biçimde engellenmeyeceklerini, hor görülmeyeceklerini ve yaftalanmayacaklarını hissetmelidirler. Hiçbir öğrenci dünya görüşünden dolayı ayrımcılığa tabi tutulamaz" dedi.
YÖK Başkanı Prof. Dr. Gökhan Çetinsaya, yaptığı yazılı açıklamada, her 6 Kasım’da olduğu gibi bugün de YÖK protestolarının olacağını belirterek, "Medya, 12 Eylül’ün simge kurumu olarak YÖK’ü ele alacak. Yükseköğretim Kurulu bundan 32 yıl önce, askeri rejim ortamında kuruldu. YÖK’ün ülkemizin böylesi karanlık, anti-demokratik bir ortamında kurulmuş olmasının etkisiyle, yükseköğretim alanını koordine etmek gibi meşru ve haklı bir gerekçe maalesef ön plana çıkmadı. Bir vesayet kurumu olarak varlık buldu ve 12 Eylül ortamında da 28 Şubat sürecinde de anti-demokratik uygulamalara imza attı. Bugün sevinerek görüyoruz ki, Türkiye’nin bütün kurumları yaşanan dönüşüme, demokratikleşme ortamına, normalleşme sürecine uyum sağlamaktadır. Dönüşmekte, farklılaşmaktadır" dedi.
Türkiye’nin, hep birlikte YÖK’ün geçmişteki anti-demokratik müdahale ve endoktrinasyon performansı ile hesaplaştığını, hesaplaşmaya da devam ettiğini ifade eden Çetinsaya, YÖK’ün de Türkiye’nin bir kurumu olduğunu ve bu değişim sürecini yaşadığını bildirdi. Çetinsaya, "2007’den bu yana bizatihi YÖK Başkanları ve üyeleri, YÖK’ün geçmişteki anti-demokratik ve vesayetçi uygulamalarını açıkça eleştirmiş ve akademik özgürlüklerin alanını genişletmiştir. Gelinen noktada YÖK, yükseköğretim ve bilim alanının kalitesinin artırılmasına odaklanmıştır. YÖK, bugün bütün araç ve imkanlarıyla çağdaş dünya koşullarına uygun bir biçimde yükseköğretimin koordinasyonu alanında faaliyet yürütmeye çalışmaktadır. Çeşitli Saiklerle, Türkiye yükseköğretiminde yaşanan normalleşme ve iyileşmenin görmezden gelinmesi üzücüdür. Burada imajlar gerçeklerin önüne geçmekte, YÖK’ün uygulama ve politikaları yerine geçmiş imajı üzerinden tartışmalar yapılmaktadır. Ne zaman vesayetten, anti-demokratik uygulamalardan, 12 Eylül’den bahsedilse söz YÖK’e gelmektedir. Gelin görün ki, bu sözlerin hiçbiri gerçek anlamda bugünkü durumu anlatmamaktadır" ifadelerini kullandı.
170’i aşan üniversitesi, 5 milyona yakın öğrencisi ve 130 bin civarındaki öğretim elemanı ile büyüyen bir yükseköğretim alanına sahip Türkiye’nin koordinatör bir kuruma ihtiyacı olduğuna dikkati çeken Çetinsaya, bugün itibariyle YÖK’ün bu işlevi yerine getirdiğini ve yasal imkanlar çerçevesinde sistemin yeniden yapılandırılması için çaba sarf edildiğini bildirdi. Bu yeniden yapılandırılmanın birkaç düzeyinin olduğunu söyleyen Çetinsaya, "Bu bağlamda bir yandan yükseköğretimin denetim ve koordinasyon süreçlerinin daha esnek, dinamik, işlevsel bir biçimde icra edilebilmesine imkan tanıyan yeni bir yasal altyapının oluşturulmasına ihtiyaç vardır. Bu çerçevede, 21. Yüzyılın beklentilerini ve bütün ilgili paydaşlarımızın görüşlerini dikkate alarak oluşturduğumuz yükseköğretim yasa taslağı önerisini Milli Eğitim Bakanlığı’na ilettik. Öte yandan, Türkiye yükseköğretiminin kısa, orta ve uzun vadede ihtiyaç duyacağı strateji, hedef ve projelerin tespiti ve bu doğrultuda gerekli adımların atılması gereklidir. Bu çerçevede, hem Türkiye’nin mevcut ihtiyaçlarını hem de gelecekteki muhtemel ihtiyaçlarını tespit edip yükseköğretimi planlamaya izin verecek bir sistemi tasarlamaya ve oluşturmaya çalışıyoruz" dedi.
Diğer yandan, kaliteli akademik uğraşların hayata geçirilebilmesi, nitelikli araştırma ve öğretim süreçlerinin yürütülebilmesi için sağlıklı bir akademik özgürlük ortamının tesisinin hayati önemde olduğunu belirten Çetinsaya, bunu yaparken, tek ölçütün, akademik özgürlüklere ilişkin evrensel uygulama ve normlar olduğunu dile getirdi.
YÖK Başkanı olarak akademik özgürlükler konusundaki açık beyanını, 6 Kasım vesilesiyle üniversitelerin ve bütün Türkiye’nin dikkatine sunduğunu bildiren Çetinsaya, "Üniversiteler hiçbir baskı ve engelleme söz konusu olmaksızın, tüm fikirlerin, muhtelif hakikat iddialarının, sosyal ve siyasi problemlerin özgür ve medeni bir şekilde tartışıldığı, karmaşık sorunların açık bir biçimde ifade edildiği ortamlardır. Akademik özgürlük her şeyden önce, araştırma özgürlüğünü ve bu çerçevede temel bilgi yöntemlerini serbestçe kullanma hürriyetini, araştırma için gerekli araçlara ve koşullara sahip olma hakkını ve bilimsel üretme, bilgilendirme, öğrenme ve yayma hakkını içerir" dedi.
Öğretim elemanlarının hiçbir baskıya maruz kalmaksızın ve engellenmeksizin akademik özgürlükten azami ölçüde yararlanma, kendi tercih ve ilgileri doğrultusunda araştırma ve inceleme yapma ve bunu öğretme hakkına sahip olduğunu bildiren Çetinsaya, "Kuşkusuz öğretim elemanlarının sahip oldukları bu öğretim özgürlüğü, öğrencilerin öğrenme özgürlüğünü kısıtlayan bir biçimde kullanılmamalı; öğretim elemanları, öğretim ve araştırma süreçlerinde dogmatik olmaktan kaçınarak öğrencilerin farklı düşünme ve bunu ifade etme haklarına saygı duymalıdır. Bu bağlamda öğretim elemanları, öğrencileri yeni tanıştıkları fikirleri bütün unsurları ile birlikte değerlendirmeye ve anlamaya, katılmadıkları düşüncelere karşı hoşgörülü olmaya ve farklı şekillerde düşünmeye teşvik etmeli, öğrencileri kendi görüşlerini delillere dayanarak oluşturmaları noktasında cesaretlendirmeleri ve bunları özgürce ifade etmelerine imkan tanımalı, öğrencilerin ifade özgürlüğüne saygı duymalıdırlar" dedi.

"ELEŞTİREL DÜŞÜNCE ANCAK FARKLI GÖRÜŞLERİN BİR ARADA RAHATÇA İFADE EDİLEBİLDİĞİ KAMPUSLARDA GELİŞİR"
Üniversite yerleşkelerinin öğrencilerin kendi görüşlerini rahatlıkla ifade edebilecekleri güvenli ortamlar olması gerektiğine dikkati çeken Çetinsaya, "Entelektüel çeşitliliğin ve düşünsel çoğulluğun baskılanması; öğretim/öğrenim süreçlerinin verimliliğini azaltacak, öğrencilerin öğrenme özgürlüğünü kısıtlayacak, eleştirel ve derinlikli düşüncenin oluşum imkanlarını zora sokacaktır. Eleştirel düşünce ancak farklı görüşlerin bir arada rahatça ifade edilebildiği kampuslarda gelişir. Öğrenciler kendi görüş, duruş, tavır ve farklılıklarından dolayı öğretim elemanları ya da diğer öğrenciler tarafından hiçbir biçimde engellenmeyeceklerini, hor görülmeyeceklerini ve yaftalanmayacaklarını hissetmelidirler. Hiçbir öğrenci dünya görüşünden dolayı ayrımcılığa tabi tutulamaz. Öğrencilerin herhangi bir ders bağlamındaki akademik ölçme ve değerlendirilmeleri, sadece dersin konusu ve içeriğine yönelik olmalıdır. Adil olmayan yolla değerlendirildiğine kanaat getiren öğrencilerin buna itiraz etme hakkı vardır" dedi.
Akademik özgürlüğün, üniversite ortamındaki herkesi kapsadığını belirten Çetinsaya, öğretim elemanları ve öğrenciler gibi, üniversiteye davet edilen misafirlerin de ifade özgürlüğüne sahip olduğunu kaydetti. Çetinsaya, akademik, kültürel ve sportif amaçlarla gerçekleştirilen etkinliklerde üniversitelerin konuğu olarak bulunan bireylerin üniversite ortamına uygun bir biçimde karşılanması, siyasal görüşleri ya da kimlikleri dolayısıyla ifade özgürlüğünden yoksun bırakılmaması, öğretim elemanları ya da öğrenci grupları tarafından görüş farklılıkları gerekçe gösterilerek engellenmemesi gerektiğini belirtti. İfade özgürlüğünün karşıt görüşteki insanlar için de geçerli olduğunu kaydeden Çetinsaya, karşıt görüştekilerin davetli kişinin kendisini ifade etme ve başkalarının onu dinleme hakkını ihlal etmedikleri sürece görüşlerini farklı şekillerde ifade edebileceğini belirtti. Çetinsaya, şunları kaydetti:
"Öğrenciler de öğretim elemanları da doğru bulmadıkları ve onaylamadıkları konularda şiddete başvurmaksızın eleştirme ve protesto hakkına sahiptirler. Ancak bu hak, akademik etkinliklerin işleyişini ve üniversite düzenini sekteye uğratamaz. Öğrencilerin öğrenme, öğretim elemanlarının öğretme ve üniversite ortamında bir düşüncenin dile getirilebilme özgürlüğünü kısıtlayan her türlü eylem, işgal ve protesto; akademik özgürlüklerinin ihlalidir. İfade özgürlüğü çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gereği ve demokratik toplumun olmazsa olmaz koşuludur; ancak mutlak değildir. Bireysel hak ve özgürlükleri hiçe sayan, hakaret, iftira, aşağılama, taciz ifadeleri içeren, ayaklanmaya çağıran ve farklılıklardan dolayı açıkça zarar verme niyetiyle kişileri ve grupları hedef gösteren her türlü söylem ifade özgürlüğü ile asla bağdaşamaz."
(İHA)