BIST 13.177
DOLAR 43,37
EURO 51,57
ALTIN 7.073,72
HABER /  POLİTİKA

Ömer Çelik: PKK tüm uzantılarını feshetmeli

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, MKYK sonrası yaptığı açıklamada “terörsüz Türkiye” ile “terörsüz bölge” kavramlarının birbirinden ayrılamayacağını vurgulayarak, PKK’nın tüm uzantılarıyla silah bırakıp kendini feshetmesi gerektiğini söyledi. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan’ın açıklamalarını eleştiren Çelik, İran’a yönelik her türlü dış müdahaleye karşı olduklarını belirtirken, Gazze konusunda kalıcı barışın ancak 1967 sınırları temelinde bir Filistin devletiyle mümkün olacağını ifade etti

Abone ol

AK Parti sözcüsü Ömer Çelik MKYK sonrası açıklamalarda bulundu. Terörsüz Bölge kavramının Terörsüz Türkiye kavramından ayrılamayacağını söyleyen Çelik, terör örgütü PKK'nın tüm uzantılarını feshetmesi gerektiğini ifade etti.

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan'ın "SDG Kürtleri temsil ediyor" sözünün bir itiraf olduğunu dile getiren Çelik, "Bu cümleleri söyleyenlerin gündeminde Kürtler yok, sadece örgütler var. Kimin hangi örgütü desteklediği ortada." dedi.

Açıklamasında, "İran'a dönük herhangi dış müdahalenin karşısındayız." ifadelerine de yer veren çelik, "Dış müdahale yöntemiyle darbe son derece sıkıntılar doğurur. İran'ın iradesine saygı gösterilmelidir. Her dış müdahalede vahşi, acı verici halka bedel ödeten sorunlar üretilmiştir." değerlendirmesinde bulundu.

'Erdoğan ve DEM parti görüşecek mi?' sorusuna ise 'Herhangi bir takvim yok' yanıtını verdi. 

Çelik'in konuşmasından satırbaşları şu şekilde: 

"DÜNYANIN KRİZLERLE SARSILDIĞI BİR DÖNEMDEYİZ"

Bu yıla çok yoğun bir şekilde girdik ve maalesef bu yoğunluk çok da pozitif anlamda bir yoğunluk değil; birçok alanda dünyanın krizlerle sarsıldığı bir dönemdeyiz.Dış politika, oldukça kritik bir süreçten geçiyor.

Bölgesel gelişmelere dair kapsamlı değerlendirmelerin yapılması öngörülüyor. Hatırlanacağı üzere, yaklaşık üç hafta önce Halep'in Şeyh Maksut ve Eşrefiye mahallelerinin terör örgütü YPG'den temizlenmesiyle başlayan sürecin ardından, Suriye'nin kuzeyindeki alanların büyük bölümü YPG'den arındırılmıştı.

Bu süreçte sahada yaşanan gelişmelerin, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın sunumunda ele alınması bekleniyor. Mevcut durumun nasıl şekilleneceği, tesis edilen ateşkesin devam edip etmeyeceği ve bazı kamplardaki IŞİD mensuplarının Irak'a transfer süreci de değerlendirilecek başlıklar arasında yer alıyor. 

"TERÖRSÜZ TÜRKİYE, TERÖRSÜZ BÖLGEDEN AYRILAMAZ"

Tabii, terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge konusundaki çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz. Daha önce de ifade ettiğim gibi terörsüz Türkiye ile terörsüz bölge iç içe, kol kola ve birbiriyle ayrılmaz bütünlüğe sahip iki kavramdır. Terörsüz Türkiye, terörsüz bölgeden ayrılamaz, terörsüz bölge kavramı da terörsüz Türkiye kavramından ayrı düşünülemez.

Zaman zaman bu iki kavramın ayrı ayrı değerlendirilmeye çalışıldığını, aradaki bağın koparılmak istendiğini görüyoruz ancak bu bağı koparmaya çalışanların yerine neyi koymaya çalıştıklarına baktığımızda, terör örgütlerini meşrulaştıran, mazur göstermeye çalışan ve terör örgütlerinin sözde kazanımları olarak ifade edilen, aslında terör organizasyonlarının kurduğu diktatöryal vesayetleri kazanım gibi sunan yaklaşımların olduğunu net bir şekilde görüyoruz.

Bütün bu süreç, terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge kavramlarının ne kadar zamanlı, ne kadar doğru ve dünyanın içinden geçtiği bu dönemde ne kadar stratejik bir adım olduğunu bir kez daha göstermektedir. Bu nedenle hem MKYK’mız hem de partimizin tüm organları açısından en hassasiyetle takip edilen konuların başında bu mesele gelmektedir.

Uzun zamandır Suriye’de terör örgütlerinin alan kapatma, bazı bölgelerde diktatöryal vesayetler kurma ve terörist faaliyetlerini sürdürme konusundaki uyarılarımızı dile getiriyoruz. Burada da, Suriye’de herkesin kazandığı “tek Suriye, tek ordu” ilkesine bağlılık çerçevesinde tüm etnik, mezhepsel ve dini grupların haklarının garanti altına alındığı bir modelin ve iradenin ortaya çıkması gerektiğini ifade ediyoruz.

"KESİNTİSİZ BİR ŞEKİLDE SÜRMELİ"

Her zaman hassasiyetle uyguladığımız konulardan biri, Suriye’de DEAŞ’la mücadelenin, DEAŞ’a yönelik mücadelenin kesintisiz bir şekilde sürmesi gerektiğidir. 

"HANGİ HARFLERİ KULLANIRSA KULLANSIN TERÖR ÖRGÜTÜDÜR"

DEAŞ denilen bu katliam örgütünün hiçbir şekilde kendisine alan bulmaması esastır. Aynı şekilde, hangi adı kullanırsa kullansın, hangi harfleri kullanırsa kullansın hiçbir terör örgütünün burada var olmaması gerektiğini net bir biçimde ifade ediyoruz ve bu konuda uzun süredir uyarılarımızı açık şekilde yapıyoruz.

Bu çerçevede iki hususta net cümleler kurduk ve izahını da yaptık. Birincisi, terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge süreci kapsamında PKK’nın tüm şube, uzantı ve illegal yapılanmalarıyla kendisini feshetmesi ve silah bırakması gerektiğini, buna Suriye, Irak, İran yapılanmaları ile Avrupa’daki illegal yapılanmaların da dâhil olduğunu açıkça ifade ettik.

Bunun devamı olarak, bu sürecin farklı yöntemlerle ilerleyebileceğini, Irak’taki yöntemin farklı, Suriye’deki yöntemin farklı olabileceğini dile getirdik. Suriye açısından bizim önemsediğimiz, hem kan dökülmemesi, hem Suriye’deki Kürt kardeşlerimizin haklarının garanti altına alınması ve terörün vesayetinden kurtulması, hem de Suriye’nin birlik ve bütünlüğüne zarar veren terör ve asimetrik silahlı grupların ortadan kalkması, ancak bunun Suriye’nin bir parçası olarak gerçekleşmesidir. Bu bakımdan 10 Mart Mutabakatı’nın önemini özellikle vurguladık.10 Mart Mutabakatı esasında son derece sade bir yöntemi içeriyordu.

Günün sonunda havalimanlarının, gümrük kapılarının ve enerji bölgelerinin Suriye devletine devri de Suriye’nin kuzeyinde bir terör devletçiği kurmak isteyenlerin bu yanlış yaklaşımdan vazgeçtiğinin somut göstergesi olacaktı. Bu konuda da sürekli olarak şunu ifade ettik: Tek Suriye, tek ordu ilkesine aykırı bir tutum almanın hem Türkiye açısından bir millî güvenlik sorunu ve tehdidi olduğu, hem de Suriye açısından bir millî güvenlik sorunu ve tehdidi teşkil ettiği noktasında Türkiye ile Suriye’nin ortak düşündüğünü vurguladık. 

Ortadoğu'da kimlik kavgaları son derece acı sonuçlar doğuruyor. Yüzyıl içerisinde ilk defa çoğulculuğu benimseyen bir kararname ortaya çıktı. 

"DAVOS'TAN YANSIYAN MESAJLAR İLGİNÇ"

Bu sene Davos Toplantısından yansıyan mesajlar son derece ilginç. Doğrusal küresel düzenin geleceğiyle ilgili olarak çok etkili mesajlar veriliyor ama bence neo-liberal düzenin bu haliyle kapitalizmi savunanların kendi içerisinde çelişkiye düştüğü en önemli zaman dilimlerinden bir tanesindeyiz.

"AVRUPA NORM KOYMA KABİLİYETİNİ MAALESEF KAYBETTİ"

Bu durum, Cumhurbaşkanımızın yıllar önce dile getirdiği tespitlerin bugün adeta teyit edilmesi anlamına gelen son derece çarpıcı ifadelerin duyulmasına yol açmaktadır. Biz her zaman şunu söyledik: Bu düzen adına norm koyma yetkisini kendisinde görenlerin, önce bu normlara sadık kalması gerekir. Eksik de olsa Avrupa için geçerli gördüğünüz bir insan hakları veya hukuk devleti normunu Afrika ya da Asya için geçerli görmezseniz, bu bir gün tsunami etkisiyle gelir sizi vurur ve bununla yüzleşmek zorunda kalırsınız.

Bugün Avrupa’daki bazı ülkeler Grönland tartışmaları üzerinden seslerini yükseltirken, itiraz ettikleri uygulamaların aynısını Afrika’daki pek çok ülkeye yaptıklarını hatta bugün eleştirdikleri söylem ve girişimlerin benzerlerini daha bir ay önce Afrika’da bir ülkede darbe teşebbüsü yoluyla denemeye çalıştıklarını görüyoruz. Bu tablo, Avrupa’nın norm koyma kabiliyetini maalesef kaybettiğini göstermektedir.

"İRAN KONUSUNU ÇOK YAKINDAN VE ENDİŞEYLE TAKİP EDİYORUZ"

İran konusunu çok yakından ve endişeyle takip ediyoruz. İran’a yönelik herhangi bir dış müdahalenin karşısındayız, bunun son derece yanlış olacağını açıkça ifade ediyoruz, çünkü hem dış müdahale hem de dış müdahale yoluyla bir darbe İran için çok ağır ve sıkıntılı sonuçlar doğurur. Burada İran halkının iradesine saygı gösterilmelidir. Tarih boyunca binlerce kez denendiği üzere her dış müdahale vahşi, son derece acı verici ve bedelini halka ödeten sorunlar üretmiştir.

Ülkelerin devlet başkanlarının hedef alınması ya da Venezuela ve bugün İran örneklerinde olduğu gibi silah zoruyla rejim değişikliği dayatılması dünyanın hiçbir yerinde çözüm olmamış, aksine daha büyük sorunlara yol açmış ve bu durum geçmişte bu süreçlerde rol almış Amerikalı siyasetçiler tarafından dahi itiraf edilmiştir.

Elbette İran’daki sorunları görmezden gelmiyoruz. Toplumsal ve devlet hayatında sıkıntılar vardır ancak bunlar kardeş İran halkının kendi dinamikleriyle çözülmelidir, dış müdahaleyle bu iradenin üzeri örtüldüğünde çok daha katı ve olumsuz sonuçlar ortaya çıkmaktadır. İran köklü bir devlettir, komşumuzdur ve İran halkı bizim için kardeş bir halktır. Bu nedenle İran’a yönelik dış müdahalenin son derece yanlış sonuçlar doğuracağını ve kesinlikle olmaması gerektiğini net biçimde ifade ediyoruz.

"GAZZE KURULU’NUN YAPACAĞI ÇALIŞMALAR MYK’DA DA ELE ALINDI"

Gazze konusundaki gündemimiz her zaman esas gündemdir. Son kurulan Gazze Kurulu’nun yapacağı çalışmalar biraz önce MYK’da da ele alındı ve yakından takip edilecektir. Her zaman söylediğimiz gibi yanlış haberlerden ve aşırı söylemlerden kaçınılmalıdır.

Filistin’i Filistinliler yönetmelidir ve bu iradeyi gölgeleyecek tutumlardan uzak durulmalıdır. Kalıcı barışın tek yolu ateşkesin kalıcı hâle gelmesi ve ardından 1967 sınırları temelinde, başkenti Doğu Kudüs olan, entegre ve toprak bütünlüğüne sahip bir Filistin devletinin kurulmasıdır. Bu gerçekleşmeden kalıcı barış mümkün değildir.

"GAZZE BİR EMLAK DEĞİL, VATANDIR"

Ayrıca son derece acımasız ve yanlış ifadeler kullanılmaktadır. Gazze bir emlak değildir, emlak yaklaşımıyla değerlendirilecek bir toprak parçası değildir, Gazze bir vatandır ve bunu yok sayan yaklaşımlar son derece vahşi ve barbar söylemler anlamına gelir. Gazze, asil ve soylu insanların insanlığa ve direnişe ders vermiş olduğu bir vatandır. Bu nedenle Filistin’i Filistinlilerin yönetmesi ilkesine ve Gazze’nin Batı Şeria ile birlikte Filistinlilerin vatanı olduğu gerçeğine saygı duyulmalıdır. Gazze Barış Kurulu çerçevesindeki çalışmalar da bu anlayışla sürdürülmelidir.

SORU CEVAP 

Özgür Özel'in "Kobani'ye yönelik iddiaların Obama'nın talimatıyla yapıldı" iddiasına cevap:

 Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki bu konu bir kampanya olarak, Kürt meselesini istismar etmeyi adeta meslek ve kariyer hâline getirmiş bazı siyasetçiler tarafından gündeme taşınmıştır ve burada ciddi bir siyasi okuryazarlık problemi olduğu bir kez daha görülmüştür.

Bizim söylediğimiz şudur: O dönemde Obama, Kobani’deki insani duruma dikkat çekmeye çalışıyordu ve bu çerçevede Cumhurbaşkanımızı aradı. “Şöyle yapın, böyle yapın” şeklinde bir talimat söz konusu değildir, bu görüşmelerin tamamı devlet tutanaklarında mevcuttur.

Zaten Türkiye o sırada kendi hazırlıklarını yapmıştı, ayrıca şu hususu özellikle vurgulamak gerekir ki, yardım götürülmesi iradesi ortaya konulduğunda PKK bu yardımı engelliyordu ve bunun sebebi, sivil Kürtlerin ve sivillerin ölmesini örgüt propagandası malzemesi hâline getirmekti.

Daha sonra Türkiye, terör örgütünün bu blokajını bypass edecek bir yöntem geliştirdi ve böylece PKK’nın siviller üzerinden propaganda yapmaya dönük barbar yaklaşımı çökertildi

Obama’nın araması, o dönemdeki uluslararası gündeme işaret etmek bakımından zikredilmiştir, oysa bundan çok önce Türkiye, yardımlarla ilgili hem fiziki hem de insani anlamda çok yönlü stratejilerini geliştirmişti. Buna rağmen, bu konuyu siyasi istismar hâline getirmiş bazı siyasetçiler günlerce bunu dillendirdiler. Cevap vermeye gerek de duymadım çünkü cevap verecek bir şey yoktu.

Asıl ilginç olan, Cumhuriyet Halk Partisi gibi köklü bir partinin genel başkanının gündemine bu meselenin bu şekilde sokulmasıdır.

"ŞİMDİ MUTFAKTA BİRİ BİLE YOK" 

Burada temel problem, Sayın Özgür Özel’in bilgiyle, meseleleri doğru anlamakla ve siyaseti öğrenmekle ilgili ciddi sorunlar yaşamasıdır. Mesela Aydın’da meydanda yapılan bir mitingi kapalı salonda yapıldı diye anlatması, Obama meselesindeki siyasi akletme düzeyiyle aynıdır. Hatta daha vahim örnekler vardır. Okumadığı romandaki karakteri tersinden anlatan, meydanda yapılan mitingi kapalı salon diye aktaran ve ardından Obama’nın talimat verdiği gibi bir iddiayı grup konuşmasına taşıyan bir yaklaşım, maalesef kendisini bilgilendirenlerin yetersiz ve niteliksizliğini de göstermektedir. Dış politikada da benzer hatalar yapılmıştır. Eskiden “mutfakta biri mi var” denirdi, şimdi ortada mutfak bile yok, tamamen terk edilmiş bir durum söz konusudur. 

Kobani'ye insani yardım gönderilecek mi?

11 TIR yadım gönderdik. Bu yardımlar kesintisizi bir şekilde devam edecek. Suriye'deki Kürt kardeşlerimizi o koşullar halimde asla bırakmayacağız.

Cumhurbaşkanı Erdoğan adına müze yapılıyor iddialarıyla ilgili yanıt:

Sayın Cumhurbaşkanımızın siyasi dönemdeki faaliyetlerini hatırlatacak devletin o zaman ki hafızasına boyut katacak şekilde bu müze yapılıyor. Mili Saraylara bağlı çalışacak. Tüm vatandaşlarımızın ziyaretine açık bu dönemde yaşananların gelecek kuşaklara anlatılmasını somut bir alan olacak.

 İsrail basınında yer alan Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın oğlu Bilal Erdoğan dahil 29 Türk vatandaşının ülkeye girişlerinin yasaklanması ile ilgili yanıt:

Net bir şekilde görülüyor. Bilal Bey'in ve bahsedilen isimlerin Filistin konusundaki hassasiyeti her sene yılbaşı sabahı yapılan mitingden bir takım Siyonist çevrelerin duyduğu rahatsızlık onu net bir şekilde ifade ediyorlar. Mesele burada İsrail'in ülkeye kimin girip girmemesini yasaklaması değil. Esas mesele İsrail'in kendisi ülkelerinin bu Siyonist katillerin isimlerinin adı altında yer alıyor olmasıdır. Bilal Bey'i diğer isimleri yasaklayıp yasaklamamasının herhangi bir önemi yok. Tam tersine bu katil hükümetin onayladığı kişiler olmaktan korkmak lazım.Onların yasakladığı ya da eleştirdikleri kişiler olmak herkes için şeref madalyasıdır.

"KIRMIZI ÇİZGİ İHLAL EDİLMİŞTİR"

Sayın Cumhurbaşkanımız burada net bir şekilde Başbakanlığı döneminde Suriyeli kardeşlerimize nasıl sahip çıktığını anlattım. Son süreçte Devlet Bey'in tarihi çağrısıyla Terörsüz Türkiye, terörsüz bölge çerçevesinde ortaya koyduğu basireti herkes gördü. Bazı isimlerin sayın Cumhurbaşkanımıza sayın Devlet Bahçeli'ye kullandığı ifadeler son derece ahlak dışı ifadelerdir. Bu cümlenin sık sık kurulması lazım, bu ifadeleri lanetliyoruz.

Onların hukukunun korunması bizim kırmızı çizgimizdir. Bunu ihlal edenler düne kadar burada terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge konusunda sayın Cumhurbaşkanımızın devlet iradesini ve sayın Bahçeli'nin çağrısının altını çizerek ifade ediyorlardı. Bugün 'Kürtlere sahip çıkıyorum' diyerek terör örgütüne sahip çıkmaları sayın Cumhurbaşkanımız sayın Bahçeli'yi o cümlelerle hedef alması en büyük Kürt düşmanlığıdır. Bu kırmızı çizgi ihlal edilmemeliydi. Bunu ihlal etmişlerdir. Bölgedeki Kürtlere emperyalizm ve siyonizm musallat olmuş iken sayın Cumhurbaşkanımızın ve sayın Bahçeli'nin yüksek bir yaklaşım ve irade ortaya çıkmış iken sayın Cumhurbaşkanımıza ve sayın Bahçeli'ye bu cümlelerle saldırmak emperyalizm safında rezervasyon yaptırmaktır.

(İBB kreş soruşturması): Burada bir şey var. Daha önce toplantılarda konuştuk. Yerel seçimlerden sonra CHP söylem kullanmaya başladı. 'AK Parti merkezde biz de yerelde iktidarız' dendi. Buna yüksek tepki geldi. Sanki ikili devlet yapısı varmış gibi konuşmaya başladı CHP. Türkiye'de tek bir iktidar vardır, belediyeler de bu hukuk sistemi içerisindedir. O mantığın devamı olarak tuttular, bu açtıkları kreşleri yasal boşluktan faydalanarak çocuk oyun evi, çocuk etkinlik alanı adı altında Milli Eğitim ve Aile Bakanlığı'nın denetimlerinin dışında kurguladılar.

Bu denetimler çok önemli. Dünyanın her tarafında son derece acı verici şekilde istismarlar oluyor maalesef. Burada ciddi denetimler yapmak, mekanizmaları doğru kurmak gerekiyor. Kamera kayıtlarını 20 gün boyunca vermiyorlar. Denetimden kaçırılmış.

Dünyanın çeşitli yönlerinden örnek verdiği yerler federal devlet. Niçin bu bakanlıkların denetiminden kaçırılıyor sorusu büyük bir sorudur. Bizim modelimizde denetimi Aile Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı tarafından sağlanır. Personel ona göre seçilir. Burada maalesef yasal boşluktan faydalanılarak bu kreşleri kurmuşlar. Şimdi bunları söyleyince kreşlere karşı mısınız diyorlar. Mesele devlet içinde devlet gören bir anlayışın ürettiği yanlış sonuçlarla toplumların karşılaşmaması sağlanmadır.