HABER /  AK PARTİ

Binali Yıldırım'dan YSK'ya İstanbul suçlaması

AK Parti İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Binali Yıldırım, TV5'te soruları cevapladı. Saadet Partililerden oy istemesinden duyulan rahatsızlığı dile getiren Yıldırım, oyların çalındığı iddiasını bir kez daha tekrarladı.

AK Parti İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Binali Yıldırım, iptal edilen seçimlerin tek sorumlusunun Yüksek Seçim Kurulu olduğunu söyledi. YSK'nın işini düzgün yapmadığını ifade eden Yıldırım, kamplaşma yerine adayların ve onların projelerinin tartışıldığı bir kampanya süreci götürmek istediğini kaydetti.

Binali Yıldırım, TV 5'te yayınlanan Seçil Özel programında konuştu. Seçimlerin olgulardan değil algılar üzerinden değerlendirildiğini ifade eden Yıldırım, aday olmak istemediği iddialarına ise karşı çıktı.

İşte Yıldırım'ın açıklamalarından bazı satır başları:

"Bu seçimin en önemli özelliği olgulardan değil algılarla kampanya sürecinin ilerlemesi. Bu da benim hakkımda söylenen bir algıdır (aday olmak istemedi). Beni istemediğim bir göreve kimse zorla getiremez. İnsan bir şeyi istemezse içine sinmezse o işi yapamaz. Yapsa da o işten bir haz duyamaz. Bizim bir tabirimiz vardır. İstenmeyen aş ya karın ağrıtır ya da baş! Çok onurlu ve heyecan verici bir görev. Düşünün Peygamberimizin müjdelediği bir şehirden bahsediyoruz.

"Ben isterim ki seçim yerelde odaklansın"

İstanbul seçimlerinin ittifaklar nedeniyle biraz abartıldığını düşünüyorum. Benim de çok arzu etmediğim bir durum. Ben isterim ki seçim yerelde odaklansın. Yani seçimin öznesi İstanbul olsun. İttifaklar arası sert siyasi söylemlerin arasında İstanbul'un gölgelenmesini istemiyorum. İstanbul konuşulsun istiyorum. İstanbul'un projelerini konuşmamız lazım. Gençlerin ihtiyaçlarını konuşmamız lazım. Kadınlarımızın hayatın her alanında daha fazla yer almasını konuşmamız lazım. Seçim kampanyasında zaman zaman bunları konuşamıyoruz ne yazık ki! Benim istediğim adayların ön plana çıkması ve talip oldukları İstanbul için ne yapacaklarını anlatma zemini bulmaları.

Ana unsuru İstanbul için ne yaptıysak, Türkiye için ne yaptıysak yine biz yaparız. "Her şey çok daha iyi olacak" söylemine karşı "her şeyin daha iyi olacağı" konusunda Sayın Cumhurbaşkanımızın bir söylemi var. Bizim tabanımızda bunu bir söyleme dönüştürerek tekrarladı. O doğal olarak gelişti.

"Seçimlere şaibe bulaştı"

Biz 31'inde seçimi kaybetmedik o seçim tamamlanmadı. Yani tamamlanan bir seçimden bahsetmiyoruz. Sakatlanmış şaibe oluşmuş ve İstanbul'un iradesinin tam anlamıyla sandığı yansımadığı bir seçim. Dolayısıyla YSK'da seçimin yenilenmesine karar verdi. Esasında kampanya devam ediyor. Yani 31 Mart öncesi devam eden kampanya şu anda da devam ediyor. 23 Haziran'da bu seçimler yapılacak ve ümit ederim bu kez seçimin güvenliği, oyların yerli yerine gitmesi konusunda gerekli tedbirler alınmış olur. Bir daha bu seçimler üzerinden bir tartışma olmaz.

Oyları kim çaldı?

Dikkat ederseniz YSK, bu kanunsuzluklar için suç duyurusunda bulundu. Çalma hukuki bir terim değildir ki... YSK'nın mevzuatında böyle bir tanım yok. Neden çalındı diyorum. Sözümün arkasındayım. Eğer oyların yüzde 10'u sayıldığında, siz hakkınız olan ve çalınmış oyların 16 binini geri kazanıyorsanız, 29 binden 13 bine düşüyor ise bunun adı çalmadır. Nerede bu oylar? Eğer çalınmasaydı bu oylar benim haneme yazılacaktı. Benden alınmış ve başka yere yazılmış. Bunun adı nedir? Biz hemen hemen eşit oy aldık. Eğer yüzde 10 sayıldı, birbirine yakın oy almışız. Eğer bu iptal geçerli hale geliyorsa bir tane bana gelmesi lazım bir tane de rakibime gelmezi lazım. Öyle değil mi? Her seferinde ben kazanıyorum. 10 tane oy bana dönüyor bir tane oy ona yazılıyor. Dolayısıyla yüzde 10'de yarıdan fazla fark kapanıyorsa yüzde yüzün sayılması halinde seçimin değişeceği ayan beyan ortadır. Onun için biz hiçbir zaman bu seçimin yenilenmesini istemedik. Dedik ki burada bir anormallik var, bir şaibe var, yolsuzluk var bunların tamamını sayalım. Hiç kimsenin kafasında bir şey kalmasın. Gelir görün ki biz bunu CHP'ye kabul ettiremedik. İtiraz ettiler ve böyle oldu.

"Aslında YSK her iki adayı da mağdur etti"

Orada bir ayrıntıyı kaçırıyoruz. Aynı gerekçe olabilir ama orada yapılan işlemler her seçimin sonucunu değiştirmiyor. Buradaki ölçü şudur. Seçim kurulu diyor ki sandık kurulu görevlendirmeleri kanuna aykırı olmuş. Peki başka ne olmazı lazım. Ehliyeti olmayan bu sandık kurulu üyelerinin olduğu sandıklarda oylar şüpheli hale gelmiş ise ve bu şüpheli oy sayısı da seçim sonucunu değiştiriyorsa o zaman bu seçimler sakatlanmış demektir. Tespit yapıyor 755 sandıkta. Bunların toplam oy 232 bin. Biraz daha detaya giriyor. 108 sandıkta da sandık sayım ve sonuç tutanakları ya hiç yok, ya imzasız ya da boş kağıt. Bu da 30 bin küsur oy ediyor. Aradaki fark ise 13 bin küsur. Bu iki durum, seçimin sonucunu değiştirdiğine kanaat getiriyor. Bunu da sandık kurullarındaki atamalarla birleştirerek böyle bir karar veriyor. Aslında YSK her iki adayı da mağdur etti. Asıl mağdur olan da 8,5 milyon işini gücünü bırakan İstanbullu oldu. İşlerini düzgün yapsalardı bu olmayacaktı. Bunları da konuşmuyor olacaktık. YSK bu işin müsebbibi. İşini düzgün yapmadı ve bun sonuca neden oldu. Gerekçeli kararında da bunu itiraf etti ve soruşturma başlatıldı. Bunu da açıkladılar.

"Oy almak için bölücülerle hareket edemeyiz"

HDP'yi Kürtlerle karıştırmamak lazım. Kürtlerden AK Parti'ye çok büyük bir destek var. Dolayısıyla söylemler tabii kişilere göre değişebilir ama asıl vurgu bu ülkenin üniter yapısıyla bütün farklılıkları millet şuuru içerisinde yaşatmayı anlamamız lazım. Bu ülküye sahip olan her kişinin başımızın üzerinde yeri vardır. Ama oy almak için bölücülerle hareket edemeyiz. 

Pontus tartışması

Doğrusu insanların etnik kimlikleri kendi tercihleri değil. Doğuştan gelen bir kimliğimiz. İnsan etnik kimliğiyle de gurur duymalı. CHP adayının etnik kimliği beni ilgilendirmiyor. Onun cevabını verecek olan kendisidir. Ne olursa olsun ben geçmişimle gurur duyuyorum. Eğer bunun üzerinden bir fatura kesilecekse kesilsin. Ben asla kimliğimi saklamam. Ben olsaydım gerilime girmezdim. Cevap verir olay biterdi. 

Saadet Partililerden oy istemesi

Ne var bunda? Ben bu kökenden geliyorum. İlk defa 1970 yılında siyasete Necmettin Erbakan ile başladım. Kimse bu dava kendisinin gibi konuşmasın. Saadet Partisi'nin adayı var. Belli ki bu seçim iki aday arasında geçiyor. İstatistikler bunu söylüyor. Ben Saadet Partili kardeşlerimin oylarına talibim. Buna hakkım olduğunu da düşünüyorum. Yöneticiler düzeyinde maksadını aşan cümleler söylenmiş olabilir. Bu meseleyi onlara bırakalım. Hepimiz bir zamanlar aynı sıkıntıyı yaşadık. Şimdi de beraber olabiliriz."

GÜNÜN ÖZETİ
Yorumlar 44 yorum