Akın Gürlek operasyon yapıyor
DEVLET YÖNETİMİNDE İHMALİN BAHANESİ OLAMAZ
Bakan Akın Gürlek Operasyon Üstüne Operasyon Yapıyor
Peki Düne Kadar Neden Yapılmadı?
Türkiye son bir haftada peş peşe gerçekleştirilen büyük operasyonları konuşuyor.
Sokak çeteleri…
Yeni nesil suç örgütleri…
Uyuşturucu baronları…
Vatandaşın sofrasına el uzatan fırsatçılar…
Tefecilik, yağma, tehdit ve şantajla milletin malına çöken karanlık yapılanmalar…
Adalet Bakanı Sayın Akın Gürlek’in göreve gelmesinden sonra yargı ve güvenlik birimleri arasındaki koordinasyonun hızlanmasıyla devlet, uzun süredir toplumun huzurunu bozan yapılara karşı sert biçimde harekete geçti.
“Sokaklar Güvende” operasyonları kapsamında 78 Cumhuriyet Başsavcılığının koordinasyonunda 148 eş zamanlı operasyon düzenlendi. 2 bin 447 şüpheli hakkında adli işlem yapıldı.
İstanbul merkezli 20 ilde yeni nesil suç örgütlerine yönelik operasyonlarda yüzlerce şüpheli yakalandı.
Mersin Limanı’nda gerçekleştirilen operasyonda 350 kilogram kokain ele geçirildi. Zehir tacirlerinin gençlerimizin hayatına, ailelerimizin geleceğine ve Türk milletinin yarınlarına uzanan eli kesildi.
Yaş sebze ve meyve piyasasında fahiş fiyat ve piyasa manipülasyonu iddialarına yönelik soruşturmada 22 ilde 41 şüpheli hakkında gözaltı kararı verildi.
Tefecilik, yağma, tehdit, belgede sahtecilik ve kasten öldürme suçlarıyla bağlantılı yapılanmalara yönelik operasyonlarda milyarlarca liralık para hareketleri tespit edildi, yüz milyonlarca liralık mal varlığına el konuldu.
Bunlar sıradan operasyonlar değil.
Bunlar Türk devletinin, “Sokağı da piyasayı da limanı da milletin alın terini de sahipsiz bırakmayacağım” demesidir.
Bunlar devletin yeniden yumruğunu masaya vurmasıdır.
Çünkü güvenlik yalnızca sınırlarımızın korunması değildir.
Güvenlik;
Bir annenin çocuğunu sokağa korkmadan gönderebilmesidir.
Bir esnafın tehdide boyun eğmeden kepengini açabilmesidir.
Bir çiftçinin ürününü üç kuruşa kaptırmamasıdır.
Bir vatandaşın tefecinin eline düşmemesidir.
Bir gencin uyuşturucu çetelerinin ağına teslim edilmemesidir.
Devletin görevi, suç işlendikten sonra yalnızca tutanak tutmak değildir. Suçu doğuran, büyüten ve finanse eden bütün damarları kesmektir.
Bakan Akın Gürlek döneminde ortaya konulan irade tam da bu açıdan çok önemlidir.
Operasyonlar sadece suçluların kapısını çalmıyor.
Toplumda yerleşen “Yapanın yanına kâr kalıyor” anlayışını da hedef alıyor.
Asıl mücadele buradadır.
Çünkü bir ülkede insanlar adalete güvenmezse devlete olan aidiyetleri zayıflar.
Vatandaş suçlunun kendisinden daha güçlü olduğuna inanırsa sessizleşir.
Gençler çetelerin sokakta devletten daha etkili olduğunu düşünürse o ülkede yalnızca asayiş değil, gelecek de tehlikeye girer.
Bugün yürütülen operasyonların en büyük başarısı sadece gözaltı sayısı değildir.
Millete verilen mesajdır:
Türk devleti buradadır.
Türk devleti ayaktadır.
Türk devleti milletine uzanan eli kıracak kudrete sahiptir.
Ancak bu operasyonların başarısını konuşurken sormamız gereken çok daha önemli sorular var.
Bu yapılar dün mü ortaya çıktı?
Bu çeteler bir gecede mi büyüdü?
Uyuşturucu baronları limanlara dün mü yerleşti?
Tefeciler vatandaşın malına bugün mü çökmeye başladı?
Fiyatlarla oynayan, piyasayı yönlendiren ve milletin sofrasını küçülten yapılanmalar birkaç hafta içinde mi oluştu?
Hayır.
O zaman sormak gerekiyor:
Önceki yönetimler döneminde neden aynı hız, aynı kararlılık, aynı cesaret ve aynı koordinasyon sağlanamadı?
İhbarlar mı değerlendirilmedi?
Dosyalar mı bekletildi?
Kurumlar arasında bilgi mi paylaşılmadı?
Savcıların önündeki engeller mi kaldırılmadı?
Yoksa bürokrasinin alışılmış hantallığı, milletin güvenliğinden daha mı önemli görüldü?
Sayın bakan Gürlek’in kısa sürede harekete geçirebildiği mekanizma daha önce neden çalıştırılmadı?
Bugün binlerce şüpheli hakkında işlem yapılabiliyorsa dün neden yapılamadı?
Bugün suç örgütlerinin mal varlıklarına el konulabiliyorsa dün neden onların finansal damarları kesilmedi?
Bugün limanlardaki zehir sevkiyatı takip edilebiliyorsa dün hangi denetim mekanizması eksik bırakıldı?
İşte cevaplandırılması gereken esas sorular bunlardır.
Kimse eleştiriyi şahsi husumet olarak görmemeli.
Adalet Bakanlığı bir makam odasından ibaret değildir.
Adalet Bakanlığı, Türk milletinin devlete duyduğu güvenin merkezidir.
O koltuğa oturan herkes milletin canından, malından, huzurundan ve adalet duygusundan sorumludur.
“Bizim dönemimizde de çalışmalar yapıldı” demek yetmez.
Sonuç nerede?
Millet sonuç görmek ister.
Çocuklarımız sokakta çeteler tarafından kullanılırken, gençler uyuşturucu batağına sürüklenirken, esnaf haraçla karşı karşıya kalırken hangi bürokratik gerekçe kabul edilebilir?
Hiçbiri…
Devlet yönetiminde ihmalin bahanesi olmaz.
Çünkü zamanında açılmayan her dosya suç örgütlerine zaman kazandırır.
Zamanında yapılmayan her operasyon çetelere eleman kazandırır.
Kesilmeyen her finansal kaynak suç örgütlerine silah olarak döner.
Geciken adalet yalnızca adalet olmaktan çıkmaz; suçlunun cesaretine, milletin ise çaresizliğine dönüşür.
Bu nedenle geçmiş dönemler ciddi biçimde incelenmelidir.
Hangi dosya ne kadar bekletildi?
Hangi soruşturmada gecikme yaşandı?
Hangi kamu görevlisi görevini yapmadı?
Kim bürokratik ihmalle suç örgütlerine hareket alanı bıraktı?
Varsa siyasi, bürokratik ya da ekonomik koruma ilişkileri ortaya çıkarılmalıdır.
Ucu kime dokunursa dokunsun…
Makamına, unvanına, siyasi yakınlığına bakılmadan hesabı sorulmalıdır.
Milliyetçilik Türk milletinin evladını uyuşturucu baronlarına teslim etmemektir.
Milliyetçilik çiftçinin alın terini fırsatçıların insafına bırakmamaktır.
Milliyetçilik esnafı tefeciden, aileyi çeteden, sokağı silahtan korumaktır.
Milliyetçilik devletin otoritesini suç örgütlerine karşı sonuna kadar savunmaktır.
Bu operasyonlar devam etmeli.
Ancak operasyon kadar önemli olan bir başka mesele daha var:
Devlet kendi içindeki ihmali de temizlemelidir.
Çünkü suç örgütleri yalnızca silahla büyümez.
İhmalle büyür.
Sessizlikle büyür.
Denetimsizlikle büyür.
“Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” anlayışıyla büyür.
Türk devleti yılanı bin yıl yaşatmaz.
Başını ezer.
Sayın Akın Gürlek’in ortaya koyduğu kararlılık toplumda yeniden bir güven iklimi oluşturmuştur. Fakat bu güvenin kalıcı olması için operasyonların kişilere bağlı olmaktan çıkarılması, devlet politikası hâline getirilmesi gerekir.
Bugün Akın Gürlek var diye çalışan sistem, yarın başka bir isim geldiğinde durmamalıdır.
Çünkü mesele bir kişinin başarısından daha büyüktür.
Mesele Türk milletinin huzurudur.
Mesele devletin itibarıdır.
Mesele Türkiye Cumhuriyeti’nin sokaklarında çetelerin mi, Türk devletinin mi sözünün geçeceğidir.
Cevap açıktır:
Bu vatanda yalnızca Türk devletinin hükmü geçer.
Şimdi geçmişte bu iradeyi göstermeyenlerin milletin karşısına çıkıp cevap verme zamanıdır.
Neden beklediniz?
Neden görmediniz?
Kime hizmet ettiniz?
Neden zamanında müdahale etmediniz?
Ve en önemlisi…
Akın Gürlek’in birkaç ayda harekete geçirdiği devlet gücünü siz neden yıllarca tam kapasiteyle kullanmadınız?