Sağ Kesimin Ayşe Barım’ı Kim?

Ayşe Barım tartışması, bize yalnızca sanat dünyasındaki güç ilişkilerini göstermedi. Aynı zamanda çok daha temel bir soruyu hatırlattı:

Bir ülkede kimin görünür olacağına kim karar veriyor?

Sol kesimin sanat ve oyunculuk dünyasında kimin ekrana çıkacağına, kimin hangi projede yer alacağına, kimin görünür olup kimin görünmez kalacağına etki eden bir düzen olduğu uzun zamandır konuşuluyordu.

Sol çevrelerde sanatçıların ve oyuncuların önünü açtığı ya da kapattığı iddia edilen bir menajerlik düzeni varsa, sağ ve muhafazakâr çevrelerde bu düzenin karşılığı nedir?

Daha açık soralım:

Sağ kesimin Ayşe Barım’ı kim?

Belki de yanlış soruyoruz.

Çünkü karşımızda tek bir kişi değil; televizyon yöneticilerinden iletişim danışmanlarına, yapımcılardan gazete idarecilerine, vakıflardan derneklere kadar uzanan kapalı bir seçme sistemi olabilir.

Bu sistemin nasıl çalıştığını anlamak için çok derin araştırmalara gerek yok.

Televizyonu açın, yeter.

Yıllardır aynı yorumcular…

Aynı “kulis bilgileri”…

Aynı öngörüler…

Aynı siyasi cümleler…

Birinin söze başladığı yerde diğerinin nasıl devam edeceğini tahmin edebiliyorsunuz. Çünkü farklı ekranlarda görünseler de aynı düşünce kalıbından konuşuyorlar.

Aynı kavramlar…

Aynı ezberler…

Aynı övgüler…

Aynı hedef göstermeler…

Sanki hepsi aynı merkezde hazırlanmış metni, farklı televizyon kanallarında sırayla okuyor.

Tahminleri tutmadığında kaybolmuyorlar.

Yalnızca program değiştiriyorlar.

Toplumda karşılık bulamadıklarında sorgulanmıyorlar.

Daha fazla ekrana çıkarılıyorlar.

Burada artık doğal bir tercih değil, görünmez bir tercih düzeni olduğu düşünülüyor.

Peki bu tercihleri kim yapıyor?

Kimin “güvenilir gazeteci”, kimin “önemli akademisyen”, kimin “etkili siyasetçi”, kimin “kanaat önderi” olduğuna kim karar veriyor?

Bu ülkede başka gazeteci, akademisyen, yazar ve siyasetçi mi kalmadı?

Var.

Fakat çoğunun doğru kişiye ulaşacak telefon numarası ya da mail adresi yok.

O nedenle yıllardır çalışan, üreten, sahayı bilen, toplumun gerçek meselelerine dokunan yüzlerce insan kapının önünde bekliyor.

Çünkü sağ kesimde liyakat sorunu çoğu zaman “sadakat” kelimesinin arkasına saklanıyor. Başarı için yalnızca çalışmak, üretmek ve liyakat sahibi olmak yetmiyor. Görünmez bir onay mekanizmasından geçmeniz gerekiyor.

Kimse bu mekanizmanın adını bilmiyor.

Bu mekanizma kapalı devre bir sistemle ilerliyor.

Fakat herkes sonuçlarını görüyor.

Kadınlar Neden Ekranda Yok?

Bu sistemin en çarpıcı tarafı ise kadınlara karşı kurulmuş görünmez duvar.

Akşam haberlerinden tartışma programlarına kadar ekranlara bakın.

Beş erkek konuşuyor.

Altı erkek tartışıyor.

Yedi erkek Türkiye’nin geleceğini yorumluyor.

Kadınların hayatını ilgilendiren konuları bile erkekler anlatıyor.

Ekonomi konuşuluyor, kadın yok.

Dış politika konuşuluyor, kadın yok.

Güvenlik konuşuluyor, kadın yok.

Siyaset konuşuluyor, kadın yok.

Bir kadın akademisyen, gazeteci ya da siyasetçi ekrana çıktığında ise neredeyse olağanüstü bir olay yaşanmış gibi oluyor.

Sanki kanallar arasında yazı tura atılmış:

“Bu akşam bir kadın çıkaralım mı?”

“Yazı gelirse çıkaralım, tura gelirse yine beş erkekle devam ederiz.”

Mesele kadın bulunamaması değil.

Türkiye’de alanında uzman yüzlerce kadın akademisyen, gazeteci, hukukçu, ekonomist, iletişimci ve siyasetçi var.

Mesele onların görülmemesi.

Daha doğrusu, görmek istenmemesi.

Kadınlardan çoğu zaman uzmanlık değil, dekoratif bir temsil bekleniyor. Bir kadın ekrana çıkarılacaksa ya yalnızca “kadın meselelerini” konuşması isteniyor ya da erkek egemen masada sessiz ve uyumlu kalması bekleniyor.

Güçlü bir kadın konuştuğunda “fazla iddialı” bulunuyor.

Net konuştuğunda “sert” deniliyor.

İtiraz ettiğinde “uyumsuz” ilan ediliyor.

Erkekte karizma sayılan özellik, kadında problem kabul ediliyor.

Sonra da çıkıp “Kadınlar neden daha görünür değil?” diye soruyorlar.

Çünkü kapıyı açmıyorsunuz.

Çünkü ekranı yıllardır aynı erkekler arasında paylaştırıyorsunuz.

Çünkü yeni bir kadının yükselmesini fırsat değil, mevcut düzen için tehdit olarak görüyorsunuz.

Sadakat mi, Kapı Bekçiliği mi?

Sağ kesimde bu düzen çoğu zaman “güven” ve “sadakat” kavramlarıyla meşrulaştırılıyor.

Oysa güvenilir insanlarla çalışmak başka, bütün imkânları dar bir çevreye dağıtmak başkadır.

Sadakat başka, kapı bekçiliği başkadır.

Bir düşünce dünyasını korumak başka, o düşünce dünyasını birkaç kişinin özel mülküne çevirmek başkadır.

Asıl sorun, ekranlarda aynı isimlerin bulunması da değildir.

Asıl sorun, farklı isimlerin sistemli biçimde dışarıda kalmasıdır.

Çünkü sürekli aynı insanları dinleyen bir siyasi yapı, bir süre sonra milletin sesini değil, kendi çevresinin yankısını duymaya başlar.

Ankara’daki birkaç davete katılanlar “toplumun temsilcisi” sayılır.

Birbirini televizyona çağıranlar “kanaat önderi” ilan edilir.

Birbirinin yazısını paylaşanlar “güçlü kamuoyu” zannedilir.

Oysa Anadolu’da çalışan, üreten, topluma dokunan; fakat bu çevrelere ulaşamayan binlerce nitelikli insan vardır.

Özellikle de kadınlar…

Onların önündeki engel yeteneksizlik değil, görünmezliktir.

Sayın Cumhurbaşkanı ve bu konuda söz sahibi olan devletin, hükümetin çok kıymetli yetkililerine bu soru sorulmalı.

Bu mesele yalnızca televizyonculuk meselesi değildir.

Bu, doğru insanların karar vericilere ulaşıp ulaşamaması meselesidir.

Sayın Cumhurbaşkanı’nın, bakanların ve medya yöneticilerinin şu soruyu sorması gerekiyor:

Bize sürekli aynı isimleri kim öneriyor?

Neden yıllardır aynı gazeteciler, aynı yorumcular, aynı akademisyenler ve aynı sivil toplum temsilcileri önümüze getiriliyor?

Neden yeni ve nitelikli kadınlara ve genç akademisyenlere alan açılmıyor?

Neden toplumda gerçek karşılığı bulunan insanların yerine, birbirini ağırlayan dar çevreler tercih ediliyor?

Belki sağ kesimin Ayşe Barım’ı tek bir kişi değildir.

Belki bu isim; davet listesini hazırlayan, ekran konuğunu belirleyen, dosyayı yukarıya ulaştırmayan, yeni bir ismi “riskli” bularak eleyen herkesin ortak adıdır.

Bu nedenle aranması gereken yalnızca bir kişi değil, bir zihniyettir.

O zihniyet değişmedikçe ekranlar değişmeyecek.

Ekranlar değişmedikçe yeni fikirler duyulmayacak.

Yeni fikirler bilgiyle gelişmedikçe toplumsal yapı değişmeyecek.

Kadınlar ise kendilerine sıra gelmesini beklemeye devam edecek.

Son sözümüz açık olsun:

Sağ mahallenin bilgili, donanımlı, ekran hakimiyeti yüksek insan sorunu yoktur; doğru kapıya ulaşamama, dikenli tellerle ve yüksek duvarlarla örülü sorunu vardır.

Ve artık o kapının önünde kimin beklediğinden önce, anahtarın kimde olduğuna bakmanın zamanı gelmiştir.