YAZARLAR

Osman DİYADİN

Osman DİYADİN

o.diyadin@hotmail.com @diyadinosman rss Eklenme Tarihi: 24 Ocak 2017 09:18 - Güncelleme: 24 Ocak 2017 11:24

Tek adam!..

Türk siyaset tarihinde çift başlılık hep sorun olmuştur…

Öyle ki…

Cumhuriyet’i kuran o büyük irade Mustafa Kemal Atatürk ile en yakın silah arkadaşı İsmet İnönü’nün arası, Cumhurbaşkanı-Başbakan ilişkisi içindeyken açılmış ve kopmuştur..

Ve İnönü istifa etmek zorunda kalmıştır!

AB eski Bakanı Egemen Bağış’ın “Atatürk dönemi de örtülü Başkanlık sistemi gibiydi” sözleri üzerine hafızaları tazelemek için daha önce de kaleme aldığım Mustafa Kemal Atatürk-İsmet İnönü arasında yaşanmış tarihsel bir olayı tekrar gündeme getirmek istedim..

İyi okuyun..

                                                 ***

Atatürk 18 Eylül 1937’de Atatürk Orman Çiftliği’nde yapılması planlanan fabrika hakkında Çiftlik Müdürü Tahsin ve Hasan Rıza Soyak’tan bilgi alır.

Bu kişiler, fabrikanın verimli olabilmesi için devletin işin içine girmesi, hatta İstanbul’daki Bomonti fabrikasının da devletçe satın alınması gerektiğini söylerler..  
Halbuki İnönü buna baştan beri karşıydı.  
O sırada orada bulunan Dahiliye Vekili Şükrü Kaya konuşmaları İsmet Paşa’ya aktarınca olanlar olur.

O günün akşamı söz çiftlik ve bira fabrikasına gelince, İsmet Paşa gayet sinirli bir şekilde, kendisinden aldığı bilgilerden yetinmeyerek çiftlik müdüründen fikir aldığı için Atatürk’e sitem eder.

Hasan Rıza Soyak’ın anlattığına göre, İnönü Atatürk’e “Ne oldu Paşam size? Eskiden böyle değildiniz. Artık emirlerinizi hep sofradan mı alacağız? Aramıza Kara Tahsinler giriyor. Konuşmamıza meydan vermiyorlar...” der.

Atatürk yanındakilere alçak sesle “Yahu İsmet Paşa’ya ne olmuş, kendisini çok asabi görüyorum” diyerek olayın büyümemesi için sofrayı erkenden dağıtır..
Gece olaysız kapanmıştı ama konuklar gittikten sonra olanları, Salih Bozok’la birlikte köşkte kalan Kılıç Ali şöyle anlatıyor:
 Önce Atatürk’ün sesi duyuldu: 
“Neydi o sofradaki afra tafranız Paşa Hazretleri? Ne demek istediğinizi açıkça söyleyin bakalım!”
İsmet Paşa, çok yavaş sesle konuşuyordu. 
Dediklerini iyice duyamıyordum.  
Tek tük kulağıma ‘hükümet işleri’, ‘azarlanmak’ gibi kelimeler çarpıyordu.  
Atatürk’ün sesi tekrar yükseldi: 
 “Ne demek hükümet azası? Ya benim Devlet Reisi olarak görevim nedir? Yaaa! Demek öyle! Siz bildiğiniz gibi işleri yürüteceksiniz, ben de sizin işlerinizin mühürcübaşısı olacağım! Öyle mi? Sen böyle mi anlıyorsun Başvekilliği? Böyle mi memleket idare edeceksin? Başvekil demek layüsel (dokunulmaz) demek değildir. Elbette yaptığı işler tenkit edilecek. Tenkit edeceklerin en başında da ben geliyorum! Beğenmediklerimi söyleyeceğim, düzelteceksiniz. Sizin göreviniz bu.”
Yine İsmet Paşa konuşmaya başladı.  
Atatürk on dakika kadar kendisini dinledi, sonra: 
“Siz yorulmuşsunuz Paşa! Sinirleriniz bozulmuş! Yalnız sinirleriniz olsa yine de zarar vermez ama düşünce selametini de kaybetmişsiniz! Acele dinlenmeğe ihtiyacınız var! Size izin veriyorum, yerinize kimin vekâlet edeceğini yarın ajanstan öğrenirsiniz...”  
Yakup Kadri bu konuşmadan sonra yanlarından başı öne eğik şekilde geçen İsmet Paşa’nın gece Salih Bozok’un odasına gittiğini, kendisinin de yan odadan konuşmaları duyabildiğini belirtiyor.  
Yakup Kadri’ye göre İsmet Paşa, Atatürk’e ne kadar bağlı olduğunu, bu göreve kendisini onun getirdiğini, dolayısıyla da onun görevden almasının doğal olduğunu ancak kovulmasının kamuoyunun nezdinde itibarını yerle bir edeceğini söylüyor ve kendisine şereflice çekilme fırsatı verilmesini rica ediyordu.  
İsmet Paşa’nın bulduğu formül, yorgunluk mazeretiyle iki haftalık bir doktor raporu almak, ardından da istifa etmekti. Salih Bozok, Atatürk’ü uyandırmış ve teklifi iletmişti.

 Atatürk önce, “Hadi ya! Sofrada poz üstüne poz atıyordu. Neden amana düştü bakalım!” demiş ama sonra teklifi kabul etmişti. 

19 Eylül 1937’de Atatürk ve mahiyeti, II. Tarih Kongresi’ne katılmak üzere Ankara’dan İstanbul’a hareket etti. Trende İnönü de vardı.

Atatürk, “Bizi Paşa’yla yalnız bırakınız” demişti.

İki adam bir süre arkadaki salonda konuşmuşlardı. Diğerleri sofrada bekliyordu. Bir süre sonra İnönü görünmüştü. Yüzünde herhangi bir özel ifade yoktu. Sofraya oturmamıştı. Az sonra Atatürk gelmiş ve sofradakilere “Bu iş bitti!” demişti.  

İkilinin ne konuştuğunu ise İnönü hatıratında şöyle özetleyecekti:  
 
“... Trene girer girmez Atatürk beni yalnız yanına aldı. Akşam vuku bulan çekişmelere, hadiselere, tartışmalara kısaca işaret ederek, ‘şimdiye kadar beraber çalıştığımız zamanda pek çok defa kavga etmişizdir. Ama bu kadar açıktan, bu kadar serti olmamıştı. Bu sebeple sizin çalışmanıza biraz aralık vermek doğru olacaktır’ dedi. Ben, onun bu sözünün çok isabetli olduğunu söyleyerek atılgan ve samimi bir tavırla karşıladım. Çok müteşekkir olurum dedim. Onun üzerine derhal benim yerime getirmek istediği zatın adını söyledi. Celal Bey’i getireceğim dedi. Pek münasip olacağını, isabetli olacağını söyledim...” 

Sonucunda İsmet İnönü gidiyor, Celal Bayar Başbakan oluyordu (1)

                                                    ***

Evet Mustafa Kemal ile İsmet İnönü’nün arasını açan olay böyleydi..

Cumhurbaşkanı Atatürk’ün Başbakan İnönü’ye söylediği ‘Ben mühürcübaşı değilim’ sözü çok şey anlatıyor...

Mustafa Kemal'in Cumhurbaşkanı olarak nasıl ülke yönetimine ağırlığını koyduğunu icranın başı olduğunu ortaya koyuyor..

Ne demiştim..

Bu milletin gizli  genlerinde tek adamlık gerçeği var..

Gelelim  'Partili Cumhurbaşkanı olur mu  hiç'  eleştirilerine!..

Sevgili okurlar...

Önümde 12  Mayıs 1946 tarihi bir gazete manşeti..

Gazetenin adı; Son Posta...

Hani 'Partili Cumhurbaşkanı olmaz'  deniyor ya..

İyi okuyun...

‘Cumhuriyet Halk Partisi Büyük Kurultayı toplantısını bitirdi. Parti Genel Başkanlığına 788 üyenin oy birliği ile Cumhurbaşkanı İnönü seçildi.’

Demek ki olmuş..

Fazla yoruma gerek var mı?

İsmet İnönü Cumhurbaşkanı iken CHP Genel Başkanlığına seçilmiş...

Partili Cumhurbaşkanı olur mu? diyenler ne der acaba?

Tarihi gerçeklerden kaçılmaz ki!..

                                       *** 

GEÇMİŞİN LİDERLERİ  NE DİYORDU..

Peki bugün tartışılan Cumhurbaşkanlığı sistemi ile ilgili geçmişin önemli liderleri ne diyordu..

TURGUT ÖZAL

İşte Türkiye’nin 80 ihtilali sonrası tabuları yıkarak dönemine damgasını vuran Turgut Özal’ın görüşleri..

“Eğer toplum homojen değilse parlamento çok çeşitli imkanlardan meydana geliyor. O arada mezhep farklılıkları, etnik farklılıklar, böle farklılıkları aksediyor, her şey aksediyor. Ama birleştirici unsurlar azalmaya başlıyor. Buna mukabil Başkanlık sisteminde siz bir adam seçiyorsunuz. O vakit mecbursunuz en iyisini seçmeye. Öbür türlü ‘Bu benim adamım olsun da, işten fazladan olsun fark etmez. Benim bölgemim adamı olsun veya benim etnik grubumdan olsun da hiç fark etmez’ diyorsunuz. Ama iş bir adamı seçmeye çalışıyorsunuz, başka çaresi yok.  Orada artık etnik fark veya mezhep farkı ya da başka farklılıklar ikinci derecede.” 

ALPARSLAN TÜRKEŞ

Peki bugün MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin yeni sisteme destek vermesini eleştiren ülkücüler, efsane genel başkanları ‘Başbuğ’ Alparslan Türkeş’in başkanlık sistemi ile ilgili ne dediğini biliyor mu?

İşte Türkeş’in görüşleri..

“Milliyetçi Hareket tek başkan, tek meclis sistemini savunur. Çağımız kuvvetli, adil ve hızlı icra çağıdır. Türk milleti, dünya imparatorlukları kurduğu devirlerde kuvvetli, adil ve hızlı icra sistemini uygulamıştır. Kuvvetli ve hızlı icra, icra gününün tek elde toplanmasıyla mümkündür. Bunun için tarih ve töremize uyun olarak, başkanlık sistemini savunuyoruz..”

SÜLEYMAN DEMİREL…

7 kez Başbakanlık 7 yıl da Cumhurbaşkanlığı yapan merhum Süleyman Demirel ne düşünüyordu?

İyi okuyun..

“Bugün seçim olsa ne olacak diyenlere soruyorum. Olmayacaksa ne olacak? Seçim olursa, bugün şikayet edilen şeyler ortadan kalkacak, kalkmazsa ne olacak? O zaman şikayetler ortadan kalkana kadar seçim olacak. Seçim haricinde yönetilmemek için, mutlaka demokrasiye ihtiyacımız vardır. Demokrasi ve seçim haricinde birisini göreve getirirsek onun da eli sopalı olur. Bu nedenle, TBMM içinden bir hükümet çıkarmak gerekli, seçim bu yüzden büyük bir fırsat. Çıkmadı mı parçalı parlamento çıktı. O zaman Başkanlık sistemine gideceksiniz.”

ERBAKAN’ IN MSP’ Sİ…

Bugün hayır oyu vereceğini söyleyen Refah Partisi kurmaylarının   efsane liderleri Necmettin Erbakan'ın liderliğini yaptığı Milli Selamet Partisinin 1973 Seçim Beyannamesi’nden haberi var mı?

Vardır eminim;

Ne diyordu 44 yıl önceki seçim beyannamesi?

1-Başkanlık Sistemi getirilecektir: Devlet Başkanlığı olan Cumhurbaşkanlığı ile Hükümet Başkanlığı olan Başbakanlık birleştirilecek, icraya kuvvet, sür’at ve müeasiriyet sağlanacaktır. Başkanı TEK DERECELİ OLARAK MİLLET seçecektir. Böylece Devlet-Millet kaynaşması ve bütünleşmesi kendiliğinden doğacak ve Cumhurbaşkanlığı seçimi mevzuunda rejimimizi yıpratan iç ve dış spekülasyonlara imkan kalmayacaktır.

2- Senato tümüyle kaldırılacak, tek meclis sistemine gidilecektir.

***

Sevgili okurlar siyasete damga vuran liderler böyle diyordu..

Söyleyeceğim şu ki Türk siyaset tarihinde  Cumhurbaşkanı-Başbakan arasında krizler hep olmuştur…

Neler yaşandı neler?

Türkiye’nin ekonomik olarak çökmesine neden olan, Anayasa kitapçığını Başbakan’ın suratına atan Cumhurbaşkanları gördük..

O nedenle…

Kim ne derse desin Türk siyasetinin genleri tek adam üzerine kurulmuştur. Başkanlık sistemi siyasetin genlerinde hep gizli şekilde var olmuştur.

Şimdi bu gizli genleri hayata geçirmek için ‘Karar Milletin’ denilerek referanduma gidiliyor…

Karar da söz de büyük Türk milletinin…

Ne güzel demiş şair;

Hakk şerleri hayr eyler…

Zannetme ki gayr eyler…

Arif anı seyr eyler…

Mevla görelim neyler…

Neylerse güzel eyler…

 Kyn: 2011; (1)Hasan Rıza Soyak, Atatürk’ten Hatıralar, Yapı Kredi Yayınları, 

 




PAYLAŞ tw fb gp

YORUM YAZIN Tek adam!.. yazısına yorum yapın

adınız ve soyadınızla doğrudan da yorum yapabilirsiniz
BU YAZIYA YAPILAN YORUMLAR13 YORUM
  • mfatih 02 Şubat 2017 04:34 yahu neyle neyi kıyaslıyorsunuz Allah aşkına yaaa. insanlar nerelerden nereye gelmiş en alt basamaklardan tırmanmak için bu kadar mücadele edilmiş şimdi sizler en alt daha iyi diye gidiyorsunuz,,eee o vakit kabul kadınların seçme-seçilme hakları da iptal edilsin,kanun önünde eşit sayılmasınlar,soyadı kanunu rafa kalksın, 1900 yıllarında insanlarımızın &70-80 inin bilmediği ve şuan da da bilmediği arapça kamu kuruluşlarında zorunlu dil ve yazım dili olsun kabul..

    CEVAP YAZ 0 2
REKLAM
Osman DİYADİNDİĞER YAZILARIOsman DİYADİN
TÜMÜ

GÜNCEL YAZILAR TÜMÜ

Dilediğiniz platformdan Bizi izlemeye devam edin! tw gp fb rs
REKLAM
REKLAM

İNTERNET HABER MOBİL

iPhone iPad Android
İnternethaber Yayın Grubu Tüm Hakları Saklıdır © 2000-2018 - İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz ! Tel : +90 212 266 99 99  /  Faks : +90 212 266 98 98 Yazılım Geliştirme ve Sistem Destek: Bilgin Pro