BIST 9.717
DOLAR 32,54
EURO 34,88
ALTIN 2.425,79
HABER /  GÜNCEL

Çok satmanın formülü Özdilde

Yılmaz Özdil'e göre 10 milyonun üzerinde gazete satmak mümkün.

Abone ol

Son dönemde yıldızı parlayan, kısa cümleler kullanarak yazdığı kolay okunan köşe yazılarıyla dikkat çeken Yılmaz Özdil, medyada siyasiler sayesinde yer alan gazetecilerin sayısının arttığını belirtiyor ve sahtekar gazetecilerin sayısının arttığını söylüyor. Köşelerin yazarlara ait olmadığını söyleyen Özdil, internet medyasının yazılı basın için bir travma olduğuna inanıyor.

 

Tam 23 yıldır gazetecilik mesleğinin içinde olan Yılmaz Özdil, son iki yıldır kıvrak zekasının izlerini taşıyan köşe yazılarıyla okurlarına sesleniyor. Kendine has üslubuyla bir farklılık yaratan Özdil, kısa ama içeriği kuvvetli yazılarıyla birlikte muhalif kimliğiyle dikkat çekiyor.

İletişim fakültelerinin bir manası olmadığını söyleyerek, gençlerin önünün medya dünyasında hiçbir zaman açılmadığının altını çiziyor. Muhalif çizgisinden taviz vermeyen Özdil, medyada hükümetin çok büyük bir ağırlığı olduğuna dikkat çekiyor. Kendisi için kullanılan büyük yazar tanımını sevmediğini açıklayan Özdil, Marketing Türkiye’den Cem Kerpiççiler'in sorularını yanıtladı.

 

Hürriyet’e transferiniz “Büyük Yazar, Büyük Gazete” sloganıyla duyuruldu. Büyük yazar kavramının tanımını yaparak sizin örnek aldığınız yazarları bizimle paylaşır mısınız?

 

Büyük yazar kavramını sevmiyorum. O nedenle ilk yazımda da büyük yazarın büyük harf yazan kişi olduğunu belirtmiştim.Örnek aldığım yazar yok, sevdiğim yazar çok. Sevmediğim halde mutlaka okuduğum yazarlar da çok. Dolayısıyla isim listesi çok uzun. Yazamam. Eyyam yapmıyorum, birinin ismini yazmayı unuturum diye korkuyorum. Neticede benim mesleğim gazetecilik, her yazılanı okumak benim görevim.

 

Türkiye’de son dönemde medyanın durumunu yorumlar mısınız? Sizce Türkiye’de medya gerçekten dördüncü kuvvet mi ve özgür yayın yapabiliyor mu?

 

Medya, şu anda değil, her zaman, bazen birinci kuvvet, bazen dördüncü kuvvet bile değil. Sahtekar gazeteciler arttı, bu iyi bir durum değil. Siyasiler sayesinde koltuk sahibi olan gazeteciler arttı, bu kadarını hiç görmemiştim, bu da iyi bir durum değil. Özgür yayın? Kurumdan kuruma, kişiden kişiye değişiyor.

 

Medyada tekelleşme hakkında neler düşünüyorsunuz? Medyada yaşanan tekelleşme halkın haber alma özgürlüğüne darbe vuruyor mu?

 

Medyada tekelleşme yok. Medyada hükümetleşme var. Özel kişilerin tekelleşmesi, zamanla aşılır. Hükümet tekelleşmesi, gün gelir aşılamaz.

 

İnternet medyası her geçen gün daha fazla büyüyor ve reklam pastasından daha fazla pay alıyor. Gazetelerin geleceği hakkında neler düşünüyorsunuz?

 

İnternet medyası, yazılı basın için büyük travma... Ama henüz internet  medyasına “para” girmedi. İnternetin ne kadar çok reklam aldığı değil, internet medyasında çalışan arkadaşların ne kadar para kazandığı önemli... Yazılı basında kazanılan para, internet medyasında kazanılan paradan çok olduğu sürece, yazılı basın devam eder.

 

Zaman zaman köşe yazarlarının köşelerinin babalarının malı olup olmadığı sorusu gündeme geliyor medya dünyasında. Siz bu konuda neler düşünüyorsunuz?

 

Köşeler, yazarın değildir. Köşeler, o markaya aittir. Yazar, istediğini yazar. Marka, istediği yazara yazdırır. Gerçek budur.

 

Hürriyet Gazetesi’nde ulaşmanın en kolay olduğu yazarlardan birisiniz. Size ulaşmak için binbir engel aşmak gerekmiyor. Ayrıca size gönderilen maillerin neredeyse tamamına yakınına cevap verdiğinizi biliyoruz. Bu anlayış fildişi kulelerde gazetecilik yapılamaz demek olarak yorumlanabilir mi?

 

Okur, zaman ayırıp mesaj göndermişse, ya da telefon açmışsa, vakti elverdiği ölçüde cevap vermek, yazarın görevi... Elimden geldiğince yetişmeye gayret ediyorum. Aksi, saygısızlık.

 

70 milyonluk bir ülkede gazetelerin aldığı tiraj ortada. Neden gazeteler tirajlarını artıramıyorlar? Gazetelerin tirajların artırmalarının yolu nereden geçiyor?

 

Gazete, para ödenerek satın alınan bir ürün... İnsanlar “yararlı” ürüne para öder. Tiraj tıkanıyorsa, ki tıkanıyor, “yarar unsurunun eksik” olduğunu gösterir. Yarardan kastım, tabak çanak değil... Bana göre, 10 milyonun üzerinde gazete satmak mümkün Türkiye’de. Ama nasıl satılabileceğini size söyleyecek değilim tabii ki.

 

Ayşe Arman’ın sizinle gerçekleştirdiği röportajda, “Bu mesleğe tutkuyla bağlı olduğumu düşünüyorsan, öyle bir şey yok.” diyorsunuz. Gazetecilik hep bir yaşam biçimi ve tutku mesleği olarak tanımlanır. Sizse bu işi sevdiğinizi fakat sıradan bir iş olduğunu söylüyorsunuz. Gazetecilik tutku olmadan yapılabilecek bir meslek mi?

 

Bana göre, yaşam biçimi başka kavram, tutku başka kavram... Gazetecilik benim yaşam biçimim. Ama tutkum değil. Gazetecilik “sıradan” bir meslek değildir ama, meslektir. İnsanlar, tutkulu olmadan da, mesleklerini iyi yapabilirler. Tutkulu olan ama, mesleğini iyi yapmayan sayısız insan tanıyorum maalesef... Öncelikle, işimizi iyi yapma terbiyesine ve disiplinine sahip olmalıyız.

 

24 yaşında yazı işleri müdürü 25 yaşında ise yayın koordinatörü oldunuz. Sizce medyada son dönemde gençlerin önü açılıyor mu? Genç gazeteciler iş bulmakta çok zorlanıyorlar. İletişim Fakültelerinin işlevini yitirdiğini düşüncesine katılıyor musunuz?

 

Son dönemde gençlerin önünün açıldığını düşünmüyorum. Ama eskiden de gençlerin önü açılmazdı zaten... Bu hayatın gerçeği. Hele ki bizim meslekte... Gençler, önüm açılsın diye beklerse, çok bekler... O yolu açmanın yolunu bulmaları lazım. İletişim fakültelerinin manasının olduğunu düşünmüyorum. İletişim fakültelerinde, örneğin, hukuk, bilgisayar, edebiyat gibi dersler okutuluyor. Halbuki, bu derslerin tamamı, en az 4 yıllık fakülte... Dolayısıyla, orada ne öğreniyorsan, yarım yamalak öğreniyorsun. Bu, yanlış. Hukuk mezunu, mühendislik mezunu, spor akademisi mezunu, dil mezunu gençlerin, gazetecilikte daha başarılı olacağını düşünüyorum. Saçma gibi gelebilir ama, matematik okuyan gençlerin, matematik zekası olan gençlerin, gazetecilikte en yüksek başarıyı sağlayabileceğine inanıyorum. Haber denilen, aslında matematiktir

 

Siz takım oyununa inanan bir gazetecisiniz. Sizce gazetelerde takım oyunu oynamaya müsait bir ortam var mı?

 

Takım oyunu şart. Başarının anahtarı bu. Oynanan yer var, oynanmayan yer var. Ego patlaması zararlıdır...

 

Siz gazeteciliğin her alanında görev yapmış birisiniz. Ayrıca bir dönemde ATV’nin Genel Yayın Yönetmenliği görevinde bulundunuz. Bir tercih yapmanız gerekirse televizyonu mu yoksa gazeteyi tercih edersiniz?

 

Televizyon yöneticiliğini, televizyon haberciliğini çok sevdiğimi söyleyebilirim. Eğlenceli geldi. 5’inci sıradaki bir kanalı ya da 4’üncü sıradaki bir haber bültenini 1’inci yapabilmek, çok zor değil bana göre...Gazete ile televizyon arasında tercih yapma konusunu ise, hiç düşünmedim doğrusu... Düşünmek de istemem. Çünkü hayat, 5 yıllık kalkınma planı değil bana göre...Şunu söyleyebilirim özetle: Bir televizyoncunun gazete yapması imkansıza yakın. Bir gazetecinin televizyon yapması ise, hayli mümkün.

 

Bildiğim kadarıyla Göztepespor’u tutuyorsunuz. Göztepespor, Altınbaş Holding tarafından satın alınmasıyla ilgili olarak neler düşünüyorsunuz?

 

Göztepeliyim. Şanlı Göztepe... İnsan eşini boşayabilir ama, takımını boşayamaz. Amatöre düşmesi, benim kalbimdeki yerini değiştirmiyor. Altınbaş Holding’in almasına sevindim. Aslında özel bir tercihim yoktu. Cebinde parası olan herhangi birinin satın almasına da sevinirdim. Başkanlar geçici. Göztepe kalıcı. Yeniden “şampiyon” diye bağıracağım günlerin hayalini kuruyorum.