YAZARLAR

Tayyip Erdoğan'ın arkasında kim var?

1994 yılında İstanbul B.Ş Bld. Başkanlığı ile başlayan bu kutlu yürüyüşün 25 yıldır kurulan tüm tuzaklara rağmen bugünlere gelmesinin arkasında ki güç kimdir?

Böylesine kutlu yürüyüş dünya siyaset sahnesinde kime nasip olmuştur?

Aşık Veysel'in  türküsündeki 'Uzun ince bir yoldayım gidiyorum gündüz gece...Dünyaya geldigim anda...Yürüdüm aynı zamanda...Iki kapılı bir handa...Gidiyorum gündüz gece' sözleri gibi bir yürüyüş...

Belediye Başkanı iken;

Devranılan enkaz…

 “Bu adam yarın devletin başına gelebilir  mutlaka önü kesilmeli” diyenler tarafından  kurulan tuzaklar!..

Önüne barikat kurulan yollar…

Bir şiir okuduğu için cezaevinde yatmak zorunda bırakıldığı aylar…

Siyasi yasaklı olarak geçen günler…

Ne  yapsalar boştu çünkü kaderin üzerinde bir kader vardı!..

Arkasında bir güç vardı..

O güç  Başbakanlık kapısını ona açıyordu…

Ama diğer taraftan önünü kesmek isteyenlerin tuzakları  hiç bitmiyordu..

27 Nisan e-muhtırası…

Gezi olayları ile darbe girişimi…

Güneydoğu’da PKK’nın hendek oyunu…

Hepsinin hakkından geliyordu…

Herkesin bir hesabı varsa Allah’ında bir hesabı olduğunu unutuyorlardı!..

Halk onu  Cumhurbaşkanı görmek istiyordu..

Ama başta FETÖ olmak üzere bu şer odakları tarafından kez Cumhurbaşkanı olmasın diye tuzaklar kuruluyordu!..

Hep sınavdan geçiyordu..

17-25 Aralık yargı darbesi kumpasını ters yüz ediyordu..

Cumhurbaşkanı  seçiliyordu..

‘Bu adam mutlaka devrilmeli ki hedefimize ulaşalım ülkeyi biz yönetelim’ diyenlerin tuzakları  hiç bitmek bilmiyordu..

Bu kez  FETÖ ABD işbirliği ile yüzlerce insanımızın şehit düştüğü  15 Temmuz hain darbe girişimi yaşanıyordu…

Ama yine başaramıyorlardı…

Ardından Ekonomi (Dolar) tuzağı…

Ve halen süren oyunlar…

Ama tuzak kuranların Allah’ın hesabından hiç haberli yok.

Yedullahi nedir bilmiyorlar!..

O  her tuzaktan tek başına kalsa da alnı açık ve  başı dik şekilde çıkmayı başarıyordu..

Peki bu güç, bu kudret nereden geliyordu ki  ‘Tamam bu kez devirdik’ diyenler neden bir türlü başaramıyorlardı?

17 yılda girdiği tüm seçimleri açık ara kazanıp zorlukları aşıp , hayal denilen tüm projeleri gerçeğe dönüştürmenin  dünyadaki bütün mazlumların hamisi yani ‘GLOBAL VİCDAN’  olmanın arkasındaki  sır perdesi neydi?

 ‘Global cüzdan’  peşinde koşanlar  ‘GLOBAL VİCDAN ’ için  mücadele eden adam  karşısında her defasında neden  mağlup oluyorlardı.

Bu işin sırrı neydi?

YEDULLAHİ...

*

Öyle bir dava adamlığı ki bu tarihi  yolculuk ki bu…

Lise yıllarında Milli Türk Talebe Birliği öğrenci kolları…

1976 yılında MSP Beyoğlu Gençlik Kolu ve İstanbul Gençlik Kolları Başkanlığı…

1984 yılında Refah Partisi Beyoğlu ilçe, 1985 yılında ise İstanbul İl Başkanlığı…

Bir büyük güç  onun  önünü açıyordu!

Sanki bir ilahi güç onu herkese sevdiriyor konjöktürel  rakipler birer sürpriz mağluplara dönüşüyordu.

27 Mart 1994 yerel seçimlerinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı…

Öyle ki;

Çöpe, çamura ve yolsuzluğa batmış  İstanbul 4 yılda suya temizliğe aydınlığa ve halkın denetimine kavuşuyordu..

Siyasi yeteneği ve  ekip çalışmasına verdiği önem ile İstanbul'un kronikleşmiş sorunlarına doğru teşhis ve çözümler üretirken, 2 milyar dolar borçla devraldığı İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin borçlarını büyük ölçüde ödeyip, 4 milyar dolarlık yatırım gerçekleştiriyordu..

Türkiye'nin belediyecilik tarihinde yeni bir çığır açarken, sadece İstanbul’da değil bu başarı öyküsü ile Türkiye’de halk nezdinde büyük bir güven kazanımı…

İşte o başarı öyküsü  halkını  “Seni devlet yönetiminde görmek istiyoruz” haykırışlarına  taşıyordu.

Mazlumların sesi, kimsesizlerin kimsesi Türkiye’nin kaderini değiştirmek  vardı işin ucunda…

Şer odaklar bu gerçeği görüyor tuzak kurmaya devam ediyordu..

12 Aralık 1997'de Siirt'te halka hitaben okuduğu şiir nedeniyle hapis cezasına mahkum ediliyordu..

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevine son verilip 4 ay cezaevinde yatırılıp siyasi yasaklı hale getiriliyordu…

Pes etmiyor cezaevinde şöyle diyordu “Biz bir şeye inanmıştık, oda Allah’ın rahmetinden. Ümidimizi kesmeyiz”

Cezaevinden çıkıp halkının hislerine tercüman oluyor 14 Ağustos 2001'de Adalet ve Kalkınma Partisi'ni kuruyordu..

Ve  kuruluşunun ilk yılında Türkiye'nin en geniş halk desteğine sahip siyasi hareketi haline getiriyor  ve 2002 yılı genel seçimlerinde tek başına iktidara taşıyordu..

Bu gücün sırrı neydi?

YEDULLAHİ...

Yasaklı olması nedeniyle 3 Kasım 2002 seçimlerinde milletvekili adayı olamamasına rağmen sabırla bekliyor yasal düzenlemeyle milletvekili adaylığının önündeki engelin kalkınca , 9 Mart 2003'te Siirt’ten  Milletvekili  seçiliyordu…

Ne diyordu Sezai Karakoç;

Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır.

Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır…

Devlet onu bekliyordu…

15 Mart 2003 tarihinde Başbakan oldu…

Aydınlık ve sürekli kalkınan bir Türkiye idealiyle, hayati öneme sahip birçok reform paketini kısa süre içinde uygulamaya koydu.On yıllardır çözülemeyen enflasyonu kontrol altına aldı, itibarını yeniden kazanan Türk Lirası'ndan 6 sıfırı attı.

Hayal denilenleri bir, bir gerçekleştiriyordu..

Ama birilerinin “Bu adamın önü kesilmeli” hesabı hiç bitmedi…

Bunlarda  Allah’ın bir sınavıydı..

Yargı karşısına dikildi…

Darbe sevecenleri yollara çıktı…

 “Çankaya’ya çıkacak Cumhurbaşkanını biz seçeriz. İmam hatipli, eşi başörtülü bir kişi Cumhurbaşkanı olamaz”  anlamında 27 Nisan e-muhtırası ile karşılaştı…

Teslim olmadı..

Çıkıp “Cumhurbaşkanı adayımız kardeşim Abdullah Gül” diyerek bütün tabuları yıkıp geçti.

Peki  sivil, asker, yargı, medya ve AB baskısına boyun eğmeyip  önündeki engelleri tek tek aşmasının  arkasındaki gücün sırrı  neydi?…

YEDULLAHİ...

Öyle ki;

Ülke tarihinde daha önce görülmemiş hız ve sayıda baraj, konut, okul, yol, hastane ve enerji santrali hizmete girdi. Bütün bu gelişmeler, bazı yabancı gözlemciler ve Batılı liderler tarafından "Sessiz Devrim" olarak adlandırılıyordu…

Bütün oyunlara tezgahlara karşın  yazılıyordu bu başarı öyküsü?

22 Temmuz 2007 genel seçimlerinde %46,6 oy alarak büyük bir zafer daha kazanan AK Parti’nin Genel Başkanı olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin 60. Hükümeti’ni, 12 Haziran 2011 seçimlerinden daha büyük bir zaferle çıkarak tek başına 61. Hükümeti kuruyordu..

Ama  bir taraftan  başarı öyküsü yazarken diğer taraftan kendisini devirebilmek için tuzak ve kumpas kuranlarla mücadele etmek kaderiydi?

İlk büyük kumpas ile karşılaştı.

İstanbul’da dış destekli bütün terör örgütlerinin arkasında olduğu, 15 gün süren Gezi Olayları (28 Mayıs 2013) kalkışması ile resmen diz çöktürülmek istendi…

Ama tek başına karşılarına dikildi…

Teslim olmadı…

Sonra Cumhurbaşkanı olmasının önüne geçilmesi için FETÖ’nün 17- 25 Aralık yargı darbe (2013) girişimi geldi…

Çünkü büyüyen, gelişen bağımsız Türkiye’nin önüne geçilmesi için mutlaka onun devrilmesi gerekiyordu…

Ama onu teslim alamadılar…

Bu zor günleri de adeta tek başına aştı..

10 Ağustos 2014 Pazar günü, Türk siyasi tarihinde ilk kez doğrudan halkın oylarıyla ve ilk turda 12. Cumhurbaşkanı seçildi..

O günlerde Güneydoğu’da PKK tarafından çıkarılan hendek olayları ile iç isyan başlatıldı ama onun da önünü kesmeyi başararak terör örgütünü toprağa gömdü.

Sonra Cumhuriyet tarihinin en kanlı kalkışması, yüzlerce insanımızın şehit olduğu FETÖ tarafından yapılan 15 Temmuz hain darbe girişimi ile karşılaştı…

‘Tamam şimdi onu yıktık’ dediler!

Ama arkasındaki gücün sırrını yine hesap edemediler…

Yine karşılarına dikildi;

“BUGÜNE KADAR HALKIN GÜCÜNÜN KARŞISINDA  GÜÇ TANIMADIM. HALKIMI DEMOKRASİYE SAHİP ÇIKMALARI İÇİN MEYDANLARA ÇAĞIRIYORUM” derken tankların önüne yatan milletiyle darbe girişimini önlüyor Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bekasını kurtarıyordu…

Öyle bir güçlü irade ki bu..

16 Nisan 2017 tarihindeki halk oylamasında kabul edilen Anayasa değişikliği ile Cumhurbaşkanının partili olabilmesinin önünün açılmasını sağlarken, yeni bir tarih başlatıyor  24 Haziran 2018 ‘de Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Cumhurbaşkanı seçiliyordu..,

Bir millet liderinin arkasından 17 yıldır  ona   inanmışlığından  hiç ödün vermeden yürürken “Recep Tayyip Erdoğan sadece Recep Tayyip Erdoğan değildir “ diyordu. dedirtiyordu..

Her zaman her şartta  yapmacık olmayan  gücünü kendisine, halkına ve rabbine duyduğu samimiyet ve dürüstlükten alan  ‘SAHİCİ BİR ADAM’ ın kalbi milletiyle birlikte atıyordu..

Yıllar önce "Bir dünya lideri olacağınız aklınıza gelir miydi, nasıl bir duygu?" sorusunu yanıtlarken şöyle diyordu…

"Şu anda tabii bizim kendimizle alakalı bu tür şeyleri kullanmamız doğru olmaz. Bizim söylememiz gereken şu, biz birinci derecede mazlumların sevgilisi olabiliyor muyuz, mağdurların sevgilisi olabiliyor muyuz? Sadece Tayyip Erdoğan olarak değil, Türk milleti olarak olabiliyor muyuz? Bizim derdimiz bu”

İşte böyle bir adam Recep Tayyip Erdoğan…

O nedenle;

Bugüne kadar Üstat Necip Fazıl’ın “Önüne gelenle değil seninle ölüme gelenle beraber ol” sözünün gereğini yapıp Erdoğan ile yürüyen  necip millet bundan sonrada bu yürüyüşünü sürdürecektir..

17 yıldır görüldü ki Türk milletinin kaderi Recep Tayyip Erdoğan’ın kaderi ile bütünleşmiş durumda..

Çünkü Türk milleti ülkesinin  Recep Tayyip Erdoğan gibi kararlı, iradeli ve vicdanlı bir lidere ihtiyacının  olduğunu bugünlerde  her zamankinden daha çok görüyor…

O nedenle ‘Recep Tayyip Erdoğan’ın arkasında kim var?’ sorusunun cevabı çok açıktır…

Dedik ya..

YEDULLAHİ...

İşte  bu başarı öyküsünün sırrı, gücü kudreti   “YEDULLAHİ  FEVKA EYDİYHİM”  (Fetih  10.ayet)süresinde saklıdır..

Der ki; “Allah’ın gücü (eli)  Onların (ellerinin) güçlerinin üstündedir'

Yüce Allah’ın elinin  ‘YÜRÜ YA  KULUM (TAYYİP)’ diyerek  Recep Tayyip Erdoğan’ın üzerinde olduğunu kim inkar edebilir ki?..