Özgür Özel’in hakkını teslim edelim

Cemil Tugay’ın AK Parti’ye geçeceği konuşuluyor.

Bu gerçekleşirse, İzmir’de yalnızca bir belediye başkanının parti tercihi değişmiş olmayacak.

Tugay’ın kendisine oy veren seçmene karşı sorumluluğu kadar, siyasi kadrosunu bir arada tutamayan Özgür Özel’in liderliği de sorgulanacak.

Benim gördüğüm sorun şu:

Özel’in sert çıkışları, insanları bir arada tutacak bir siyasi dil oluşturmuyor.

Öfkeyle yükselen sesi, kontrolsüz jestleri ve kırıcı ifadeleri, liderlik konusundaki eksiklerini daha görünür kılıyor.

Ecevit, Erdal İnönü, Deniz Baykal…

Üçünün de siyasi tercihleri eleştirilebilir.

Fakat ortak özellikleri nezaketti.

Muhalefet etmek için sokak ağzına ihtiyaç yoktur. Bir siyasetçi, sözlerinin ve davranışlarının seçmende nasıl karşılık bulacağını düşünmelidir.

CHP ile Yeni Parti arasındaki ayrışma, ortak siyasi geçmişe sahip seçmenleri ayrı saflara taşıdı.

Özel’in ani kararlarının bu bölünmedeki payı da konuşulmalı.

Ortaya çıkan siyasi sonucun hesabını sormak, seçmenin hakkıdır.

Özgür Özel’den beklenen, seçmeni bir arada tutması ve partisine oy kazandırmasıdır.

Oysa izlediği yol, oy kaybettirme konusunda daha etkili görünüyor.

Özgür Özel’in hakkını teslim etmek lazım:

Bu konuda hayli başarılı.

 

Davaya Sadakat, Hesap Sorma Cesaretidir

Fatma Betül Sayan Kaya hakkındaki iddialar, AK Parti’nin önüne ciddi bir sorumluluk koyuyor.

Mesele yalnızca bir kişinin siyasi geleceği ve milyonları değil.

Milletin güveni.

“Hesap soracağız” demek elbette önemli.

Ama asıl soru şu:

Kimden, nasıl ve hangi somut adımlarla?

İddialar doğruysa sorumlular hukuk önünde hesap vermeli.

Bu süreç belirsizlik ve sürüncemede bırakılamaz.

Çünkü milletin helal kazancı, siyasi yakınlıkların gölgesinde kalamaz.

Yetim hakkını savunmak, kürsüde kolaydır.

Asıl sınav, iddialar kendi kapınızı çaldığında başlar.

“Ümmetin emaneti” diyoruz, o emaneti korumanın gereği şeffaflıktır.

“Hak dava” diyorsak, yanlış yapan kim olursa olsun hesabını sormaktır.

Dünyaya meydan okuyan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın yanında görev alan kadrolardan beklenen de budur:

Kendi içindeki yanlışla yüzleşme cesareti.

Ve

İnkardan kurtulma halidir.