Önde Bilgelik, Arda Cesaret
Bozkırın sessizliğinde ilerleyen bir kurt sürüsünü düşünün. En önde, yolu tanıyan yaşlı bir kurt yürür. Adımları ölçülüdür; çünkü hangi geçidin güvenli, hangi izlerin tehlikeli olduğunu yılların tecrübesiyle öğrenmiştir. Ortada yavrular ve onları kollayanlar, geride ise en küçük sese kulak kesilen çevik kurtlar vardır. Bu manzara, bir topluluğu ayakta tutan dayanışmanın güçlü bir mecazıdır. Tecrübe yol gösterir. Güç korur.
Gelecek ise bütün sürünün ortak emanetidir.
Türk siyasi hayatında Sayın Devlet Bahçeli’nin liderliğini anlamak için bu mecaza bakmak yeterlidir. Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı olarak yıllardır taşıdığı sorumluluk, yalnızca bir partiyi yönetmenin ötesindedir. O, kendisine gönül verenler için Türk milletinin birliğini, devletin sürekliliğini ve millî iradenin vakarını önceleyen bir siyasi duruşun temsilcisidir.
Liderliğin değeri, yol açıkken atılan hızlı adımlarla ölçülmez. Asıl ölçü, sis çöktüğünde yön duygusunu kaybetmemektir. Siyasi tartışmaların sertleştiği, gündemin hızla değiştiği dönemlerde Sayın Bahçeli’nin sakin ve kararlı tavrı, onun siyaset anlayışına belirgin bir çizgi kazandırmıştır. Sözlerini beğenen de eleştiren de bilir ki o, inandığı meseleleri geçici rüzgârlara göre değiştiren bir siyasetçi değildir.
Milliyetçilik, bu anlayışta yalnızca geçmişin hatıralarını anmak değildir. Anadolu’nun her köşesinde yaşayan insanımızın aynı bayrağın altında huzurla geleceğe bakabilmesi için sorumluluk duymaktır. Şehitlerin emanetini unutmadan gençlerin hayallerine sahip çıkmaktır. Devletin gücünü milletin beraberliğiyle düşünmektir. Sayın Bahçeli’nin siyasi söyleminde sıkça karşılık bulan önce ülkem ve milletim düşüncesi, bu sorumluluğun ifadesidir.
Bir milletin yolculuğunda gençlerin yeri ayrıdır. Sürünün gerisinde tetikte duran çevik kurtlar gibi, gençlik de geleceğe yönelen iradenin gücünü taşır. Fakat enerji, tecrübeyle buluştuğunda daha sağlam bir istikamet kazanır. Sayın Bahçeli’ye duyulan bağlılığın bir nedeni de budur: Kendisinden sonra gelecek kuşakların millî şuurla yetişmesini, köklerini bilerek yarına yürümesini önemseyen bir lider olarak görülür.
Elbette siyaset farklı görüşlerin yarıştığı bir alandır. Her karar tartışılır, her lider eleştirilir. Ancak yıllar boyunca aynı ülkü etrafında insanları bir arada tutabilmek, başlı başına ciddiye alınması gereken bir siyasi emektir. Bahçeli’nin destekçileri açısından onun kıymeti, tam da burada belirir: Zor günlerde dağılmamayı, ortak davaya sadakati ve Türk milletinin geleceğini şahsi hesapların üzerinde tutmayı temsil etmesinde.
Bozkırdaki o yürüyüşe yeniden bakalım. Önde yürüyenin görevi yalnızca yolu bulmak değildir; geridekilerin de o yolu güvenle aşabileceğini düşünmektir. Sayın Devlet Bahçeli’ye atfedilen liderlik, bu ağır sorumluluğun siyaset sahnesindeki karşılığıdır. Ölçülü adımlarında tecrübe, kararlılığında ülkü, baktığı ufukta ise güçlü ve bir arada bir Türkiye idealini görenler vardır.
Türk milleti tarih boyunca nice zorlu yolu geçti. Her dönemde ona güç veren, yalnızca cesareti değil, birbirine sahip çıkma iradesi oldu. Bugün de ihtiyaç duyulan budur: Geçmişinden kuvvet alan, gençliğine güvenen, bayrağının gölgesinde ortak geleceğine yürüyen bir millet. Sayın Bahçeli’nin siyasi mücadelesine duyulan saygı, bu yürüyüşte üstlendiği sorumluluğa duyulan saygıdır.
Yavaş gerçekten bağımsız mı kalacak?
Mansur Yavaş, CHP’den ayrıldı. “Bağımsız devam edeceğim” dedi. Ardından Ankara’da bazı ilçe belediye başkanları da istifa etti.
Peki hikâye burada mı bitecek?
Bundan emin olmak için erken. Çünkü Yavaş’ın yakın zamanda Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüşmesi var. Bir de gazeteci Sinan Burhan’ın aktardığı kulis var: Yavaş’a yakın bazı meclis üyeleri AK Parti’ye geçişi istiyor; bazı ilçe belediye başkanları için de benzer bir beklenti dile getiriliyor. Bunlar geçiş kararının alındığını göstermiyor. Ama “Hiçbir şey olmaz” demeyi de zorlaştırıyor.
Siyasette “bağımsız kalacağım” sözü bazen nihai adresi bildirir. Bazen de karar vermek için zaman kazandırır. Yavaş’ın hangisini kastettiğini bugün kesin olarak bilemeyiz.
Önümüzde iki ayrı soru duruyor. İlçe başkanlarından bazıları AK Parti’ye geçer mi? Geçebilir. Yavaş da onlarla geçer mi? Bu çok daha büyük ve zor bir karar.
Çünkü Yavaş, istifa açıklamasında seçmenin oyuyla kazanılan makamları seçmenin onay vermediği bir siyasi adrese taşımanın yanlış olduğunu özellikle söyledi. Yarın AK Parti’ye geçerse, kendisine ilk sorulacak soru kendi sözleriyle ilgili olacaktır: Ne değişti?
Benim tahminim şu: Önce bağımsızlık dönemi yaşanacak. Bu sırada ilçe başkanlarının hepsi aynı kararı vermeyebilir. Bazıları Yavaş’ı bekler, bazıları kendi siyasi hesabını yapar. AK Parti’ye ilk geçiş olacaksa, bunun Yavaş’tan önce bir ilçe belediye başkanından gelmesi bana daha olası görünüyor.
Yavaş’ın açıklamasını ciddiye almak gerekir. Çünkü seçmen iradesi üzerine kurduğu cümle, yarın önüne konabilecek bir siyasi senet gibi duruyor. Fakat tam da bu yüzden dikkat kesilmeliyiz: Eğer bağımsızlık yalnızca bir ara duraksa, Yavaş sadece parti değiştirmiş olmayacak; bugün seçmene verdiği sözü neden yeniden yorumladığını da anlatmak zorunda kalacak. Asıl şaşırtmaca, geçişin kendisi değil, o sözlerin ardından gelecek açıklama olur.
Şimdilik kesin olan, Yavaş’ın bağımsız kalacağını söylediği. Bunun bir varış noktası mı, yoksa kısa bir mola mı olduğunu ise sonraki adımları gösterecek.