YAZARLAR

Erdoğan'ın tercümanı olmak!

Hz. Ömer dertli adamı dinler. Sonra bir deri veya kemik parçasının üzerine şu cümleyi yazar: “Bilesin ki, ben Nuşirevan’dan daha az adil değilim.”

Sadece Türkiye değil dünya  siyaset sahnesinde her geçen gün  değeri yükselen “Kimsesizlerin kimsesi” olan  irade hiç tartışmasız  Recep Tayyip Erdoğan’dan başkası değil…
Allah uzun ömürler versin AK Parti’nin varlığı  Recep Tayyip Erdoğan ile et ve tırnak gibi…
Türkiye’nin  bu zorlu kritik süreçlerinde o olmasaydı acaba bu ülke ne olurdu ?sorusunu sormamak mümkün olmuyor..
Bütün yük onun omuzunda…
Bir gün dahi durmuyor…
Siyaset tabi ki kadro  işi…
O kadroların zaman zaman  fikirlerine itibar edip kararlar almaması mümkün mü?
Buda çok doğal…
Nereye yetişsin ki?..
Hatalar olmuyor mu?
Hatasız kul var mı?
Hele, hele siyaset yapıyorsanız bütün parti  kadrolarını  parti yönetimini  yol haritanda yardımcı olan yol arkadaşlarını yani bütün tercümanları takip ve kontrol etmek kolay mı?
İnsanların ne olduğu alnında yazmıyor ki!..
İşte bunu düşünürken Hz. Ömer’in hikayesi aklıma geliyor…

Belki çok uzun ama sabırla okuyun...
İki  elinizi başınızın arasına koyarak iyi okuyun ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın  partisinde yaşadığı zorlukları bir düşünün.
Çünkü  çok şey anlatıyor..…
 
                                         ***
Hz. Ömer, cami yaptırmak için bir Yahudi'nin arsasını zorla kamulaştıran, yakın dostu Şam Valisi Sad b. Ebi Vakkas'a adaleti tek cümlelik mesajla anlattı.
Valiyi titreten mesajın hikayesi ise çok çarpıcı...
Hz. Ömer’in halifeliği döneminde Şam valisi olan ve Hz. Peygamber (s.a.v.)’in arkadaşlarından olan Sad b. Ebi Vakkas (r.a.) Şam’daki bir camiyi genişletmek ister.
Bu nedenle de caminin civarındaki arsaları kamulaştırır.
Herkes arsasının bedelini alır ve isteyerek arsasını camiye devreder.
Ancak Şam’da yaşayan bir Yahudi, camiye bitişik olan arsasını satmak istemez.
Vali arsasının değerini fazlasıyla verse de Yahudi vatandaş arsasının kamulaştırılmasına rıza göstermez.
Bunun üzerine vali arsaya el koyar ve bedelini adama gönderir.
Arsasını kaybeden Yahudi, komşusu olan bir Müslüman’a derdini anlatır.
Sızlanır.
Bana zulmedildi, der.
Müslüman vatandaş da kendisine “Medine’ye git. Orada halife Hz. Ömer vardır. Derdini anlat. Ömer,son derece adildir, elbette seni dinler”der.
Şamlı Yahudi Medine’nin yolunu tutar.
Yorucu bir yolculuktan sonra Medine’ye ulaşır.
Halifeyi sorar.
Vatandaşlar bir hurma ağacının gölgesinde dinlenen halifeyi gösterirler.
İşte halife bu zattır, derler. Adam Hz. Ömer’in yanına gider.
Selam verip yanına oturur.
Derdini anlatır.
Hz. Ömer adamı dinler.
Sonra bulduğu bir deri veya kemik parçasının üzerine şu cümleyi yazar:
“Bilesin ki, ben Nuşirevan’dan daha az adil değilim.”
Kısa ve özlü bir cümle.
Yahudi bu yazıyı alıp ayrılır.
Ama yolda giderken de kendi kendine şöyle konuşur:
“Şam’daki idarecilerin giyim ,kuşam ve oturdukları yerdeki ihtişam ve debdebe nerde, Medine’deki halifede bulunan tevazu nerede. Şam’dakiler şu mütevazı halifeyi ciddiye alırlar mı? Hiç sanmıyorum.”der.
Kendi kendine böyle konuşur.
Sonunda Şam’a varır.
Doğrusu valiye gitmek de istemez.
Çünkü sonuç alamayacağı kanaatindedir.
Bununla beraber, ”Mademki yorulup da oralara kadar gittim, bari halifenin şu yazdığı cümleyi valiye vereyim”der.
Valinin huzuruna çıkar ve deri parçasını uzatır.
Medine’deki halifenin size mesajıdır, der.
Vali bu cümleyi okuyunca, sapsarı kesilir.
Uzun müddet başını yerden kaldıramaz.
Sonra endişe içinde, başını kaldırıp şöyle der;” arsanız size geri verilmiştir”
Yahudi vatandaş hayret eder.
Şaşırır.
Bir tek cümlenin valiyi bu kadar sarsacağını hiç tahmin edememişti.
Merak ve dehşet içinde sorar.
Lütfen bana bu cümlenin neden sizi bu kadar dehşete düşürdüğünü anlatır mısınız der.
Şam valisi Hz. Sad, bak der, sana bu cümlenin hikayesini anlatayım. O zaman benim neden bu kadar ürperdiğimi anlarsın:
 
                                          ***
İslam’dan önce ben ve bugün halife olan Hz. Ömer İran taraflarına ticaret için gittik.
Yanımıza 200 deve almıştık.
İran’a vardık.
Orada cirit oynayan gençleri seyrederken, birileri zorla elimizdeki develere el koydular. Çok kalabalık bir çete grubuydu, bir şey yapamadık. Elimizde para da kalmamıştı. Üzgün bir şekilde, geceleyeceğimiz bir eski han bulduk.
Hanın sahibine de sıkıntımızı anlattık.
Adam iyi biriydi.
Bize yardım etti.
Sonra da;” gidip krala durumunuzu anlatın, o adil bir adamdır, mutlaka size yardım eder,”dedi.

Biz de sabahleyin kralın huzuruna çıkıp durumu anlattık.
Şikayetimizi bir mütercim krala tercüme etti.
Kral Nuşirevan dikkatle dinledikten sonra her birimize birer kese altın verdi ve olayı inceleteceğini söyledi.
Bize de,”memleketinize dönün”dedi.
Biz tekrar Han’a döndük.
Ama doğrusu sonuçtan çok da memnun olmamıştık.
 Hancı sonucu öğrenince son derece üzüldü ve “burada bir hata var”dedi.
“Gelin beraberce gidelim, ben size tercümanlık yapayım” teklifinde bulundu.
Biz de gittik. Huzura çıktık.
Hancı durumu Nuşirevan’a anlattı.

Develerimize el koyan kişilerin kıyafetini, halini, olayın geçtiği yeri anlattı.
Dikkat ettik, Nuşirevan’ın yüzü sapsarı kesildi.
Bir gün önceki mütercimi çağırttı.
Ona sorular sordu.
Sonra ayağa kalktı, her birimize 2 şer kese altın verdi ”Akşama kadar develeriniz gelecek, develeri alın ve sabahleyin burayı terk edin”dedi.
Ama giderken “biriniz doğu kapısından, diğeriniz de batı kapısından çıkın”talimatını verdi.
Bizler de bir şey anlamadan huzurundan çıktık.
Akşamleyin 200 devemiz kapıya geldi.
Durumu anlamak için hancıya sorduk.
“Neler oluyor”dedik.

Hancı şöyle dedi: ”Sizin develerinize el koyan kişi Nuşirevan’ın büyük oğlu ile veziridir.Bunlar bir çete kurmuşlar. Garibanların mallarına el koyuyorlar. Siz ilk gittiğinizde, mütercim bunu anlamış. Ama sizin sözlerinizi Nuşirevan’a yanlış tercüme etmiş. Böylece kralın oğlunu ve veziri korumuş. Ben sizinle gidip durumu anlatınca Nuşirevan bu oyunu anladı. Ama neden ayrı kapılardan gidin, dedi, ben de anlayamadım. Hele yarın olsun anlarız”dedi.

Hz. Sad, anlatmaya devam ediyor:
Ertesi gün ben doğu kapısından çıktım. Kapının çıkışında iki kişinin darağacına asılı olduğunu gördüm.
Halk toplanmış seyrediyordu.

Sordum  “Kim bunlar ve suçları ne,?”diye.
Dediler ki ”Bunlardan biri Nuşirevan’ın büyük oğlu diğeri de veziridir. Bunlar, buraya gelen iki Arap’ı soymuşlar. Ceza olarak Nuşirevan ikisini de asarak idam etmiştir.”
Nuşirevan kendi öz oğlunu idam etmişti.
Hz. Ömer’in çıktığı kapıda ise bizim şikayetlerimizi yanlış tercüme ederek, kralın oğlunu korumaya çalışan kişinin asılı olduğunu gördük.

İşte Hz. Ömer senin eline verdiği deri parçasının üzerine “Bilesin ki, ben Nuşirevan’dan daha az adil değilim” sözüyle bana bunu hatırlatıyor.
Halkına zulmedersen seni darağacına çekerim diyor.
Senin gözyaşlarına bakmam, tıpkı Nuşirevan’ın öz oğlunun gözyaşına bakmadığı gibi.
Şimdi anladın mı neden benim benzim sarardı?
Bu hadiseyi bire bir yaşayan Yahudi vatandaş, hem arsasını hibe etti ve hem de İslam’a girdi.
 
                                            ***
Çok anlamlı değil mi?
Devlet adamlarına, liderlere tercüman olmak, onlara  karşı dürüst  ve adil  duruş göstermek ve  doğru yönlendirirken zordur vesselam!..
O nedenle  bu hikayenin  bugünler içinde çok ama çok önemli ve  Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın en büyük  zorluğunun bu olduğunu  düşünüyorum..
O nedenle bu olayı örnek gösterdim…
Zaten bam teli işte  burası!

Diyeceğim şu ki;
Bu milletin başkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan her şartta memnun olduğu su getirmez bir gerçek…
Öyle olmasa 17 yıldır  girdiği her seçimden yüzünün akı ile çıkmasını sağlar mıydı?
Ama!..
Bilinsin ki siyasetteki karar mekanizmalarındaki bazı yol arkadaşlarının yanlış tercümanlık yapmasından ve yanlış yönlendirmeye çalışmasından çok rahatsız!..
İşte bugün Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın en büyük sıkıntısı olduğunu düşünüyorum...

Bu vatanın bir evladı olarak  üzülüyorum...

Öyle bir adamki;

Her gün ama her gün dur durak demeden koşan, boş bir gün dahi geçirmeyen, bir tarafta ülke sorunları diğer tarafta dünyada yaşanan siyasi atmosfer bir başka tarafta Ortadoğu'da yaşanan gelişmeler yanıbaşımızda  Suriye sınırında  beka  ve terör sorunu  üzerine ülkesinde ekonomik savaşı kazanmak için  mücadele bütün bunlara karşı ayna anda kafa yorup  aynı anda  icraat üreten bir lider olmak kolay mı Allah aşkına?

Can mı dayanır?

Dayanıyor işte..

İşte böylesine bir  devlet adamını  kişisel hesapları ile özellikle kimler yanlış yönlendirmeye çalışıyorsa bilmeliler ki ülkelerine ihanet edip kendi ipleri çekiyorlar..

Hala anlamadılar mı?

Erdoğan düşerse Türkiye düşer...

Ve ortada partide kalmaz koltukta...
Biline...

İhanet etmeyin...

Böyle bir lidere böyle bir devlet adamına sahip olduğunuz için "Allah başımızdan eksik etmesin "diye dua edin,,