BIST 2.378
DOLAR 15,92
EURO 16,81
ALTIN 939,10

Ekonomik bağımsızlık savaşında mukabil atağımız!

Sevgili dostlar, geçen hafta küresel sermayenin diğer bir ifadeyle ”Paranın Sahipleri” nin Ekonomik Bağımsızlığımıza kasdedercesine paramızla nasıl oynadıklarını ifade etmiş, bu hafta da aynı konuya devam edeceğimi beyanla sözlerimi nihayete erdirmiştim. 

Bağlayıcı mahiyette böyle bir beyanda bulunmasam bile ekonomik bağımsızlığımızı, geçtiğimiz Pazartesi günü ibkaya yönelik gerçekleşen mukabil atağımız karşısında aynı konuya devam etmek ve halkımızın, en az siyasi ve kültürel bağımsızlığı kadar, ekonomik bağımsızlığına da sahip çıkması yolunda toplumsal kollektif şuurunun gelişip kökleşmesine katkı sunma yolunda aynı konuya devam etme zorunlu bir hal almıştır.

Peki ne değişti!

Değişen ahvale yönelik, Merkez Bankası’ndaki hisselerimizin %50’nin üzerine çıkmış olduğuna geçen hafta değinmiştik. Buna ilave olarak o meşum bloku, bizim bağımsızlığımızı ibkaya yönelik endişeye sevk eden en önemli gelişme, Savunma Sanayiisinde elde etmiş olduğumuz sonuçlar ve bu doğrultuda kendi kendimize yeterlilik ve gerektiğinde vatan savunmasında kulanacağımız silah ve mühimmatın temininde yerli üretimin tedarik oranının %85’leri geçmiş olmasıydı.

Artık ithal etmiyoruz, kendi silahımızı kendimiz yapmaya başladık. Bugün dünyada çok az ülke bilhassa savaş zamanında kendi silahını üretebilmektedir. İşte bunlardan biri de Türkiye’dir. Onlara göre değişen şey Savuna Sanayimizin gelişmesi ve muhtaç olduğumuz mühimmatı, araç ve gereci üretebilmede, hiç beklenmedik noktaya gelmemizdir. Bilhassa İHA’lar, SİHA’ların, TİHA’ların özellikle Karabağ semalarında ve farklı zeminlerde üretmiş olduğu başarı ve buna dayalı elde etmiş olduğumuz sonuçlar onları endişeye sevk etmiştir.

Üstelik Türkiye karayolu, demiryolu ağıyla bütün ülkeyi dantel dantel işleyip örmüş, gitmediği bir bucak, ulaşmadığı bir karış toprak koymamıştı. Ulaşım ağı bir ülkenin kan damarları meşabesindedir. Yollar aynen kılcal damarlar misali vücudun her bir noktasına kalbin aort kanalıyla pompaladığı canlılığı vücudun her tarafına taşıdığı gibi, yollarda gönlümüzün ürettiği sevgiyi, toplumsal ihtiyaç doğrultusunda emeğimizin ortaya koyduğu ürünleri yurdumuzun dört bir tarafına taşır. Kılcal damarların bir ağ misali ulaşıp beslemediği uzuv nasıl kangren olup kesilir atılırsa, yolların örüp sevgi ve emeğin ürettiği ürünlerle beslemediği vatan parçası da körelir, bütünden kopma noktasına gelir.

İşte Türkiye, 2002 Kasımdan bu yana 6100 km olan bölünmüş yollarını 31.000 küsür km’ye çıkarmak 2023 itibariyle otoban ağını 17.839 km’ye ulaştırmayı hedeflemekle, viyadük, tünel ve köprülerin uzunluğunu 700 km’nin üzerinde gerçekleştirmekle, gönülleri bütünleştirmiş, toplum fertlerinin birlik ve beraberliğini vatanın bölünmez bütünlüğünü pekiştirmiş, o meş’um ittifakın ve onların yerli işbirlikçilerinin hayal ve beklentileri doğrultusunda en ufak bir vatan parçasının kangren olmasına meydan vermemiştir.

Bununla birlikte  Osmanlı dönemi sonrası Türkiye içinde kalan 4500 küsür km lik demirtolu ağına 1938’den bu yana 2002’ye kadar 1 km’lik bir ilave yapılmamışken 2002 sonrası yapılan çalışmalarla ülkemizin demiryolu ağı 12.000 km’ye çıkarıldı. Bir iki yıla kadar bu ağ en hızlı trenlerin seyrine imkan verecek şekilde 16 bin km’ye ulaşacak. Türkiye, dünyada “Hızlı Tren” statüsünde demiryolu seyir ve seferine imkan verecek ölçüde uzun mesafeli merkezler arasında demiryolu ağı yapan 7-8 ülkeden birisidir. 

Bütün bunlara ilaveten hava yolu halkın yoluna dönüşmüş, bu sayede İstanbul’da ikamet eden tecrübeli bilge kişi Profesör üstad, a veya b şahıs, günü birlik veya bir iki günlüğüne ders vermek, birikimini sunmak üzere Hakkari, Urfa, Mardin Üniversitelerine gidebilmekte böylece Türkiye’nin batısıyla doğusunun, güneyi ile kuzeyinin kaynaşmasına, birlikte bütünleşip kardeş olmasına katkı sunma mutluluğuna ermiştir.

Elbette ki o meş’um ittifak bu güzelliği gölgeleyip, bu yüce Milletin hedeflediği mutluluğa engel olmak isteyecektir. Nitekim bugüne kadar ellerinden gelen her şeyi yaptılar. En  son namertçe paramızla oynadılar. Üstelik kuzuyu yedikten sonra, gelip kuzunun sahibiyle birlikte ağlayan  ÇAKAL misali büyük bir pişkinlik içerisinde arz-ı endam ederekten.

Türkiye, imparatorluk varisi bir devlettir gerekeni yapar!

Biz bu günlere gelinceye kadar ne badireler atlattık! Bu ne ki… Bu gün kendisini dünyanın ağası belleyen , Bekçi Bekir misali öttürdüğü düdük ile aleme nizam vermeye çalışan ABD daha dün 18. Asrın sonlarına doğru Osmanlı’nın sıradan bir  paşası Cezayir’li Hasan Paşa’nın huzurunda diz çökmüş, yapılan antlaşmayla Osmanlı’ya fidye vermeyi kabul etmiş, bundan daha önemlisi Türkçe hazırlanan antlaşmayı Osmanlı adına Cezayirli Hasan Paşa, ABD adına da, ABD Başkanı imzalamıştı.

Anlaşılan ABD’nin “Devlet Hafızası” Cezayirli Hasan Paşa’yı unutmamış. Tabir caizse kökü mazide olan bir hıncının öcünü gütmekte. Ama kimse merak etmesin bu güne kadar Türk Devletinin maddi hafızası üzerine her  ne kadar toz-toprak küreyip onu yok etmeye kalktıysalar da, bu milletin hafızasının sübut belgeleri arşivlerinde bugüne kadar muhafaza edilmiş, hatta bugünkü neslin idrakine sunulacak şekilde güncellenmiştir.

İşte bu şuur ve idrak içerisinde bir bakıma İmparatorluk refleksinin tezahürü mahiyetinde Türk Devleti’nin en üst Resmi ağzı tarafından bu ülkenin Ekonomik Bağımsızlığı bir kere daha ilan edilmiş ve “Bankadaki Türk Lirası varlıklarında kur getirisi, mevduat kazancının üzerinde kalırsa, aradaki fark doğrudan vatandaşlarımıza ödenecek” açıklaması ile vatandaşlarımıza Türk lirası mevduatından dövize geçme ihtiyacı duymamalarına yönelik garanti verilmiştir.

Ekonomik Bağımsızlık yolunda devletin bu atağı sonuç vermiş, bu açıklamayı müteakiben Türk lirasındaki değer kaybı duraksayıp ibre tersine dönmüş ve böylece Türk Lirası’nın %20’lerin üzerinde elde etmiş olduğu kazanç dünya gündemine oturmuştur. Bu sefer kuzuyu çakallarla yiyip sahibiyle birlikte ağlayan güruh bu sefer “dolar düşüyor” diye ağlamaya koyulmuşlardır.

Onlar hangi planı uygulamaya koyarlarsa koysunlar bizi çökertemeyecekledir. Zira bu millet bu güne kadar geleceğine, birlik ve beraberliğine, hasılı kendi varlığına karşı kurulmuş olan bütün komploları aşmayı başarmıştır. Bunu da aşacağından hiç kimsenin şüphesi olmasın…

Kalın sağlıcakla sevgili dostlar.