BIST 1.562
DOLAR 7,45
EURO 9,04
ALTIN 440,37
YAZARLAR

ABD, Ortadoğu, Türkiye Ve Rusya dış politika gerçekleri

Washington'un artık bölgede hayati çıkarları olmadığını kabul etme ve buna göre hırslarını büyük ölçüde azaltma, güçlerini azaltma ve hatta belki de Orta Doğu'dan tamamen çekilerek "sonsuz savaşlar" dönemini sona erdirme zamanı geldi.

İsmail GÜZELiguzel@nestech.net

Soğuk Savaş boyunca ve yüzyılın ilk yıllarında, ABD'li tüketiciler için ucuz benzin sağlamak, İsrail güvenliğini desteklemek, teröristlerle savaşmak ve kitle imha silahlarının yayılmasını önlemek, Amerikalıların öncelikleri arasında.
 
Dördü de önemli olmaya devam ediyor, ancak son yıllarda daha az kritik hale geldi. 
 
İsrail, önemli ölçüde ABD desteğinden yararlanmaya devam ediyor, ancak Amerika Birleşik Devletleri'ndeki demografik ve siyasi değişiklikler muhtemelen Washington’un önümüzdeki yıllarda İsrail’e karşı cömertliğini azaltacak.  
 
Ve İsrail'in hala ABD'nin yardımına ihtiyacı olduğunu iddia etmek giderek zorlaşıyor.  
 
ABD'nin Ortadoğu'ya yönelik politikasını uzun süredir şekillendiren bir dizi çıkar, önemini yitirdi. 
 
Her zaman karmaşık olan bölge daha da karmaşık hale geldi. Bu yeni gerçeklerle karşı karşıya kalan ABD'li yetkililer ve analistler arasında bir tür analitik tükenme başladı.
 
Washington'un önde gelen elitlerine göre Orta Doğu'daki çıkarlarını çözmesi ve bunları ilerletmek için bir yeni strateji oluşturması gerekiyor.
 
Devam edelim.
 
Amerika'nın son yirmi yılda Orta Doğu'daki başarısızlığı uzun ve ürkütücü.  
 
En bariz felaket, 2003 Irak işgaliydi.  
 
Ama sorun 2003 Irak işgali fiyaskosundan çok önce başladı. ABD'nin Soğuk Savaş'taki zaferi, dünyadaki demokratikleşmenin "üçüncü dalgası" ve küreselleşmenin yarattığı zenginlik olumlu gelişmelerdi, ancak aynı zamanda Amerikan küstahlığı ve aşırı hırsının toksik bir karışımını da üretti.  
 
Siyasi yelpazenin her tarafında yetkililer ve analistler, Ortadoğu toplumlarının Washington’un yardımına ihtiyacı olduğuna ve ABD’nin gücünü bölgede yapıcı şekillerde kullanabileceğine inanmaya başladılar.  
 
Ardından, Arap toplumlarını dönüştürmek, İsrail-Filistin çatışmasını çözmek, cihatçılığı ortadan kaldırmak ve İran'ın nükleer teknolojideki gelişimini sona erdirmek için sonuçsuz arayışlar oldu.  
 
Beş Arap ülkesinin şu anda çeşitli çöküş aşamalarında olması gerçeği, Washington'da ABD yaklaşımının radikal bir revizyon gerektirdiğine dair genel bir anlayışa katkıda bulunuyor.
 
ABD dış politika seçkinleri arasında yeni bir fikir birliği oluştu; Washington'un artık bölgede hayati çıkarları olmadığını kabul etme ve buna göre hırslarını büyük ölçüde azaltma, güçlerini azaltma ve hatta belki de Ortadoğu'dan tamamen çekilerek "sonsuz savaşlar" dönemini sona erdirme zamanı geldi.  
 
Yirmi zorlu yıldan sonra, bu tür argümanlar ikna edici görünebilir. Ancak bazı siyasi elitlere göre Orta Doğu'dan ayrılmak sağlam bir politika değil. 
 
Siyasi aktörlere göre siyasi, teknolojik ve sosyal değişiklikler bu çıkarları onlarca yıl öncesine göre daha az yaşamsal hale getirmiş olsa bile Washington’ın hala Ortadoğu’da korunmaya değer kritik çıkarlara sahip olduğu inancı var...
 
Ancak, politika yapıcıların bölgeyi yeniden yapılandırmak için ABD askeri gücünü kullanmak yerine, istikrarı sağlama ve koruma gibi daha gerçekçi ve gerçekleştirilebilir hedefi benimsemesi gerekiyor.
 
Son yıllarda bölgeden geri çekilmeyle ilgili tüm açıklamalar Washington’un etkisini bölgede azalttı.
 
Ortadoğu’lu liderler arasında ABD'nin liderlik rolünden vazgeçmek niyetinde olduğu algısı sayesinde Türkiye, Rusya ve Çin bölgede alternatif iktidar olarak ortaya çıktı. Bu gelişme Washington için çok can sıkıcı bir resimin önemli bir parçasıydı.
 
Devam..
 
Washington'un Çin'in yükselişini durdurmaya çalışması, Trump’ın ticaret savaşı, teknoloji yasakları ve COVID-19 salgınınından dolayı Çin’i suçlaması, Çin’li politikacıların ABD’nin ülkelerini al aşağı etmede kararlı olduğu yönündeki algısını doğruladı...
 
Trump hükümetinin Çin’e odaklanmasının ardından coğrafyada insiyatif alan iki başkent Ankara ve Moskova, Ortadoğu’da, Kafkaslar’da ve Akdeniz’de önemli aktörler haline dönüştü. 
 
Ankara ve Moskova’nın Suriye, Kafkaslar, Libya, Kırım ve Ukrayna'da karşıt dış politikaları olsa da Rusya, Türkiye ile yakın ilişkilerini sürdürmeyi hedefliyor.  
 
Öte yandan seçilmiş başkan Joe Biden, Rusya'yı bastırmayı hedefliyor.  Hem eski Başkan Barack Obama'nın hem de Trump yönetiminin dış politikaları, Rusya'nın Akdeniz ve Ortadoğu'da bir süper güç olarak yeniden ortaya çıkmasıyla sonuçlandı.  Biden yönetiminin bölgesel nüfuzunu sınırlamak için Rusya'nın başlıca bölgesel rakibi olarak Türkiye'yi desteklemesi mümkündür.
 
Obama yönetimi İran'ı uluslararası sisteme entegre etmek istediğinde İran, bu durumdan milis güçleri aracılığıyla Irak, Suriye ve Yemen'deki nüfuzunu yaymak için kullandı.  
 
Sonuç olarak İran ve ABD Irak'ta karşı karşıya geldi.  İran'ın Irak'a tek başına hakim olabilmesi için ABD'yi Irak’tan uzaklaştırması gerekiyor.
 
Petrol zengini Körfez ülkeleri ve İsrail'in uluslararası satranç tahtasındaki konumları da çok önemli hale geldi. İsrail'in bölgesel güvenliği her zaman ABD'nin önceliklerinden biri olurken, Trump yönetimi Körfez ülkeleriyle bir yakınlaşma sürecini yönetti.
 
Birkaç yıl önce Suudi Arabistan ve İran'ın saldırgan dış politikaları bu iki bölgesel gücü savaşın eşiğine getirdi. Biden seçimleri kazandı ve yönetimi yeni nesil Suudiler diktatörlüğüne karşı olumlu bir duruş sergilemeyecektir.
 
Biden yönetimi, Akdeniz bölgesi ve Ortadoğu için ABD politikalarını yeniden düşünmeye karar verirse, bölgesel güç dengesi için yeni bir stratejik yaklaşım geliştirmek zorunda kalacak.
 
Avrupa ülkeleri tarihsel bir gerileme döneminden geçerken, Trump yönetimi Avrupa Birliği'ne karşı mesafesini korudu. Trump’ın gayri resmi olarak AB’nin lideri olan Almanya, Angela Merkel ile görüşmesi, Trump’ın Avrupa’yı hor gördüğünü kanıtladı. Birleşik Krallık Brexit'e oy verdiğinde, ABD yönetimi ülkenin AB'den çekilmesini destekledi.
 
Çin ile ilişkilerin kötüleşmesi nedeniyle ABD yönetimi, üretim hatlarını Hindistan'a taşımayı planlıyor ve bu da Hindistan'ın ana rakibi Pakistan'ı Çin'e doğru itecek.
 
ABD, NATO aracılığıyla Avrupa ülkeleriyle daha yapıcı ve kurumsallaşmış bir ilişki geliştirmeye çalışırsa, Türkiye ABD ile AB arasındaki yakınlaşmada kilit bir rol oynayabilir.
 
Biden yönetimi Türkiye-ABD ilişkililerini yeniden yapılandırmalıdır. Aksi takdirde ABD seçenekleri İran, Mısır ve Suudi Arabistan gibi bölgenin anti-demokratik ülkeleriyle sınırlı kalacaktır.

Yorumlar