BIST 4.505
DOLAR 18,83
EURO 20,27
ALTIN 1.136,25
HABER /  GÜNCEL

Türkiye bu dehşete hazır olmalı

Suriye'de Beşşar Esad'ın artan şiddetiyle kaosa sürüklenen ülke Türkiye için de ciddi tehdit oluşturuyor...

Abone ol

Özellikle Suriye içindeki siyasi dengeler üzerine yazılarından tanıdığımız Radikal Gazetesi Dış Haberler Müdürü Fehim Taştekin ve sorunu bölgesel bağlamda ele alan analizleriyle öne çıkan SETA Vakfı'nın eski Washington Temsilcisi, gazeteci Nuh Yılmaz Suriye'de yaşanan krizinin Türkiye yansımalarını değerlendirdi.

Çizdikleri tablo ise son derece vahim...

"Esad, Suriye'nin başında kaldığı sürece Türkiye kucağında bir bomba ile oturuyor olacak..."

Vatan gazetesi yazarı Ruşen Çakır'ın bugünkü köşesine taşıdığı ve 'Yuvarlak Masa' toplantısı adını verdiği görüşmelerin önemli bölümleri şöyle:

- Türkiye zamanında gereğinden fazla bir şekilde Esad'a destek vermişti. Şimdi de Türkiye hüsrana uğramış bir şekilde yine aşırı bir tepki verdiğini görüyorum. Siz nasıl görüyorsunuz?

Fehim Taştekin: Türkiye, Suriye ile ilişkisini kardeşlik boyutuna taşırken "Biz bunu Batı'ya rağmen yaptık" şeklinde açıklamalar yapılıyor. Fakat Batı'nın beklentisi Suriye'yi Türkiye üzerinden İran'dan uzaklaştırmaktı, ama bu gerçekleşmedi. Türkiye de Suriye üzerindeki kredisine güvenerek, Suriye'deki sorunu barışçıl biçimde çözmek istedi. Burada Türkiye'nin en büyük hatası, kendisi 30 senedir anayasasını değiştiremeyen bir ülke olarak Baas rejiminin çöpe atılması anlamına gelen bir açılım için 15 gün gibi kısa bir süre tanımasıydı. Bu sürede bir şey değişmeyince kendisini ihanet uğramış gibi hissetti. Eğer Suriye'deki durum böyle devam ederse Türkiye 910 km'lik sınır komşusunu kaybedecek. Bunun üzerinden gelişen gerilimle Irak'la ilişkiler de bozulacak. Türkiye'nin Esad ile uzun bir süre yaşayabileceğini düşünmüyorum.

İDAM FERMANI ELİNDE

Peki Esad'ın yaşayabileceğini düşünüyor musunuz?

Taştekin: Esad idam fermanını elinde tutuyor. Bu kadar şiddet rejimi sona doğru sürüklüyor. Eğer Suriye'de rejim değişebilseydi Batılıların dile getirdiği Şii hilaline karşı Sünni bloğu oluşturmak için önemli bir adım atılmış olacaktı ama bu olmadı.

Aynı zamanda Türkiye Suriye muhalefetine ciddi bir destek veriyor.

Taştekin: Evet, Esad Suriye'nin başında kaldığı sürece Türkiye kucağında bir bomba ile oturuyor olacak.

Nuh Yılmaz: Ben Fehim'in ilk söylediklerine katılmıyorum. Türkiye'nin sıfır sorun politikası kendi politikasıydı ve Batılıları da epey kızdırdı. 2010 yılında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde İran'ın nükleer programı ile ilgili aldığı karar, Mavi Marmara'da koyduğu tavır veya Gürcistan Savaşı'nda NATO gemilerinin Karadeniz'e girmesine izin vermemesi gibi örnekler akıllarda. Bu sebeplerden dolayı sıfır sorun politikası Türkiye'nin politikası değil demek yanlış olur, Türkiye'ye özne pozisyonu vermemek olur. Türkiye ekonomik ve siyasi olarak ortanın üzerinde güçlü bir ülke. Çok abartmamak gerekir belki ama Türkiye kendi politikasını belirleme gücüne ulaştı son 10 yılda.

Taştekin: Doğru, Türkiye'nin sıfır sorun politikası kendi politikası ama bu politikanın Batılı müttefiklerinin beklentilerine denk düşen tarafları da var. Mutlak surette Batı'ya rağmen böyle bir yönelim olduğu söylenemez.

-Ama sonuç olarak Türkiye'nin ürettiği politika bir işe yaramadı.

Yılmaz: O başka bir tartışma. Şöyle ki sıfır sorun, barış şartları için üretilmiş bir politikaydı. Bir ülkenin maddi çıkarını barış ve istikrara endekslemesi son derece zor bir şeydir. Türkiye bunu bir şekilde başarmıştır. İşte bu yüzden de Suriye'de yaşananlar Türkiye'nin hedeflerine darbe vurmuştur. Bu noktalarda söz konusu politika geliştirebilir, yeni açılımlar yapılabilir.

BAŞKA POZİSYON YOK

Şu aşamada Suriye konusunda Türkiye riskli bir pozisyonda durmuyor mu?

Yılmaz: Doğru ama başka bir pozisyon yok. Siyasette sizin başlatmadığınız bir kavgada taraf olmak, kazanan tarafta yer alsanız bile baştan kaybetmektir. Siyasette önemli olan fay hattının nereden geçtiği, fay hattını kimin koyduğudur. Türkiye'nin yapmaya çalıştığı şey fay hattının yerini değiştirmekti. Bir yandan Suudi Arabistan'ın, diğer yandan İran'ın mezhep çatışmasına çekmeye çalıştığı fay hattını sadece Türkiye değiştirmeye çalıştı, çalışıyor. Türkiye Batı'nın yanında veya karşısında değil. Kendi oyununu oynamaya çalışıyor. Şu anki kriz ortamında her istediğini başaramadığı ortada ama bu konuda bir irade ortaya koyuyor. Bu yüzden Türkiye Suriye'de, içinde her kesimin olduğu, din, mezhep ve etnisiteyi aşan bir muhalefet örgütlemeye çalıştı. Bu dışarıdan yapılan bir plan değildi.

TÜRKİYE'Yİ SAVAŞA SOKMAK İSTİYORLAR

-Türkiye'de Suriye'deki sürece askeri olarak da müdahil olması için bir lobi oluştuğu iddiasına katılıyor musunuz?

Yılmaz: Evet, Ağustos'tan beri güçlenen bir lobi var. Türkiye'yi savaşa sokmak istiyorlar. Ancak Ankara'nın bu konuda çok istekli olduğunu sanmıyorum. Burada İran'ın örgütlediği başka bir grubun da, birinci gruba bakarak, Türkiye üzerine baskı oluşturmaya çalıştığını düşünüyorum. Yani Türkiye'de ikili lobi var ve hükümet bu iki lobi arasında kalıyor. Bir ülkede rejim barışçıl göstericileri kurşuna diziyorsa, eğer orada 16 tane istihbarat örgütü varsa, ülkenin her yerinde kontragerilla örgütlenmesi kapsamışsa burada birilerinin silahlı direnişe geçmesine şaşırmamak gerek. O yüzden Suriye'deki siyasi rejim kendi kendini ülkeyi yönetemez hale getirdi. Dış destek de süreci hızlandırdı. İran tam anlamıyla mezhepçi bir devlete dönüştü. Karşısında da Suudi Arabistan gibi bir ülke olduğu zaman ortaya çıkan tablo bu. Türkiye'nin bu taraflardan birini tercih etmesini istememiz baştan yanlış bir şey. Türkiye'nin yapmaya çalıştığı şey bir ortak bir muhalefet oluşturup, Suriye'nin bölünmemesini sağlamaktı. Türkiye'nin Suriye'ye 15 gün izin verdiği ifadesi de rejimin söylediği bir şey çünkü Türkiye Suriye'ye çok uzun zamandır süre tanıdı, birçok konuda destek vermeye çalıştı ama Suriye İran desteğini garanti gördüğü için bunları geri çevirdi. Bunun maliyetini Türkiye'ye çıkarmak doğru değil. O kadar kısıtlı iletişim koşulları var ki, Suriye'deki muhalifleri Türkiye'den yönetmek de mümkün değil. Suriye'deki rejimin çözülmesinin tek yolu ordunun bölünmesi. Herkes biliyor ve herkes buraya çalışıyor. Türkiye'deki muhalifler izole bir hayat yaşıyorlar ve buradan da silah kaçakçılığına da izin verilmiyor. Şu anda İsrail'in pompaladığı bir propaganda bu. Türkiye'nin Özgür Suriye Ordusu'na destek verdiği, silahlı eğitim verilen bir kamp kurduğu iddiaları da gerçek değil. O kamplar Ürdün'de, kimin destek verdiği ortada.

Taştekin: İran'ın Esad rejimine sonsuza dek mutlak destek vereceği önermesi yanlış.

Yılmaz: Evet, ben de katılıyorum bu önermeye.

HİZBULLAH İDDİASI

Taştekin: Ayrıca, Hizbullah'ın silahlı bir şekilde bu olaylarda yer aldığı sadece bir iddia. Lübnan'ın Vadi Halid bölgesinde, Suriye sınırında birçok kişiyle konuştum. Herkes bu iddiayı dile getiriyor ama kimse somut bir şey ortaya koyamıyor. Ciddi bir kara propaganda almış başını gidiyor. İranlı bir diplomatın bana dediği şu:

"Eğer Suriye'de başa gelecek rejim bize İsrail'e karşı direniş hattının devam edeceği konusunda garanti verirse Esad'ın ipini anında çekeriz." İran, muhaliflerle görüşmesi için İstanbul'a elçi gönderdi ama kabul etmediler. İran'ın sonuna kadar Esad'ı desteklediği ve gösterilerin bastırılmasına yardım ettiği tespiti gerçeği yansıtmıyor. İran'ın Suriye'ye çok ihtiyacı yok ama Suriye'nin İran'a çok ihtiyacı var. İran, Suriye'den kaynaklanan boşluğu yeni müttefiki Irak ile de doldurabilir.