BIST 10.644
DOLAR 32,20
EURO 35,01
ALTIN 2.500,70
HABER /  MAGAZİN  /  KÜLTÜR VE SANAT

Hafta sonu ne okuyalım?

Bu hafta sonu hangi kitabı okuyalım diyenlere işte önerimiz.

Abone ol

   
Ursula K. Le Guin, Marifetler'de bizi 'marifet' adı verilen özel güçleri olan dağlılarla tanıştırmış, hayatının anlamını ve kimliğini bulmaya çalışan iki kahramanın serüvenlerini takip etmemizi sağlamıştı. Üstelik, kurduğu hem sihirli hem sıradan dünyayla fantastik kitaplarla ilgilenmeyenlerin bile ilgisini çekecek bir yapıt ortaya koymuştu. Serinin ikinci kitabı Sesler ise yazarın, insanların –ve diğerlerinin– maskelerini indirmekteki neredeyse doğaüstü yeteneğini bir kere daha gözler önüne seriyor. Bütün Le Guin romanlarında olduğu gibi bu romanda da kahramanların düşlerini, hayal kırıklıklarını, korkularını ve yaşamlarını şekillendiren diğer ayrıntıları acı verici ölçüde dürüst hikâyelerle keşfediyoruz.

 Tıpkı Yerdeniz'de olduğu gibi bu seride –bu kitapta da– büyüyüşünü takip ettiğimiz kahramanlarımız var. Sıra dışı olaylarla karşılaşan sıradan insanların verdikleri tepkileri görüyor, yaptıkları seçimlerle bilgeleşmelerini, doğru ve yanlışı öğrenmelerini izliyoruz. Yazır, Sesler'de bizi yeniden Marifetler'in dünyasına götürüyor ama bu sefer kahramanlarımız farklı. Hikâyemizin anlatıcısı Memer Galva, Ansul şehrinin önemli ailelerinden birinin kızı. Memer'in hayatı boyunca Ansul şehri katı çöl insanları olan Aldlar tarafından yönetilmiş hatta Memer'in babası da işgal sırasında annesine tecavüz eden bir Ald askeriymiş. Genç kızın annesi ölmüş olduğundan Memer, Galva ailesinin lideri olan Sulter Galva'nın izinden gidiyor. Sulter Galva, Aldların tehditlerine ve işkencelerine karşı evinin sırrını açıklamadığından roman boyunca saygı gören bir karakter.

       Galva evinin pek çok sırrı var ama bu sırlardan en önemlisi sadece evin liderinin –ve Memer'in– girebildiği ve içinde önemli kitapların saklandığı oda. Sulter Galva Memer'e okumayı ve kitapların önemini, neden onları hayatları pahasına korumaları gerektiğini öğretiyor.

       Savaşçı bir ateş tanrısına tapan bir ırk olan, kadınları ikinci sınıf vatandaş olarak gören Aldlar, kitapları şeytanın işi olarak gördüklerinden ele geçirdikleri bütün kitapları yok ediyorlar. Onların yönetiminde kitap okumak en büyük suçlardan biri. Bu yüzden Ansul halkının ellerinde kalan kitapları saklaması için getirdikleri Galva ailesinin aldığı risk çok büyük. Tam da yukarda saydığım nedenlerle ilk kitapta da yer alan gezgin şair Orrec ve eşi Gry yanlarından şehre geldiklerinde kalmak için Memer'in evini seçiyorlar (genç kız artık on yedi yaşında) ve Ansul halkının özgürlüklerini kazanma savaşına başlamak için ihtiyaç duydukları kıvılcım da onların gelişiyle doğuyor.

 

       Batıl inançların etkisi
       Orrec meşhur bir şair/hikâye anlatıcısı olduğundan Aldların Ansul'daki liderleri Iorrath da onu huzuruna davet ediyor. Iorrath, halkının geri kalanının bağnazlıkları göz önünde bulundurulduğunda ilerici bile sayılabilir. Ama oğlu tam bir dinci fanatik ve babasını devirmek için fırsat kolluyor.

       Memer'in korkularını yenerek sorumluluk almayı öğrenmesi, evin reisinin izinden gitmesi, bütün bir şehir halkının haklarını geri almak için savaşmaya karar vermeleri her zamanki Le Guin netliğiyle anlatılmış. İyi ve erdemli karakterler kadar utanç verici olanlar da incelikle işlenmişler. Son karar hep okuyucuya bırakılmış. Örneğin Ansul halkı içinde Aldları kaba kuvvet aracılığıyla şehirden sürmek isteyen bir kanat da var olsa da halkın çoğu karşılarındaki düşmanın askeri güç bakımından kendilerinden ne kadar üstün olduğunu gördüklerinden şiddettin doğru çözüm olmadığına inanıyorlar. Yazar bu tartışmayı detaylı olarak masaya yatırmış, örneğin annesinin tecavüzünün, kitapların yakılmasının Sulter'in işkencesinin intikamını almak isteyen Memer, Orrec'in de etkisiyle Aldların da sadece insan olduklarını ve hareketlerinin temelinde batıl inançlar ve bilgisizlik yattığını keşfediyor.

       Bu sayede nefretinden kurtulan genç kız daha yapıcı bir çözümün parçası haline geliyor.
       Bütün bu uyuşmazlığın nasıl ortadan kalktığını yazmayacağım. Keşke gerçek hayatta da işler böyle yürüse diyor insan ama ne yazık ki bizler Ansul halkı gibi özünde barışçı yaratıklar değiliz. 

 

Kitap Amerika'da yayımlandığında bazı kısımların belirgin biçimde George W. Bush'a gönderme olduğu yorumunda bulunulmuş, kendisinin şeytanları yenmek üzere tanrı tarafından gönderildiğine inanan İddor karakterinin bizzat ABD başkanını simgelediği söylenmişti.

(Metis)