BIST 10.740
DOLAR 32,86
EURO 35,25
ALTIN 2.493,49

Başörtüsü nefret objesi oldu...

İran Cumhurbaşkanı Reisi ve Dışişleri Bakanı Abdullahiyan ve beraberindeki heyet helikopter kazasında vefat ettiler.

Bu yaşanılan süreçte İran rejimine sosyolojik ve siyasal açıdan bakıp değerlendirmek gerekir.

İran diğer İslam ülkelerinden farklıdır. İran’ın karakterini tarihî Pers/Fars kültürü ile İslam’ın Şii kolu olan Caferi mezhebi belirlemiştir.

Sünni Osmanlıdan laik Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin atılması,

Şii İran’dan teokratik İslam Cumhuriyetinin çıkması,

Orta Doğu’daki diğer Müslüman ülkelerde daha otoriter ve geleneksel şeyhlik rejimlerinin yaşanması,

Sosyolojik bakımdan çok önemli, araştırmaya muhtaç bir alan.

Molla rejimi gölgesinde toplumsal yapı ve İran’da kadın olmanın zorluklarının temsili ismi Mahsa Amini’nin var olma mücadelesi sadece kadınların değil genel olarak İran toplumunun insan haklarına saygılı ve özgür bir rejim istendiğinin göstergesi.

İran’da şer’i rejimin kıyafet kurallarına uymadığı gerekçesiyle gözaltına alınan ve ahlak polisi tarafından gördüğü şiddet sonrası hayatını kaybeden 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin ölümü sonrasında tüm dünya kamuoyunun gözleri İran’a çevrildi. Aslında İran’da kadınlara yönelik böyle baskı ve şiddet olayları ilk kez olmuyor, sadece bu kadar belirgin bir biçimde gün yüzüne çıkmamıştı. Protestoların bu kadar güçlü bir şekilde İran dışındaki ülkelere de sıçraması, konunun yalnızca ulusal değil evrensel bir nitelik taşıdığının göstergesi.

 İran’da son dönemlerde yaşanan olayları daha iyi anlamak için biraz geçmişe gitmek ve İran’ın genel toplumsal yapısına vurgu yapmak gerekir. 1979 yılında gerçekleşen İran İslam Devrimi sonucunda dini lider Ayetullah Humeyni’nin iktidara gelmesiyle birlikte İranlı kadınların kendilerine dayatılan şer’i rejimin hapsettiği dar alanda var olma ve kendi sınırlarını çizme mücadelesi verdiğini görüyoruz. İran’daki ataerkil iktidar ve toplum yapısına istinaden ailevi ilişkilerden siyasal kurumların işleyişine kadar birçok noktada dini kuralların olduğu, atanmış kurumların seçilmiş kurumlara oranla daha üstün geldiği, özgürlüklerin yalnızca dini liderin ve şeriat hükümlerinin çizdiği ölçüde yaşandığı ve erkek egemen bir yapının baskın olduğu açıktır.

Muhammed Rıza Pehlevi döneminde görülen modern ve özgür hayat tarzından hızlı ve keskin bir şekilde aşırı muhafazakâr, baskıcı ve kısıtlayıcı yaşam tarzına evrilme süreci, İran’da dini kuralların, siyasal ve toplumsal alanda ne kadar belirleyici bir dinamik olduğunu gözler önüne seriyor.

 “Soraya’yı Taşlamak” adlı filmde İran’ın küçük bir köyünde zina yapmakla suçlanan masum bir kadının köyün erkekleri tarafından nasıl taşlanarak öldürüldüğü konusunun işlenmesi, aslında İran’da kadına yönelik bakış açısının anlaşılması açısından minimal bir örnektir.

İran, Suudi Arabistan, Afganistan gibi kapalı ve şer’i kuralların hüküm sürdüğü ülkelerde kadınların özgürlüklerinin ikinci plana atıldığı, onların halen erkeğin güdümünde oldukları, ekonomik ve siyasal haklarının kısıtlandığı görülüyor.

Örneğin, Afganistan’da Taliban rejimin bir dayatması olarak kız çocuklarının okula gidememesi, kadınların yüzlerinin görünmeyecek şekilde “hicab” “burka” giymeye mahkûm edilmesi, İran’da ise erkeğin yasal olarak dört kadınla evlenmesine müsaade edilirken, kadının mahkemeye gidip kocası başkası ile evlendiği için veya farklı bir sebeple boşanmaya hakkının olmaması, ayrıca boşandıktan sonra çocuğunun velayetini alamaması şer’i hükümlerle yönetilen ülkelerin kadına verdiği “değersizliğin” göstergesidir.

 İran Anayasası’nın 20’nci maddesinde ülkenin bütün vatandaşlarının, eşit olarak kanunun koruması altında bulunduğu ve “İslami kriterlere uygun bütün siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel haklara sahip” olduğu hükme bağlanmıştır. Burada vurgulanması gereken nokta, molla rejimi kadınların devlet başkanı, hâkim, savcı gibi önemli makamlara gelmesini yasaklıyor. Burada genel kanaat, kadınların “karar verici” statüsünde olmasının kabul edilemez olduğudur.

 Baskıcı Politikaların Getirdiği Yasaklar

Baskıcı politikalar başka alanlarda da yaşanıyor. İran’da babanın izni olmadan kadınlar evlenemiyor, eşinin izni olmadan İran’dan yurtdışına çıkamıyorlar. Böylesi durumlar, kadınların geleceklerini ilgilendiren ciddi konularda halen erkeğin onayına tabi olduğunu gösteriyor. Bu da ülkeyi kadınlar için “açık bir cezaevine” çeviriyor.

Eğitimle ilgili kısıtlamalar; ilköğretim ve lise eğitimi İran’da “haremlik-selamlık”, yani kız-erkek ayrı şekilde oluyor.

Dokuz yaşındaki okula giden kızların başlarını örtme zorunluluğu var.

Sosyal yaşam noktasında ise eğlenebilecekleri kafe veya barlar yok, içkili mekânlar “molla rejimi” tarafından yasaklanmış.

Yasakların ters tepip gayri-ahlaki yaşam ve alışkanlıkları tetiklediği gerçeği teziyle, içki el altından alınıp kapalı alanlarda içiliyor. İran’daki baskı “ev partisi” kültürünü arttırıyor.

Kadınların futbol maçlarına gitmesi ve stadyumlara girmesi yasak.

İran’da tüm bu yasakların ve yaptırımların uygulayıcısı haline gelen, molla rejiminin baskı aygıtı olarak kullanılan, “Gaşt-e Erşad” adı altında bir “ahlak polisi” birimi var ve yıllardır İran’da bilhassa kadınlara korku salıyor. Sakallı erkekler ve çarşaflı kadınlardan oluşan bu ahlak polisleri, sokaklarda insanların karşısına çıkıp onları şeriata uygun giyinmeye zorlayıp yaşam tarzlarına müdahale ediyor. Molla rejimi, ahlak polislerini en radikal, tutucu ve fanatik kişiler arasından seçiyor.

Başörtüsü takmayanlara veya başını uygun şekilde örtmeyenlere 10 gün ila 2 aya kadar hapis cezası veya para cezası veriliyor. O nedenle İran’da başörtüsü “nefret objesi” olarak görülüyor. Molla rejimi için başörtüsü “Berlin Duvarı” gibi onları ayakta tutan bir sütün. Bu sütun yıkılırsa rejimin yıkılacağı düşüncesinden endişe ediyorlar.

Özgürlüğün olmadığı her yerde yıkılış, yok oluş kaçınılmaz olur.