İslâm Birleşik Devletleri

Nureddin Ceylan snureddinceylan@gmail.com

Müslüman ülkeler arasında, siyasal bütünleşme fikri ve güç birliği oluşturma isteğinin ilk izlerini, Sultan Abdulhamit’in İslâm Birliği politikasında buluruz. Sultan, batı dünyasının Müslümanlara karşı düşmanlığının altında, Müslümanların sahip olduğu hammadde kaynaklarına sahip olma isteğini sezerek, onlara karşı koyabilecek bir İslam güç birliği oluşturma gayretine girmiştir. 

Müslümanların yeniden toplanmaları için Ulu Hakan eğitimde ve kültürel alanda uzun vadeli programlar yapmış ve yürürlüğe koymuştur. Batı dünyasının ekonomik hamlelerinin başarıya ulaşması için, gerekli olan Asya ve Afrika ülkelerinin kaynaklarını yağmalanmasında, tek engel olarak Osmanlı Devletini görmesi, Sultan Abdulhamithan’ı Batı’nın tek hedefi haline getirmişti. Bunun neticesi olarak da Osmanlı Devleti, zorla Birinci Dünya savaşına alınmış ve böylelikle parçalanan Ortadoğu’ya batılılar egemen olmuştu. 

Birinci Dünya savaşı ile bölünen İslam Dünyası, İkinci Dünya savaşıyla büyük ölçüde siyasi bağımsızlığına kavuştu. Her ne kadar batılıların ustaca karşı koymalarına rağmen, son yirmi beş yıl içinde Müslüman Ülkeler arasında işbirliği konusunda büyük gelişmeler yaşandı.

Filistin, Suriye, Irak, Mısır olayları ve son zamanlarda ülkemizde yaşanan olaylar, bütün Müslüman Ülkelerin ortak düşmanlarının batı olduğunu ortaya koymaktadır. Müslüman Ülkeler tüm Batı’nın kendilerine ortak düşmanı olduğu bilincine vardığını ümit ederek, “İslam Birleşik Devletleri” nin İslami camia için son ümidi olduğunu söyleyebiliriz.

Batı’nın ileri seviyedeki sanayileşmiş ülkelerine olan ekonomik ve siyasal bağımlılığı minimuma indirerek, harikulade bir kalkınma için, Müslüman Ülkeler güçlerini birleştirmelidirler. Batının Dünya ölçüsünde yürürlüğe koyduğu sömürme ve soygunluk politikasına, ancak böyle bir işbirliği ile karşı konulabilir. Bu iş birliği temelde, kültürel ve inanç ortaklığından kaynaklanır. Batı bizlere karşı nasıl ki güçlerini birleştirerek saldırıyorsa, İslam Dünyası da kendi güçlerini birleştirerek karşı koymalıdır. Bir sömürge planı olan, “Böl parçala yönet” stratejisini bizim üzerimde hakkıyla uygulayan batı dünyasının siyasi zekasını dağıtmak için, Hali hazırda olan tek güç Türkiye'dir.

Türkiye, zengin doğal kaynakları ve nüfusuyla, batı ile İslam Ülkeleri arasında ki tek çizgidir. Türkiye’nin ekonomik ve ulaştığı üretim düzeyiyle, İslam Ülkeleri arasında baş çekici rolünü oynamasını kolaylaştırabilir. Türkiye, Müslüman Ülkelerle olan ticari bağını kuvvetlendirmeye çalışırken, Batının bu ülke önderlerini dizayn edip Türkiye karşıtlığına itmesi, bu olası birliğin batı üzerinde ki korkusunu göstermektedir. Ekonomik, sosyal ve kültürel alanlarda Avrupa Ülkeleriyle rekabet etmeye hazırlanan bir Türkiye’nin Müslüman Ülkeler arasında güç birliği kurulmasında başarılı olması beklenmektedir.

Batı Dünyasının düşmanlığı ve tüketim ekonomisinin tuzağına düşme kaygısı, Müslüman Ülkelerin birlikte hareket etmelerini kolaylaştırabilir.  Aslında Müslümanlar olarak, Batı karşısında varlığımızı korumanın ve inançlarımızı diri tutmanın başka yolu yoktur. Bir kimlik krizi içinde olan batıyla anlaşmalarımız ve ilişkilerimiz, yerimizin onların arasında olmadığını da açıkça gösterecektir. Muhakkak ki, birlik ve bütünleşme, aynı inanca sahip olmak ve aynı kültüre bağlanmakla gerçekleşebilir. Arap dünyasının, batı ambargosu sebebiyle, kendi İslami kültürel değerlerini kaybetmeleri kaçınılmaz olmuştur. Hal böyleyken Türk halkında, İslami birleşmenin şu an ki Arap dünyasında bulunan yıkık ve dengesiz bir yaşama sahip olma düşüncesi yerleşiyor. Halbuki bizim burada kültürel ortaklıktan kastımız, İslam’ın güzel değerlerine baş koymak ve yaşatmaktır. Ne yazık ki bu isteğin Ülkemizde, “Araplar gibi olmak” olarak sanılması, Arap dünyasının kendi iç kültürünü batı sevdasıyla yıkmasından kaynaklanmaktadır.

Ekonomik alanda başlayan bir iş birliği tek tek tüm Müslüman Ülkelerin İslam’ın kaynaklarının şuurunda olmaları ve daha derinden kavramalarına sebep olacaktır. Bu sebepten sürekli olarak inançsız ve ahlaksız bir ekonominin düşünülmeyeceği daimi olarak vurgulanmalıdır. Türkiye’nin son yıllarda İslam Ülkeleriyle -ki yanımızda sadece bir kaçı kaldı- yaptığı ekonomik anlaşmalar ve birliktelikler, İslam Birliğinin adımlarıdır. Bu iş birliğini sağlayacak önder ülke konumunda olan Türkiye, ilerleyen yıllarda bunu hakkıyla yapacaktır. Aksi takdirde Türkiye’nin tek olması, gelecek yıllarda daha büyük planlarla komşu İslam Ülkeleri gibi yutulmasına sebep olabilir. Amaç, ortak İslam kültürünün endüstriyel üretime dönük yüzünden çıkarak, güçlü bir topluluk inşa etmektir.

Umut edilir ki yakın tarihte İslam’ın sancaktarlığı, 100 yıllık bir reklam arasından sonra tekrardan Türkiye’nin elinde olacaktır. Hamdolsun ki, hali hazırda gidişat onu gösteriyor. Unutulmamalı ki tek çıkış yolu "İslami Diriliştir"

Bizler Allah’ın ipine sarıldığımız müddetçe, bu Ülkenin asil evlatları, din kardeşi diğer Ülke evlatlarının elinde tutarak batının üzerine korku salarak yürüyecektir. 

Nihai zafer, büyük bir güç gibi görünen batının değil, sırtını Allah'a yaslayanların olacaktır. 

Selametle..