BIST 1.441
DOLAR 8,46
EURO 10,27
ALTIN 501,15
YAZARLAR

Ahmet Davutoğlu mu yalan söylüyor yoksa Ali Babacan mı?

Sayın Ahmet Davutoğlu’nun ruh sağlığını hiç iyi görmüyorum. Şöyle ki…

            Başlıktaki soruya izah etmeden önce bir durum tespiti yapmak istiyorum.

            Sayın Ahmet Davutoğlu’nun ruh sağlığını hiç iyi görmüyorum. Şöyle ki…

            Yaş itibariyle gördüğüm ilk başbakan rahmetli Turgut Özal’dı. Rahmetli Özal 5 yıl 10 ay başbakanlık yaptı. Yaklaşık 4 yıl kadar da cumhurbaşkanlığı yaptı.

            Geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz rahmetli Yıldırım Akbulut 1989-1991 yılları arasında iki yıl kadar başbakanlık yaptı.

            Yakın zamanda kaybettiğimiz rahmetli Mesut Yılmaz 1991-1999 yılları arasında toplamda 2 yıl 3 ay olmak üzere 3 defa başbakanlık yaptı.

            Rahmetli Süleyman Demirel 1965-1993 yılları arasında toplamda 10 yıl 5 ay başbakanlık yaptı. Kaç kere gidip geldiğini hesaplayacak seviyede matematik bilgim yok ama jübilesini cumhurbaşkanı olarak yaptı!

            Tansu Çiller 1993-1996 yılları arasında yaklaşık 3 yıla yakın bir süre başbakanlık yaptı.

            Rahmetli Necmettin Erbakan 1996-1997 yıllarında yaklaşık 11 ay başbakanlık yaptı.

            Rahmetli Bülent Ecevit 1974-2002 yılları arasında 4 defa başbakanlık yaptı.

            Abdullah Gül 2002-2003 yılları arasında toplam 4 ay başbakanlık yaptı. En son cumhurbaşkanlığı yapıp Kemal Kılıçdaroğlu’nun himmetiyle fırsat kovaladı ama bugünlerde risksiz bir ortamı kovalayıp, emekliliğini sürdürüyor.

            Arada başbakanlık yapmayıp cumhurbaşkanlığı yapan, Z kuşağına göre Tapu ve Kadastro Müdürü’nden fazla bir farkı olmayan Ahmet Necdet Sezer var!

            18 yıldır aralıksız başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı yapan Recep Tayyip Erdoğan’ı hatırlatmama gerek yok sanırım.

            Ülkenin son kırk yılında şahit olduğum başbakanları ve cumhurbaşkanları yazdım.

            Ancak Sayın Davutoğlu kadar “Ben başbakanken!” diye cümle kurana rastlamadım!

            Sayın Davutoğlu işi o kadar abarttı ki tarihimizde ondan başka başbakanlık yapan hiç olmamış gibi düşünmeye başladık!

            Hemen hemen her cümlesine “ben başbakanken” veya “bir başbakana şunları şunları yaptılar” diye başlıyor!

            "-Efendim nasılsınız?

            -Ben başbakanken daha iyiydim ama bugünümüze şükür!

            -Ramazan ayınız hayırlı olsun. Nasıl, yorucu geçiyor mu?

            -Ben başbakanken de Ramazan olmuştu ve çok daha tempolu geçiyordu ama hiç yorulmamıştım.

            -Bu sene kim şampiyon olur?

            -Ben başbakanken de şampiyon olan olmuştu!.."

            Tamam, abarttığımın farkındayım ama dikkatli takip ederseniz Sayın Davutoğlu’nun ruh hali, kurguladığım mizansenden en fazla bir tık aşağıda!

            Kıvırmadan, çok net söyleyeceğim:

            “Sayın Davutoğlu başbakanlıktan ayrılma sürecinde yaşadığı travmayı atlatamamış ve her ne kadar devlet adamı sorumluluğuyla yerimde oturamazdım, bu sebeple parti kurdum dese de intikam hırsıyla hareket ediyor! Ve intikam hırsı her geçen gün yükselen bir şiddetle kendisini esir almaya başladı!”

            Artık başlıktaki soruya gelebiliriz…

            Geçtiğimiz yaz Sayın Davutoğlu Fatih Altaylı’nın konuğu olmuştu. Programda AK Parti’den ayrılma sürecini şu şekilde açıklamıştı:

            “Ben Sayın Babacan’a konuşmadan direkt ayrılmamız doğru değil dedim. O tercih etmedi. Ben konuştuktan sonra ayrıldım!”

            Sayın Babacan da bu ifadeyi yalanlamadı ve benzer açıklamalarda bulundu.

            Sürekli Sayın Davutoğlu’nun önüne son grup toplantısında yaptığı konuşma getirildiği için son bir senedir hep aynı cevabı veriyor:

            “Ben ayrılmadım. Beni kovdular.”

            Onun ifadesiyle “Bir başbakanı kovdular!”

            Ama Altaylı’ya yaptığı açıklamada bir suni mağduriyet edebiyatı yapıp asla Ak kadrolara ihanet etmem demesini unutturmak için “Kibar Feyzo” taktiğini uyguladığını görüyoruz!

            “-Sayın Cumhurbaşkanım, govir misen!

            -Govmirem ulan govmirem!”

            Yani Sayın Davutoğlu Altaylı’ya açıkça ikrar ettiği üzere kendisini kovdurma stratejisini uygulamıştır!

            Ki daha önce de söylemiştim, kendisi stratejik derinlik uzmanıdır!

            Hepimiz anlamını biliriz ama yine de açıklayayım. Türk Dil Kurumu Sözlüğü’ne göre “Yalan” kelimesinin anlamı şöyle:

            “Doğru olmayan, gerçeğe uymayan söz, kıtır.”

            Başbakanlık, bakanlık yapmış kişilere saygısızlık etmek gibi bir niyetim asla olamaz ama parti kurmadan önce kendisini kovdurmak için Ali Babacan’a konuşmadan ayrılmayalım dediğini söylüyorsa, Ali Babacan bunu teyit ediyorsa, kovulma meselesiyle mağduriyet yaratılmak isteniyorsa!..

            İkisinden birisi yalan söylüyor ama hangisi?

            Daha yolun başında hikâyeniz doğru değilse topluma hangi temiz siyasetten bahsedebilirsiniz ki?

            “Ben başbakanken” diye başlamayan bir cevap verilirse mutlu oluruz efendim!

Yorumlar 12 yorum