YAZARLAR

Toplum olarak o sahneyi tarihimizden silebilsek...

Toplum olarak söz birliği etmişçesine sınırları çok zorladık/zorluyoruz...

Mustafa Sabri Beşermsbeser@internethaber.com

Hani insanın hayatında o anı yaşadığına dair çok pişman olduğu zamanlar vardır ya...

“Keşke bunu göreceğime kör olaydım” dediği anlar vardır ya...

“Keşke bunu yapacağıma elim kopsaydı daha iyiydi” dediği anlar vardır ya...

Yaşadığına yaşayacağına pişman olduğu zamanlar vardır ya...

Geçtiğimiz günlerde işte böyle anlardan birisine tanıklık ettim/ettik...

Şahit olduğum günden beridir de büyük bir vicdan azabı çekmekteyim.

Mümkün olsa o manzarayı ve yaşananları şahit olduklarım arasından çıkarabilsem...

Sadece ben değil keşke toplum olarak o sahneyi tarihimizden silebilsek...

Keşke ekmek gibi aziz bir nimetin ayaklar altına atıldığı o sahneyi toplumsal hafızamızdan söküp atabilsek...

Oysa biz, bir ekmek kırıntısını israf ettik diye atalarımızdan tokat yemiş bir milletiz...

Bir pirinç tanesini bile israf etmeyecek hassasiyette büyüklerimiz vardı bizim.

Tabakta kalan yemeği “Sünnetlemek” maksadıyla yiyen ve israf etmemeyi öğreten bir neslin çocuklarıyız biz.

Kültürümüzde yer sofrasında yemek yemek vardır. Yer sofralarında ekmek kırıntıları dökülmesin diye sofra bezleri yere serilirdi.

Sofra bezine dökülmüş ekmek kırıntıları tavuklara verilir ya da kuşlar yesin diye cam önlerine koyulurdu.

Sokakta yerde ekmek görürsek ya da yere ekmek düşürürsek öpüp alnımıza koyar ve yüksek bir yere bırakırdık.

Ekmeği yüksek yerde tutmamız öğretildi nankör olmamamız için.

Evde bayat ekmeği yemeye nazlansak dahi zor kazanıldığı, bulamayanların olduğu anlatılır ve nimet bilgisi aşılanarak nasihat edilirdi.

Ekmek kırıntısını atmak rızık eksikliğine yol açar nasihatleri ile büyüdük…

Serlevha edilmiş sözlerimiz vardır ekmek için:

Ekmek teknesi…

Ekmek kavgası…

Ekmek parası…

“Ekmek aslanın ağzında” gibi deyimlerle anlatılırdı değeri.

Bizim çocuklarımız ne zaman baş tacı ettiğimiz nimeti ayaklar altına atmaya başladılar.

Rezil eğlencelerine alet etme cahilliğini ne zaman öğrendiler...

Aslında belki de suçlu o çocuklar değil...

Dedelerimiz, ninelerimiz gibi bir ekmek kırıntısının önemini anlatamayan bizler de suç...

Bu rezil sahneyi hazırlayan ve bu eğlenceye ses çıkarmayan ve adına “öğretmen” denen büyüklerde suç...

En önemlisi de her çocuğun “ilk öğretmeni” olan ebeveynlerde suç...

Eğer biz büyükler o gençlere nimetin kıymetini öğretebilseydik...

O genç dimağlar böyle bir rezalete yeltenebilirler miydi?

O çocukları kınamayalım boşuna...

Onları cezalandırmayalım boş yere...

Önce büyükler olarak kendimizi cezalandıralım...

Birer tokat akşedelim kendimize...

Yetmez...

Bir daha...

Bir daha...

Beni asıl korkutan ne biliyor musunuz?

İlahi gazabı çekme noktasında bu olayın bardağı taşıran son damlalardan bir tanesi olması...

Toplum olarak söz birliği etmişçesine sınırları çok zorladık/zorluyoruz...

Kadınları öldürüyoruz...

Çocukları taciz ediyoruz...

Cinsiyet eşitliği adı altında Lut Kavmi, Sadom ve Gamore’ye rahmet okutuyoruz...

Hapishanelerimiz ağzına kadar dolu...

Televizyonlar ahlaksızlığın ayyuka çıktığı diziler yayınlıyorlar...

Zenginlerimiz tatillerini en lüks mekânlarda yaparken...

Fakirlerimiz çöpten ekmek topluyor...

İçki, faiz altın çağını yaşıyor...

İlahi gazabın gelip vurması için ne gerekiyorsa yapıyoruz.

Hani büyük bir kulübün yöneticisi “pastanın çileği” benzetmesi yapmıştı ya...

Umarım bu müptezellik “pastanın çileği” olup ilahi gazap için bardağı taşıran son damla olmaz...

facebook.com/msbeser

twitter.com/msbeser

instagram.com/msbeser

Yorumlar 2 yorum