BIST 10.871
DOLAR 33,03
EURO 35,99
ALTIN 2.509,01
HABER /  GÜNCEL

Pamuk'un 'ağabey kompleksi'

Ünlü şair Hilmi Yavuz'dan tartışma yaratacak bir yazı daha. Yavuz, Orhan Pamuk'un 'ağabey kompleksi'ne kapıldığını savundu.

Abone ol

Zaman Gazetesi yazarı ve ünlü şair Hilmi Yavuz, adlı yazısında Pamuk'un ağabeyi Şevket Pamuk'un kompleksinde kaldığını ileri sürdü. Yavuz yazısında şu ilginç tespitlere yer verdi:

Yazı: Hilmi Yavuz
Kaynak:


Orhan Pamuk’un son demeci konusunda bugüne kadar özellikle bir şey söylememeye özen gösterdim.

Nedeni şu: Onun yazarlığı ve dünyagörüşüne ilişkin olarak yazdıklarım, neredeyse bir kitap hacmini buluyor ve artık Orhan Pamuk hakkında yazmaktan bıktım. ‘Beyaz Kale’den başlayarak romancılığının gitgide sıradanlaştığını görmek, başlangıçta, onun yetenekli bir yazar olduğunu düşünen başkaları gibi beni de hayal kırıklığına uğratmış, ihtiraslarının yazarlık yeteneklerini felce uğratıyor olmasını, ne yalan söyleyeyim, hüzünle izler olmuştum.

Ama Orhan Pamuk’un gözü, ne yazık ki, ne bahasına olursa olsun tanınmak, şöhret sahibi olmaktan başka bir şeyi görmez olduğu için, dost uyarılarına kulak asmadı.. ‘Cevdet Bey ve Oğulları’na Milliyet Ödülü veren jürinin üyesiydim ve oyumu elbette ondan yana kullanmıştım. ‘Sessiz Ev’ için yazdığım kısa değerlendirme, daha sonra ‘Yazın, Dil, Sanat’ kitabıma aldığım bir övgü yazısıdır. 1980’den 1990’a kadar, Orhan Pamuk ve o zamanki eşi sevgili Aylin (ki, Boğaziçi Üniversitesi’nde benim öğrencim olmuştur), benim ve eşimin en yakın dostlarındandı. Sık sık ve özellikle yaz aylarında, Heybeliada’da, rahmetli Zeyyad Selimoğlu’nun da katıldığı uzun yürüyüşler yapar, Orhan sahildeki lokantalarda bizi ağırlar, kışın daha çok, bizim Ayaspaşa’daki evimizde bir araya gelinirdi. Bir keresinde, 1987 ya da 1988 olmalı, Le Monde des Livres’de Nicole Zand’ın ‘Sessiz Ev’ romanı üzerine yazdığı, onu göklere çıkaran yazısını okuyunca çok sevinmiş, o sırada Erenköyü’nde oturmakta olan Orhan’a gece telefon ederek yazıyı haber vermiştim. Onun, yazıyı almak için ta Erenköyü’nden kalkıp gece geç saatlerde, heyecanla bize, Ayaspaşa’ya gelişini unutamam...

Dolayısıyla, benim bu anlamda Orhan’la bir alıp veremediğim olmamıştır;- olamaz da! Orhan’ın, büyük ölçüde Amerika’daki literary agent’i Andrew Wyley’in etkisiyle, yazarlık yeteneklerini, kayıtsız koşulsuz Oryantalizmin buyruğuna teslim edişi, aramızdaki dostça ilişkinin bozulmasına yol açmışsa, bunun sorumlusu ben değilim. Orhan Pamuk, yanılmıyorsam, Amerika’da kaldığı bir yıl boyunca, çok radikal bir zihin bunalımı yaşamıştır ve bunu, dönüşünde, onunla Levent’te, Gorbon Işıl’ın kafeteryasında yaptığımız tartışmalardan çok iyi anımsıyorum. Amerika dönüşünde Orhan Pamuk, artık ‘Cevdet Bey ve Oğulları’nın ve ‘Sessiz Ev’in yazarı olan Orhan Pamuk değildi. Kendisine Amerika’da, eğer belirli Oryantalist formatlara uygun romanlar yazarsa, tıpkı bir Salman Rushdie gibi, tıpkı bir V. Naipaul gibi, büyük bir gelecek (!) vaat edilmiş olmalıydı. Türkiye’ye ve Türk tarihi’ne bir Batılı gibi bakmak! Batılı nasıl görüyorsa, öyle görmek! Ona sunulan Oryantalist formatın, kalın çizgilerle çerçevesi buydu...

Orhan Pamuk bu projeye hırsla sahip çıkmıştır ve ne yazık ki, bu hırsını sadece edebiyat alanında yazdıklarıyla göstermekle yetinmemiş, siyasi alana da taşımıştır. Son demeci, bu ihtirasın talihsiz sonuçlarından biridir. Talihsiz, evet, çünkü, Orhan Pamuk, bir tarihçi değildir. Gerçi bilinçdışında, ağabeyi Şevket Pamuk’a bazen nefrete bazen de hayranlığa işaret eden semptomlarla dışavurduğu, bastırılmış ve obsessif bir tarihçilik tutkusu hep var olagelmiştir. Sanki bir tarihçi gibi araştırmalar yaparak tarihi romanlar yazarsa, tarihçi ağabeyi Şevket Pamuk’la boy ölçüşebilecek; çocukluğundan beri ağabeyinin kendisinden daha çok önemsenişini, tarihi romanlar yazarak ödünleyecektir! Pamuk’un ‘ağabey kompleksi’ni kışkırtan tarihçilik hırsı, Oryantalizmin tarihsel roman yazmasına ilişkin dayatmasına, deyiş yerindeyse, cuk oturmaktadır.

Orhan Pamuk tarihçi değildir ve Ermeni soykırımına ilişkin iddiası da, bazı naiv liberallerin zannettiği gibi bir ‘düşünce’ değil, bir ‘olgusal iddia’dır. Olgusal, evet, zira Pamuk, empirik açıdan doğrulanabilir ya da yanlışlanabilir olmaya açık, dolayısıyla olgusal, bir iddia önesürmektedir! ‘Bir milyon Ermeni, 30 bin Kürt öldürüldü’ önermesi, bir ‘olgu’ya ilişkin bir iddiadır;-bu önermenin doğru olduğunu önesürenler de vardır, yanlış olduğunu da!

Pamuk’un soykırıma ilişkin iddialarının, hem bu alanda uzman bir tarihçi tarafından önesürülmediği hem de empirik olarak yanlışlanabilir olmaya açık oldukları gözardı edilerek düşünce özgürlüğü korumasına alınıp savunulması kabul edilemez.. Sormak gerekiyor: Düşünce özgürlüğü, kaba deyişle ‘ağzı olanın’ bilir bilmez konuşması, demek midir?

Sütçüler kaymakamının yasaklama ve toplatma kararını onaylamak düşünce özgürlüğü adına nasıl mümkün değilse, ağzı olanın konuşmasını, düşünce özgürlüğü adına onaylamak da o kadar mümkün değildir. Naif liberallere sormak gerekiyor: Hırsızın hiç mi kabahati yok