Kafkasyalı’dan Âşıklar için dikkat çeken öneri: İşçi statüsünde maaşa bağlansınlar
internethaber.com yazarlarından Prof. Dr. Ali Kafkasyalı, Erzurum’da düzenlenen “Âşıklık Geleneğinde Dinî Düşünce ve Dinî Unsurlar” konulu toplantıda âşıklık geleneğinin korunmasına yönelik dikkat çeken öneriler sundu. Kafkasyalı, ozan ve âşıkların sanatlarını sürdürebilmeleri için memur değil, işçi statüsünde düzenli gelire kavuşturulmaları gerektiğini belirterek söz söyleme özgürlüklerinin korunmasına vurgu yaptı.
Erzurum’da düzenlenen “Âşıklık Geleneğinde Dinî Düşünce ve Dinî Unsurlar” konulu Tartışmalı İlmî Toplantı’da Prof. Dr. Ali Kafkasyalı’nın sunduğu bildiri ve âşıklık geleneğinin geleceğine ilişkin teklifleri dikkat çekti. Kafkasyalı’nın ozan ve âşıkların sanatçı kimliklerini, söz söyleme hürriyetlerini ve geleneğin tabiatını koruyacak bir sistem içerisinde “işçi statüsünde” düzenli gelire kavuşturulması yönündeki önerisi toplantıda öne çıkan başlıklardan biri oldu.
İslâmî İlimler Araştırma Vakfı (İSAV), Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi ve Erzurum Büyükşehir Belediyesinin iş birliğiyle hazırlanan ilmî program, âşıklık geleneğinin dinî, fikrî, edebî ve kültürel boyutlarının ele alındığı önemli bir buluşmaya sahne oldu.
Toplantıda “Âşıklık Geleneği ve Türk-İslâm Düşüncesindeki Yeri” başlıklı bildirisini sunan Prof. Dr. Ali Kafkasyalı, âşıklık geleneğinin şiir söyleme ve saz çalma faaliyetiyle sınırlandırılamayacağını belirterek âşığın Türk kültüründeki çok yönlü vazifesine dikkat çekti.
Kafkasyalı’ya göre âşık; şair, söz ustası, saz ve ses sanatçısı, bestekâr, destancı, hikâye anlatıcısı, dil ve edebiyat muhafızı, tarihî hafızanın taşıyıcısı ve toplumun vicdanıdır.
Âşıkların savaşları, göçleri, işgalleri, felâketleri ve kahramanlıkları destanlaştırarak milletin hafızasında yaşattıklarını belirten Kafkasyalı; doğruluk, adalet, merhamet, vefa, sabır, insan sevgisi, vatan sevgisi ve dinî-ahlâkî değerlerin de âşıklar vasıtasıyla nesilden nesle aktarıldığını ifade etti.
“ÂŞIK, TÜRK-İSLÂM DÜŞÜNCESİNİ HALKIN DİLİYLE İFADE EDER”
Bildiride âşıklık geleneğinin Türk-İslâm düşüncesi içerisindeki yerine geniş yer ayıran Kafkasyalı, âşık şiirinde Allah ve Peygamber sevgisi, kader, ölüm, ahiret, sabır, tevekkül ve kulluk gibi kavramların halkın anlayabileceği sade ve canlı bir dille işlendiğini söyledi.
Âşık şiirinde dinin hayattan kopuk, teorik bir bilgi olarak ele alınmadığını vurgulayan Kafkasyalı, inanç dünyasının insanın davranışlarına, ilişkilerine ve hayat karşısındaki tutumuna yön veren bir değerler bütünü hâlinde ortaya çıktığını belirtti.
Bu hususu şu sözlerle ifade etti:
“Âşık, düşünceyi kuru ve soyut bir öğreti hâlinde aktaran kişi değildir. O; düşünceyi hayatın içine taşıyan, onu söze, saza, şiire, hikâyeye, destana ve insan tecrübesine dönüştüren bir sanat ve kültür insanıdır.”
Kafkasyalı, âşıklık geleneğinin Türk-İslâm düşüncesinin halk katında benimsenmesine, yaşatılmasına ve kuşaktan kuşağa aktarılmasına hizmet eden en canlı kültürel alanlardan biri olduğunu dile getirdi.
“ÂŞIKLARIMIZI YEREL SINIRLARA HAPSETMEMELİYİZ”
Kafkasyalı’nın üzerinde önemle durduğu meselelerden biri de âşıkların doğdukları şehir, ilçe veya bölgeyle sınırlandırılması oldu.
Dünya kültür ve edebiyat tarihinin önde gelen isimlerinin doğdukları coğrafyayla sınırlı düşünülmediğini hatırlatan Kafkasyalı; Konfüçyüs, Tagore, Gogol, Gorki, Puşkin, Nietzsche, Goethe, Cervantes, Sâdî, Hâfız, Necib Mahfuz ve Pablo Neruda gibi isimlerin bugün insanlığın ortak kültür mirası içinde değerlendirildiğine işaret etti.

Türk âşıklarına da aynı geniş bakış açısıyla yaklaşılması gerektiğini belirten Kafkasyalı şöyle konuştu:
“Âşık Şenlik yalnızca Çıldır’ın, Erzurumlu Emrah yalnızca Erzurum’un, Karacaoğlan yalnızca Çukurova’nın değeri değildir. Onların eserleri Türk kültür dünyasının ortak mirasıdır.”
Bu yaklaşım, âşıkların mahallî değerler olmaktan çıkarılması anlamına gelmemektedir. Aksine, onların beslendikleri coğrafyanın özellikleri korunurken Türk dünyasının müşterek kültür değerleri içerisinde değerlendirilmesi gerektiğine işaret etmektedir.
EN ÇOK DİKKAT ÇEKEN TEKLİF: ÂŞIKLARA DÜZENLİ GELİR
Prof. Dr. Ali Kafkasyalı’nın bildirinin “Sonuç ve Öneriler” bölümünde dile getirdiği tekliflerden biri toplantıda özel ilgi gördü.
Kafkasyalı, âşıklık geleneğinin festival, şölen ve dönemsel kültür faaliyetleriyle ayakta tutulamayacağını; geleneği yaşayan ve yaşatan sanatçıların hayatlarını sürdürebilmeleri için kalıcı bir destek sistemine ihtiyaç bulunduğunu söyledi.
Bu noktada Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki kurumsallaşma anlayışına dikkat çeken Kafkasyalı, 3 Mart 1924 tarihli 429 sayılı Kanun’la Diyanet İşleri Reisliği’nin kurulmasını örnek gösterdi. Cumhuriyet’in kuruluş döneminde müftü, vaiz ve bazı din görevlilerinin devlet bütçesi içinde maaşlı kadrolarda yer almaya başlamasını hatırlatan Kafkasyalı, benzeri bir kurumsal yaklaşımın günümüzde ozan ve âşıklar için de düşünülebileceğini ifade etti.
Kafkasyalı’nın teklifinin temelinde, âşıklığın millî kültür bakımından gördüğü hizmetin geçici yardımlar yerine süreklilik arz eden bir sistemle desteklenmesi düşüncesi yer aldı.
“MEMUR DEĞİL, İŞÇİ STATÜSÜNDE OLMALILAR”
Teklifin dikkat çeken tarafı, âşıkların memur statüsü yerine işçi statüsünde desteklenmesi yönündeki görüş oldu.
Kafkasyalı bu düşüncesini, âşıklık geleneğinin en temel özelliklerinden biri olan serbest söz söyleme anlayışıyla ilişkilendirdi. Âşığın tarih boyunca toplumun sevincini, acısını, şikâyetini, tenkidini ve beklentisini dile getirdiğini belirten Kafkasyalı, onun devlet memuriyeti disiplini içerisinde değerlendirilmesinin bu geleneksel rolünü sınırlandırabileceği görüşünü savundu.

Kafkasyalı düşüncesini şöyle ifade etti:
“Âşığın en önemli özelliklerinden biri, toplum adına söz söyleyebilmesidir. Gerektiğinde över, gerektiğinde tenkit eder; haksızlık karşısında susmaz. Âşıklar desteklenirken onların söz söyleme serbestisini daraltacak bir sistem kurulmasını doğru bulmuyorum. Bu sebeple memuriyet yerine işçi statüsünün daha uygun olacağını düşünüyorum.”
Bu modelin hayata geçirilmesi hâlinde âşıkların ekonomik kaygılardan daha uzak biçimde sanatlarını sürdürebileceklerini belirten Kafkasyalı, siyasî ve sosyal hadiseler karşısındaki düşüncelerini de geleneğin ruhuna uygun biçimde söz ve sazla ifade etmeye devam edebilmeleri gerektiğini dile getirdi.
“MESELE CUMHURBAŞKANINA DA ANLATILMALI”
Prof. Dr. Ali Kafkasyalı, teklifin ilgili devlet kurumları tarafından değerlendirilmesi gerektiğini belirterek konunun Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a da arz edilmesinin yararlı olacağı görüşünü ifade etti.
Kafkasyalı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın âşıklık geleneğinin Türk kültüründeki yeri ve geleneğin bugünkü temsilcilerinin karşı karşıya bulunduğu meseleler hakkında ayrıntılı biçimde bilgilendirilmesi hâlinde, ozan ve âşıkların korunmasına yönelik kalıcı bir destek modelinin gündeme gelebileceğine inandığını söyledi.
Bu görüş, âşıklık geleneğinin geçmişte kalmış bir folklor unsuru olarak değil, günümüzde de yaşayan ve temsilcileri bulunan bir kültür ve sanat alanı olarak ele alınması gerektiği düşüncesini öne çıkardı.
ALTI MADDELİK ÇAĞRI
temel başlıkta topladı:
-
Âşıklar yerelleştirilmemeli ve dar kimlik kalıplarına hapsedilmemelidir.
-
Âşıklık geleneği kalıcı ve kurumsal mekanizmalarla desteklenmelidir.
-
Usta-çırak geleneği ve eğitim boyutu güçlendirilmelidir.
-
Âşıkların eserleri sistemli biçimde derlenmeli, yayımlanmalı ve dijital ortama aktarılmalıdır.
-
Çağın iletişim imkânlarından daha etkili biçimde yararlanılmalıdır.
-
Âşıklık geleneği ve seçkin eserleri dünya dillerine çevrilerek uluslararası düzeyde tanıtılmalıdır.
-
Geleneğin yaşayan temsilcisi olan âşıklara, üniversitelerin güzel sanatlar alanındaki ilgili bölüm ve programlarında “Âşıklık Geleneği ve Âşıklık” üzerine sınavsız ihtisas yapma imkânı tanınmalıdır.
Kafkasyalı, yıllarını saz, söz, irtical, hikâye, destan ve usta-çırak geleneği içerisinde yetişmeye vermiş âşıkların sahip oldukları bilgi ve tecrübenin akademik hayatla buluşturulmasının önemli olduğunu belirtti. Bu sanatçıların yalnızca araştırmalara konu edilen kişiler olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayan Kafkasyalı, onların birikimlerinin üniversitelere taşınmasının hem âşıklık geleneğine hem de güzel sanatlar ve halk bilimi çalışmalarına önemli katkılar sağlayacağını ifade etti.
Bu çerçevede, belirli ölçütleri karşılayan usta âşıklara üniversitelerde özel öğrenci, sanatçı ihtisası veya benzeri bir statüyle, merkezî sınav şartı aranmaksızın uzmanlaşma ve akademik çevrelerle birlikte çalışma imkânı verilmesi teklif edildi.
Böylece üniversiteler geleneğin yaşayan ustalarından doğrudan yararlanabilecek, âşıklar da yıllar içinde kazandıkları sanat ve kültür birikimini ilmî çalışmalarla destekleme ve yeni nesillere aktarma fırsatı bulabilecektir.
“ÂŞIKLIĞI KORUMAK MİLLETİN HAFIZASINI KORUMAKTIR”
Konuşmasının sonunda âşıklık geleneğinin Türk kültürü açısından taşıdığı değeri özetleyen Prof. Dr. Ali Kafkasyalı şu ifadeleri kullandı:
“Âşıklık geleneğini korumak yalnızca sazı ve sözü korumak değildir. Bir milletin hafızasını, dilini, musikisini, irfanını, değerlerini ve geçmişle gelecek arasında kurduğu kültürel bağı korumaktır.”
Erzurum’da, farklı üniversiteler ve kültür kurumlarının iş birliğiyle gerçekleştirilen Tartışmalı İlmî Toplantı, âşıklık geleneğinin dinî ve fikrî boyutlarının yanında geleceğine ilişkin meselelerin de tartışılmasına imkân verdi.
Prof. Dr. Ali Kafkasyalı’nın sunduğu bildiri ve özellikle ozan-âşıkların ekonomik ve sosyal bakımdan kalıcı bir sisteme kavuşturulması yönündeki teklif, toplantının dikkat çeken değerlendirmeleri arasında yer aldı.
Ortaya konulan görüşler, âşıklık geleneğinin korunmasının geçmişe duyulan bir vefa meselesinden ibaret olmadığını da gösterdi. Çünkü âşık; sazıyla, sözüyle, diliyle, hafızasıyla ve toplum karşısındaki sorumluluğuyla yaşayan kültürün temsilcisidir.
Bu bakımdan mesele, birkaç sanatçının ekonomik şartlarının iyileştirilmesinden daha geniş bir anlam taşımaktadır. Asıl mesele, Türk milletinin yüzyıllar boyunca oluşturduğu sözlü kültür mirasının taşıyıcılarını koruyarak bu mirasın gelecek nesillere canlı biçimde aktarılmasını sağlayacak kalıcı bir kültür politikasının oluşturulmasıdır.