Fransa’da Gençlerin Öfkesi Büyürken Toplumsal Gerilim Artıyor

Fransa’da hararet bir türlü düşmüyor.
Yazın sıcaklığının ardından sokaklar iyice ısınmaya başlamış görünüyor.

Önce liseli, sonra yavaş yavaş üniversiteli gençlerin sokaklara çıkması, başta eğitim sistemi olmak üzere, ülkenin sosyal ve siyasi sorunlarını yeniden gündeme taşıyor.

Lise öğrencileri somut talepleriyle sokağa inmeye devam ediyorlar: daha fazla öğretmen, sınıf başına daha az öğrenci, bakımlı bina ve yapılar, daha temiz ve sağlıklı yemekhaneler ve üniversiteye geçiş sisteminde daha fazla adalet.

Yukarıda sıralanan eksikler çoktan münferit sorunlar olmaktan çıkmış ve ülke genelinde şikâyet konusu olmuştur. Olayların daha başlangıçta yaklaşık 600 liseyi etkilemesi, hareketin ulaştığı boyutu ortaya koyuyor.

Hükümetin tartışmayı eğitim taleplerinden kamu düzeni meselesine kaydırma eğilimi ise ortamı iyice germiştir.

Yetkililer bir yandan gençlerin taleplerinin meşru olduğunu kabul ederken, diğer yandan protestolar sırasında meydana gelen şiddet ve kamu mallarına verilen zararlar konusunda sert bir tutum sergiliyor.

Bu ortamda polisin kullandığı bazı yöntemlerin tartışıldığını ve tartışılmaya devam ettiğini vurgulamak gerekiyor.

Özellikle bazı müdahalelerde ağır yaralanan çocuklar kamuoyunda önemli sorulara yol açtı.

İşte bazı örnekler:

Lens’te 15 yaşındaki bir öğrencinin bir polis operasyonu sırasında patlayan bir el bombası nedeniyle elini kaybetmesi üzerine soruşturma açıldı.

Tours’da 16 yaşındaki bir genç bir gözünün kullanımını kaybetti; savcılık, yaralanmanın LBD tipi bir mermiyle uyumlu olduğunu belirtti.

Saint-Ouen-l’Aumône’da 14 yaşındaki bir öğrencinin yüzüne isabet eden bir gaz bombasının ardından çene kırıkları ve ciddi diş yaralanmaları meydana geldi.

Bu olayların bir bölümüyle ilgili IGPN (polisi denetlemekle sorumlu kurum) soruşturmaları yürütülüyor.

Belfort’ta ise 17 yaşındaki bir öğrencinin kelepçeli hâlde su içerisinde bulunduğu görüntüler kamuoyunda büyük tepki yarattı. Öğrencinin avukatı, müvekkilinin başının su altında tutulduğunu ileri sürerek ağır bir suçlamada bulundu. Bu olayla ilgili de soruşturma devam ediyor.

Ülke genelinde 5.000’den fazla gözaltı ve tutuklamadan söz ediliyor.

Buradaki temel mesele, müdahalelerin orantılılığı, kullanılan yöntemler ve özellikle reşit olmayan gençlerin güvenliği konusunda ortaya çıkan sorular.

Tabii ki masum göstericilerin arasına sızan ve şiddeti körükleyen provokatörler ile yağma girişimleri de göz ardı edilemez. Ancak bunlar, eğitim hakkı ve adalet arayışı için yürüyüş düzenleyen gençlerin meşru taleplerini ortadan kaldıramaz.

Zira dile getirilen sorunlar okul duvarlarını aşıyor. Konut fiyatları ve yüksek kiralar, gıda ve enerji maliyetleri, akaryakıt fiyatları, ailelerin satın alma gücü ve gençlerin geleceğe ilişkin belirsizliği, Fransa toplumunun geniş kesimlerini ilgilendiriyor.

Son yıllarda göç, güvenlik ve İslam konuları Fransız siyasetinin yegâne pusulası hâline geldi. Aşırı sağın yükselişiyle birlikte bu başlıklar siyasi gündemin merkezine oturdu.

Buna karşılık eğitim, konut, satın alma gücü ve gençlerin geleceği gibi insan hayatını doğrudan etkileyen meselelerin ikinci plana düştüğü dikkatlerden kaçmıyor.

Hükümet ve sağ partiler, protestoların arkasında özellikle radikal solun ve LFI’nin siyasi bir stratejisi bulunduğunu savunuyor. LFI ise bu suçlamaları reddediyor.

Doğal olarak protestolar büyüdükçe siyasi tartışma da sertleşti. LFI milletvekilleri, Meclis’te İçişleri Bakanı Laurent Nuñez’i güvenlik güçlerinin müdahale yöntemleri konusunda sorgularken, gençlerin ağır biçimde yaralanmasına tepki göstererek, “Çocuklarımızı sakatlamaya artık son verin” dedi.

Karşı tarafta ise hükümet, protestolar sırasında meydana gelen şiddet ve tahribatı öne çıkardı. Adalet Bakanı Gérald Darmanin, özellikle reşit olmayan “kırıp dökenlerin” neden olduğu zararların aileleri tarafından karşılanması gerektiğini savundu.

Kaldı ki gençlerin öğretmen eksikliğinden veya kötü durumdaki okul binalarından şikâyet etmesinin, kendi başına bir öfke sebebi olduğunu savunanların sayısı da oldukça yüksek.

6 Ekim’de lise ve üniversite öğrencilerinin hareketlerinin birbirine yaklaşması ve bazı sendikaların çağrıları desteklemesi, gençlik hareketinin daha geniş bir toplumsal protestoya dönüşüp dönüşmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor.

Şimdiden kesin bir “mücadelelerin birleşmesinden” (Convergence des luttes) söz etmek için erken görünüyor. Ancak hükümet açısından asıl kaygının farklı toplumsal taleplerin aynı anda sokakta buluşması olduğu tartışılmaz.

Gençlerin “Bizim geleceğimiz ne olacak?” gibi basit bir soruya yalnızca güvenlik politikalarıyla cevap vermek yeterli olmayabilir.

Fransa’nın önündeki mesele, gençleri yalnızca bir kamu düzeni problemi olarak görmek değil; onların meydanlara taşıdığı sosyal ve eğitim ile alakalı sorunlara hangi çözümler getireceğidir.

Daha doğrusu getirip getiremeceği.