“Bunlara Su Tabancısı Yakışır”
7-8 Temmuz arasında Ankara’da gerçekleşen NATO zirvesi başarıyla tamamlandı.
Böylece Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük organizasyonlarından birini yüzünün akıyla yolcu etmiş oldu.
Başta ABD başkanı Trump olmak üzere, dünyanın önde gelen liderleri başkentimizde buluşarak, Kuzey Atlantik ittifakının geleceğini ilgilendiren önemli kararlar aldılar.
Zirveden günler önce başlayan merak, ilgi ve alaka, resmi programın gerçekleştiği 7 Temmuz Pazartesi ve 8 Temmuz Salı günleri tavan yaptı.
Bu vesileyle tüm projektörler ülkemizin üzerine çevrilmiş ve muhteşem bir reklam imkanı doğmuştur. Servetler harcansa dahi, bu ölçü ve kalitede elde edilemeyecek bir tanıtım, bu sayede elde edilmiş oldu.
Çeşitli delegasyondan binlerce kişinin harcamaları, turizmin sektöründeki canlanma, silah sektöründe bilinen bilinmeyen ticari antlaşmalar… bütün bunlar işin ekonomik ve maddi yanı.
Bir o kadar, hatta daha önemli olan, siyasi boyutunu unutmamak lazım bu zirvenin.
Bir kere Avrupa’nın güvenliği, Türkiye’siz sağlanmayacağını teşkil edilmiştir.
Dün, başımıza hekim kesilip, “Avrupa’nın hasta adamı” diyenlerin karşılarına Türk Devleti; tüm ihtişamıyla, güçlü bünyesiyle, heybetli vücuduyla; dikilmiştir.
Zira Erdoğan’ın F35 tedariki ile ilgili bir gazetecinin sorusuna, “bizi izlemeye devam edin” cevabı, bu filmin daha yeni başladığı anlamına geliyor.
Sinema temasıyla devam edersek, NATO ANKARA 2026’yı, iki başrol oyunculu, bir Hollywood yapımana benzete biliriz.
Biri, “Karizmatik Reis” rolünde, Cumhurbaşkanı Erdoğan. Büyük organizasyonlara nasıl ev sahipliği yapılır konusunda örnek bir performans sergilemiştir. Bizzat NATO’nun en yetkili isimi, Genel Sektreter Mark Rutte, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “ev sahipliğini mükemmel” diye tanımlarken önemli kararların alındığı “çok başarılı bir zirve” yapıldığını vurguladı.
Diğeri, sağı solu belli olmayan, her çıkışı hem endişe hem merakla beklenen, asi kovboy rolünde ABD Başkanı Trump.
Yuhanna İncilinden bildiğimiz Hz. İsa’nın büyük “ekmek mucizesi” vardır. Buradaki rivayete göre, İsa, birkaç ekmeği ve iki balığı çoğaltarak, binlerce insanı doyurmuştur.
Donald Trump’ta aynı cömertliği görebiliyoruz zaman zaman ancak yeteneği biraz farklı. O, önüne gelelene ekmek değil tokat dağıtmakla ünlü.
Hz. İsa ile kıyas bununla sınırlıdır.
Hikayenin ve olayların gelişmesinde etkisi olmayan, fakat renkli ve ilginç karakterler yani ikinci roller, eksik değildi.
Bu kategoride “President Macron” performansı ile öne çıkmıştır. Özellikle güneş gözlük tutkusu yine bol bol yorumlanmıştır. Durum, ilk zamanlarda tebessümlerle karşılansa da, şimdilerde bizzat Fransızları rahatsız etmeye başladı diyebiliriz: “Dikkatleri üzerine çekmek için her şeyi göze alıyor” çıkışlarına sıkça rastlanmaktadır.
Birde, değinmeden geçemeyeceğimiz, meşhur hediye meselesi var.
Batılı basın şaşkın vaziyette,neyi nasıl eleştireceğini düşünürken, elinde bir oyuncak buldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, misafirlerine hediye ettiği silah, bir anda kargaların aradığı leşe dönüştü.
Çok olumlu geçen, ve Türkiye’nin kilit rolünü öne çıkaran, zirveyi gölgelemek amacıyla bu hadise günlerce manşetlerden düşmedi.
İşte bazı örnekler:
⁃ Euronews: Yanlış Adım mı, Yoksa Geçmişte Kalmış Bir Zamanın Diplomasi Geleneği Mi?
⁃ Le Figaro: Bir Silah, Altı Mermi: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın garip hediyesi
⁃ TFI Info: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Şaşırtan Hediyesi
Bu sahte gündem yaratma çabalarına, çok hoş ve mizahi bir cevap, Donald Trump’tan geldi. Sosyal medyada yayınlanan iddiaya göre Trump, yanında Peter Hegseth’e, şöyle seslenmiş:
"Arkadaşım Erdoğan bana bu güzel silahı verdi. Çok güzel bir silah, değil mi Peter? Bazı Avrupalı liderler onu ülkelerine bile sokmayı başaramadılar. Farkında mısın? Belki de onlara bir su tabancası teklif etmeliydi! Avrupa'yı nasıl savunmayı düşünüyorlar, merak ediyorum..”
Bir şey eklemeye gerek var mı?