BIST 14.321
DOLAR 46,99
EURO 53,67
ALTIN 6.225,55

Gurbetçinin Çilesi: Sıla’ya Can Atarken Can Verenler

Nazım Hikmet’in aşağıdaki aşk şiirini bir  gurbetçi tarifi gibi okumak mümkündür.  Beş cilt ağırlığında beş cümlelik bir tarif:


“Sonra aramıza şehirler girecek,
Hiç karşılaşmayacağız.
Tesadüfler bile bir araya getirmeyecek.
Sonra da belki birimiz öleceğiz,
Diğerimiz hiç bilmeyecek”.


Yaz ayları gurbetçiler için duyguların yoğun yaşandığı zaman dilimidir.


Kimine hüzün, kimine göre sevinç ve heyecan aylarıdır Temmuz, Ağustos.


Sebebi şu türkünün sözlerinde gizlidir: 
“Aşan bilir karlı dağın ardını
Çeken bilir ayrılığın derdini”.


“İyi, Kötü ve Çirkin” filmindeki Clint Eastwood’un efsane racon sahnesini bilmeyen yoktur:
“.. dünya iki kategoriye ayrılır, elinde dolu silah olanlar ve (mezarını) kazanlar..”


Bu kategori benzetmesi gurbetçiler için de geçerlidir: 
sıla-i rahime gidenler ve gitmeyenler; Anavatanın yolunu tutanlar ile “kısmetse seneye” diyenler.


Plan proje, hesap kitap, araç gereç derken, memleket yolunu tutmak için gün sayan “şanslı” kardeşlerimiz için tatlı telaşı
 aylar öncesinden başlar.


Uçak seyahatinin yaygınlaşmasına rağmen, ülkemize karayoluyla gelen vatandaşların sayısı hiç azımsanacak gibi değildir.


2024 verilerine göre, Türkiye’ye giden gurbetçi sayısı 2 milyon 820 bini aşarken, başta Kapıkule olmak üzere, çeşitli sınır kapılarından 691 bin 891 araç giriş yaptı.


Bugün özellikle araba yolculuğu üzerinde durmak istiyoruz.


Mesafesi ve meşakkati değişse bile, Avrupa’dan Türkiye’ye karayoluyla gelmemin sıkıntıları benzerdir.


Uzundur sıla yolu. 24 ile 48 saat arasında değişir, yaşadığınız ülkeye göre. 
Ve gidiyorsunuz “gece gündüz, uzun, ince bir yolda”.


Akla gelmeyen başa gelmez anlayışından mıdır kimse dillendirmez, ama bilinç altında hep vardır: Trafik kazası korkusu.


Gurbette yaşayan bütün Türkler, ya bir akrabasını, ya bir komşusunu yahut bir tanıdığını, kurban vermiştir bu zorlu yolculukta.


Zaten yaz boyu gazete ve televizyonlarda günlük rastlanır bunu kanıtlayan manşetlere:
“Sıla Yolunda Acı Kaza, Sıla Yolunca Feci Kaza, Gurbetçi Aile Sırbistan’da Kaza Yaptı..”gibi.


Her sene çok sayıda ocak sönüyor, yolculuk bitmeden ömürler bitiyor.


Oysa yola çıkarken, direksiyon başına geçen hep şu teselli cümlesini kurar arkasından su serpenlere: “merak etmeyin dura dura giderim”!


Fakat, ne hikmetse, dur durak bilinmez o yollara düştükten sonra.


Yorgunluğa, yılgınlığa inat hiç durulmuyor.
Karabasan gibi çöken uykuya, eşin ve çocuğun uyarısına inat, durulmuyor.


Son sürat gidiliyor ölümle randevuya, toy ve düğün için çıkılan yolculukta.


“Ne hikmetse” dedik yukarıda. Aslında bellidir hikmetin ne olduğu.


Hikmet, uzaktan Türk Bayrağını görünce, önce çığlık sonra hıçkırık atan çocuğun hissiyatında saklıdır.


Ve hikmet; gümrüğü geçer geçmez, arabayı kenara çekip “şükürler olsun Kavuşturan’a” deyip, vatan toprağını öpen babanın aşkında yatıyor.


Belki bazılarına abartılı gelecektir. Gelsin.
Kutsal sayılan toprakları ziyaretin adı Hacc ise, Türkiye gurbetçinin Haccı’dır.


Bu vesileyle tohumu yeni ekilen ve kısa sürede filizlenmeye aday bir fitneye dikkat çekmek istiyoruz.


Avrupa’dan gelen bir avuç kendini bilmezin hata, kusur veya eksikleri tüm gurbetçilere mal etmek yanlıştır ve tehlikelidir.


Yukarıda tarif edilen duygu ve düşünceler ile yaşayan, bazen bu yolda ölen insanların, öz kardeşleri tarafından öz yurtlarında  dışlanmış hissetmeleri, zor gelmez mi sizce?


Yıllarını Avrupa’da geçiren ünlü ozan Hilmi Şahballı şöyle feryat ediyor bu durum karşısında:
“…Yollarımız düştü ayrı
Sılaya dönüyorum gayrı
Gurbetin kalmadı hayrı
Gardaşım unutma beni…
……
Almanya'da Fransa'da,
Belçika'da Hollanda'da
İsviçre Danimarka'da
Gardaşım unutma beni
Velhasıl Avrupa'da
Gardaşım unutma beni…”


Ayrımcılık adına her yolu denediler olmadı; artık bu milleti kolay kolay bölemeyecekler diye ümitlenirken; bakıyorsunuz Fatih Altaylı gibi mandacılar, gurbetçiler üzerinden yeni tezgahlar kurmaya çalışıyorlar:
“Türkiye’de yaşamayanlar seçimlerde oy kullanmasın, seçme seçilme hakları kısıtlansın” gibi parlak fikirler yayıyorlar.
Sanarsınız, vatan, babasının çiftliği herifin.


Gurbetçi/yerli ayrımı şimdilik köz halinde bir fitnedir. Üzerine üfleyen ateşperestleri erken görmeli ve önlemler alınmalıdır.


Aksi taktirde yeni bir fay hattı oluşur, yeni bir kardeş kavgası alevlenir. 
Sonra uğraş ki söndüresin yangını.


Bu duygu ve düşünceler ile, gurbetçi kardeşlerimizin kazasız belasız yuvalarına kavuşmalarını, ümitle başlayan yolculuklarını mutlulukla bitirmelerini Cenabı Allah’tan diliyoruz.
Tekerlerine taş değmesin.