Alevî, Sünnî, Şia olmak ayrılık sebebi değil, zenginliktir
İnsanlık tarihi bize şunu açıkça gösteriyor: İnançlar, düşünceler ve ideolojiler zamanla dallanır, çeşitlenir. Tıpkı bir ağacın kökünden göğe doğru yükselirken dallara ayrılması gibi… Bu, doğaldır. Kaçınılmazdır. Hatta bir bakıma hayatın kendisidir.
Ancak sorun, bu dalların birbirine düşman edilmesidir.
Bugün İslâm dünyasının en büyük meselelerinden biri; Alevî, Sünnî ve Şiî farklılıklarının bir zenginlik olarak değil, bir ayrılık ve çatışma unsuru olarak görülmesidir. Oysa bu farklılıklar, dinin özünden değil, yorumlardan doğar. Yorumlar ise insanidir; değişir, gelişir ve çoğalır.
Mezhepçilik: En Tehlikeli Tuzak
Tarih boyunca büyük güçler, İslâm dünyasını zayıflatmak için en etkili aracı hep aynı yerden buldu: mezhep ayrılıkları.
Çünkü biliyorlardı ki;
Bir millet dışarıdan yıkılamıyorsa, içeriden bölünerek zayıflatılır.
Bugün de değişen bir şey yok. Sadece yöntemler modernleşti.
Alevî-Sünnî, Şiî-Sünnî ayrımı üzerinden yürütülen tartışmalar; aslında Müslümanları birbirine düşürmek isteyenlerin en kolay kullandığı araçlardan biridir. Bu ayrılık, dış müdahalelere açık bir zemin oluşturur. Ve ne yazık ki çoğu zaman bu oyuna, farkında olmadan içeriden destek verilir.
Asıl Tehlike: Cehalet ve Kutuplaşma
İnanç farklılığı değil, cehalet tehlikelidir.
Bir mezhebi “tek doğru”, diğerlerini “yanlış” görmek; yalnızca ayrılığı büyütür. Oysa İslâm’ın özü tektir:
Allah birdir, Peygamber birdir, kitap birdir.
Geriye kalan yorumdur.
Yorumlar üzerinden kavga etmek, özden uzaklaşmaktır.
Tarihten Ders Alınmadı mı?
Geçmişte yaşanan acılar hâlâ hafızalardadır. Aynı inancı paylaşan insanların birbirine kılıç çektiği dönemler, sadece düşmanları sevindirmiştir.
Kardeşin kardeşe düşman olduğu her an, aslında kaybeden taraf yine Müslümanlar olmuştur.
Bu nedenle bugün yapılması gereken şey, geçmişi yeniden tartışmak değil; o hatalardan ders çıkarmaktır.
Birlik Olmadan Güç Olmaz
Açık bir gerçek var:
Müslümanlar birlik olduğunda güçlüdür.
Ayrıldığında ise kolay hedef hâline gelir.
Bu yüzden mesele; Alevî mi, Sünnî mi, Şiî mi olduğumuz değil…
Ne kadar “insan” ve ne kadar “kardeş” kalabildiğimizdir.
Çözüm Nedir?
Çözüm, farklılıkları yok etmek değildir.
Çözüm, farklılıklarla birlikte yaşayabilmektir.
Ortak değerlerde buluşmak
İnanç üzerinden üstünlük kurmamak
Ayrıştırıcı değil birleştirici dil kullanmak
Geçmişin kavgalarını bugüne taşımamak
İşte gerçek çıkış yolu budur.
Bugün kendimize şu soruyu sormak zorundayız:
Alevî, Sünnî ya da Şiî olmak mı önemli,
yoksa adil, vicdanlı ve kardeş olmak mı?
Çünkü eğer birlik yoksa,
hangi mezhepten olduğumuzun hiçbir anlamı kalmaz.
Unutulmamalıdır ki:
Aynı Allah’a inanan insanların birbirine düşman olması,
en büyük çelişkidir.
Ve en büyük kayıptır.