YAZARLAR

Türk’müsün? Hayır Türkiye’liyim…

Dünya hızla değişiyor sayın okuyucu ama Türkiye jet hızıyla değişiyor.

İtiraf etmek istiyorum; Avrupa’da,özellikle son yıllarda, Türkçe konuşan birini gördüğümde, veya birini Türk’e benzettiğimde, ki sarışın/mavi gözlü dahi olsa Türk’ü bakışından tanıyan bendeniz, ‘’Türk’müsünüz?’’ diye sormaya çekinir olmuştum.

Nedeni basit; ‘’Hayır Türk değilim Kürt’üm’’ cevabı karşısında, söyleyeceklerimi bir şekle şemale oturtamamakla ilgiliydi çekincem.

İçimden ki bir karakter; hemen öne atıyordu kendini ‘’Türk/Kürt ne arıza yaratıyorsun, hepimiz Türk’üz işte’’ diyor, diğeri de; ‘’Aman bırak, kendini nasıl ifşaetmek istiyorsa öyle etsin’’ diyordu.

Avrupa’da bunu ben dahil bir çok kişi yaşıyor/yaşadı.

Belki fazla konuşulmuyordu ama ciddi bir sorun yaratıyordu.

Yurt dışında yaşayanlar, ‘’Türkiye’liyim’’ cevabının kimlere ait olduğunu bilirlerdi.

2006 senesinde gazete çıkardığım dönemde, editör yazılarımda,herhangi bir cümleye ‘’Biz Türkler’’ diye başladığımda, ‘’Ayla hanım hepimiz Türk’müyüz’’ diye gelen mailller, ve/ya ‘’Türkiye’li’’ olarak kullandığımda kesilen reklamları çok net hatırlıyorum. İçinden çıkılmaz bir durumdu.

Bu bağlamda köşe yazarlığı yapan birinin, okuyucu tarafından her kalıba bürünebilmesi Allah’ın emri oluyor.

Bir cümle sizi hooop vatan haini yapabiliyor, ya da ‘’dinci’’ vs., yapabiliyor. Hassas konular ama konu bu değil.

Konumuz, Biz Türk milletinin (pardon Türkiye’lilerin) neden bu kadar takıntılı ve esnek olduğu? (ikisi bir arada zordur aslında)

Takıntılıyız çünkü; bir obje veya bir harf devrimler yaratabiliyor bizde…

Esneğiz çünkü; çabuk kabulleniyoruz…

Dünya hızla değişiyor sayın okuyucu ama Türkiye jet hızıyla değişiyor.

Bir zamanların ‘’Türban’’ krizinden geldik ‘’Türk’’ ibaresine…

Bu bağlamda, Kemalist geçinen sözde elit, entelektüel, ulusalcı, sosyal ortamlarda, meydanlarda yaygara koparan kesim, siz varya bir adım ileri gidemeyeceksiniz!

Bu cümleyi söylemenin rahatlığıyla, derim ki…

Durum net; Türk’lük artık bir üst kimlik olmaktan çıkacak.

Herkes hangi etnik kökenden geliyorsa, onu ifşa etsin. ‘’Ne mutlu……diyene’’ olarak bu cümleyi istediği gibi tamamlasın ve geçmiş olsun.

Buyrun Özgürlük.

Ve bu gerçekten bir bölücülük projesinin uzantısı ise, plan proje muazzam gidiyor...

Bakalım bu özgürlüğün başladığı nokta, kimlerin esareti olacak?

SU davası için Türkiye devrede

TÜRK gazetecilerin Münih Eyalet Yüksek Mahkemesi’nde 17 Nisan’da görülecek NSU davası- na akredite edilmemesine Türkiye sert tepki gösterdi. Girişim yapıldığını açıklayan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, “Bu bizim için bir hukuki hak ve bunu sonuna kadar takip ederiz. Türkiye, hükümetiyle ve toplumuyla bu cinayetlerin tarafıdır. Cinayetleri takip etme hakkı herkesten çok Türk basınının” dedi.

ARINÇ: KARAR ÜZÜCÜ

BAŞBAKAN Yardımcısı Bülent Arınç da duruşmaya Türk gazetecilerin alınmayacak olmasının üzücü olduğunu söyledi. Arınç, “Bu hiçbir yerde olacak şey değil” dedi. Arınç, “Yargılama sürecinin açık ve şeffaf yapılmasında, Türk medyasının ve diplomatik tarafın, Meclisteki İnsan Hakları Komisyonu başkanının veya başkan vekilinin süreci izlemesinde büyük yarar olduğunu düşünüyoruz” diye konuştu.

“AMBARGO VAR”

ARINÇ, “Türkiye’de ve bütün Avrupa ülkelerindeki yargılama örneklerine baktığımız zaman tarafların bu tür davaları rahatlıkla izleyebilmesi için imkanlar hazırlanır. Salon müsait değilse başka yer temin edilir. Ama sanıyorum ki bu olayların özellikle mağdur ülkelere daha fazla yansımaması ve daha büyük bir infiale yol açmaması için basına ambargo uygulanıyor” dedi.

BOZDAĞ: AYRIMCILIK

BAŞBAKAN Yardımcısı Bekir Bozdağ da, mahkemenin ayrımcı ve sübjektif davrandığını söyledi. Bozdağ, mahkemenin kararını gözden geçirerek, Türk medyası ve Türk temsilcilerine de izleme imkanı vermesini umduğunu kaydetti. Bozdağ, “Bu çok açık bir ayrımcılıktır, bu çok açık bir şekilde mahkemenin hakiminin sübjektif ve yanlı, taraflı tutumudur. Umarız mahkeme buradan döner” dedi.

Biz Alman basınını almasaydık kıyamet kopardı

ALMANYA’DA yerleşik Türk basınının Münih’te 17 Nisan’da görülecek tarihi NSU davasına alınmamasına tepkiler sürüyor. Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, “Türk basını neden alınmadı diye sorduk. Müracaat sırasına göre basının alındığı cevabıyla karşılaştık. Mahkeme başkanı Türk medyasını da içeri alacak bir tasarrufta bulunabilirdi, bulunmadı” dedi.

NELER DERLERDİ?

BOZDAĞ, Diplomasi Muhabirleri Derneği (DMD) üyeleriyle yaptığı toplantıda, “Türkiye’de bir Alman’ın mağ- dur ya da maktul olduğu bir dava olsa, sanıklar Türk olsa, böyle bir yargılamayı Türk mahkemesi yapsa, Alman basınına yer verilmese herhalde kıyamet kopardı. ‘Türkiye’de demokrasi yok, hukuk yok, insan hakları yok, adalet yok’ diye Berlin’den, Paris’ten, Brüksel’den, Strasbourg’dan dünya kadar açıklama gelirdi” dedi.

ÇİFTE STANDART

ÇOK önemli bir dava görüldüğüne dikkat çeken Bozdağ, “Mahkeme başkanı neredeyse taraf olduğunu gösterecek yaklaşım ortaya koyuyor. Hiçbir yerden açıklama yok. Bu da Avrupa’nın her zaman bildiğimiz çifte standardının göstergesidir” dedi. Bilindiği gibi 17 Nisan’da başlayacak davaya Türk basınına yer verilmemiş, SABAH da bu durumu dava edeceğini açıklamıştı.

Arkanızda Türkiye var

AVRUPA Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış da NSU davasıyla ilgili olarak açıklama yaptı. Bağış, “Almanya’da yaşayan kardeşlerimizin yalnız olmadığını, arkalarında kapı gibi duran güçlü bir Türkiye olduğunu herkesin bilmesinde fayda var” dedi. Bağış, “Biz bu süreci çok büyük bir hassasiyetle takip ediyoruz, etmeye devam edece- ğiz. Duruşmayı izlemek üzere Türkiye-Almanya Parlamentolararası Dostluk Grubu Başkanı Çağatay Kılıç Almanya’ya gidecek. AK Parti Dış İlişkiler Başkanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun yardımcısı Metin Külünk de konuyu takip ediyor” diye konuştu. Türk basınının davaya alınmaması ile ilgili ise Bağış, “O ülkede hak sahibi olarak, vatandaş olarak haklarını sonuna kadar kullanmalarını bekliyorum” dedi.

Yorumlar