YAZARLAR

Tanzim Satışa Nasıl Geldik?

Buradan nereye gitmeliyiz?

Muhammet Şakiroğlumsakiroglu@gmail.com

Son zamanlarda sebze fiyatlarında fahiş bir artış görüldü ve seçim arifesinde toplumda tepki oluşturma potansiyeli yüksek bir durum ortaya çıktı. Bu artışın siyasi ve sosyal etkisini bertaraf etme adına hükümetten belediyeler eliyle tanzim hamlesi geldi. Alternatif bir dağıtım zinciri ile sebze fiyatlarındaki artışın kontrolü hedeflendi. Bu hamlenin seçim atmosferinde safları her iki cenahta da sıklaştırdığı net. Siyasal olarak durumun özeti budur. Yazının bundan sonrasında, kısa vadeli siyasi tartışmaların dışında kalarak buraya neden ve nasıl geldiğimizi ve bundan nasıl kurtulacağımızı anlatmaya çalışacağım.

Yazının geri kalanına başlamadan önce beylik bir laf edeyim. Tarımsal üretim, ciddi stratejik planlama gerektiren ama ciddiye alınmayan bir konu ülkemizde. Bunun başat sebebi ise modernleşme serüvenimde tarımın ve tarımsal üretimin bazen doğrudan bazen de dolaylı olarak sürekli aşağılanması ve sanayi/dijital toplumun 'geriye gitmesi' olarak kodlanmış olmasıdır. Tarım toplumu aslında irtica toplumu addedildi zihinlerimizde ve hala da öyle olduğunu düşünüyorum.

Durum böyle olunca tarımsal destekleme ve üretim, sadece kırsal kesimden oy almak için üreticiye verilen siyasi rüşvet gibi algılandı ve uygulandı. Yani stratejik öncelikler, küresel eğilimler ve bilim camiası tarafından üretilen tarımsal bilgiler neredeyse hiçbir zaman değer görmedi. Değer görmemesinin ne gibi sonuçları olduğunu sayısal olarak şuraya çıkardığım rakamlara bakarak okumaya devam edebiliriz.

Durum özetle şu: özellikle temel gıda maddesi olan baklagiller ve hububat üretiminde ciddi sorunlar var. Sebze ve meyve üretiminde ise kısa vadeli dinamiklerin ortaya çıkardığı durumlar krizler belirgin olsa da toplam üretiminde bir yeterlilik var. En azından eldeki rakamlar bunu söylüyor. O halde kayda değer üretime rağmen dönem dönem yaşadığımız sebze krizleri de neyin nesi?

Hububatta, nüfus artışına rağmen seksenli yıllardan beri kaba taslak aynı miktarı üretiyoruz ve baklagillerde ise çok ciddi bir geriye gidiş var. Nüfus artışından dolayı ihtiyacımız kadarını bile karşılayamıyoruz. Peki nasıl oluyor da üretimin sorunlu olduğu alan olan hububatta yaşamadığımız bir krizi başarılı olduğumuz alan olan sebze ve meyve üretiminde yaşıyoruz?

Önce ikisi arasında temel bir farkın altını çizerek başlayayım yukarıdaki soruların cevaplarına. Hububatlar sezonluk üretiliyor ve soğutma kaygısı olmaksızın uzun süre depolanabiliyor. Haliyle kısa vadeli dalgalanmalardan etkilenmiyorlar. Ancak sebzeler üretiminden kısa süre sonra tüketilmek üzere dağıtım zincirine dahil ediliyor ve kısa süreli üretim dalgalanmaları önlem alınmadığında hızlıca krize dönüşebiliyor.

Şu an yaşadığımız kriz ise iki sebepten kaynaklanıyor. İlki ve hükümetin ciddiye aldığı sebep olan dağıtım zincirinde tekelleşme sorunu iken diğeri tarımsal girdi maliyetlerindeki dengesiz artış karşısında üreticinin korunaksız kalmasıdır. Üreticinin ürününü soframıza getiren üç büyük mağaza zinciri ciddi bir tekelleşme sorunu olarak karşımıza çıkıyor. Bu sorunu adil bir şekilde çözmek için alınacak tedbirler, ticaret hukuku ile ilgili bir durum ve tanzim satış noktalarından çok daha fazlasını gerektiriyor.  Ayrıca tanzim satışın çok ciddi bir yan etkisi de var. Sebze dağıtım zincirinin içerisinde ekmeğini kazanan bir çok insanın ekmeğine mal olacağı için bir sosyal sorun da aynı zamanda.

İkinci konu ise üreticinin girdi maliyetleri… Medya ve sosyal medyadaki tepkilerden çıkardığım sonuç şu: Tüketici sorunları şirin konular iken, üretici sorunları kimseyi ilgilendirmeyen meseleler oluveriyor. Mesela sebze üreticisinin son krizle beraber tüm girdi kalemlerinde ciddi artış var. Neredeyse tamamı sera üretimi olan kışlık sebzenin gerektirdiği elektrik, yakıt, işçi, gübre, tohum, ilaç vs. maliyetlerinde  çok ciddi bir artış var. Ne söylediğimi daha net görmek için doğal gaz faturanızı geçen sene ile karşılaştırın, sonra da  aradaki farkı seranın ısıtma maliyetine oranlayın. Bütün bu dengesiz artışlara karşın market ve manav fiyatının sabit kalmasını beklemek saflık olur.

Ayrıca her krizde aklımıza gelen ithalat da sebze için bir alternatif değil. Türkiye’de domates, patlıcan, biber fiyatları arttığında hemencecik birkaç bin ton ödünç alacağımız bir komşumuz yok. Her yerde üretici tüketici hattında bir denge söz konusu. Dünya sebze pazarı yeni talebe göre fazladan bir altyapı ihtiyacı doğuruyor ve bir zincirin oluşması en az bir yıllık zaman gerektiriyor.  Ancak hububatta durum böyle değil. İthalat izni çıktıktan sonra birkaç gemi ile temin edilebiliyor talep. Temel gıda maddelerinde gümrük vergilerini sıfırlayarak hububat alımına izin verdik daha geçenlerde (Bazı Tarım Ürünlerinin İthalatında Tarife Kontenjanı Uygulanması Hakkında Karar-Karar Sayısı: 23-, 15 Ağustos 2018 tarihli Resmi Gazete).

Ancak her ithalatta bir kısım üretici bir daha geri dönmemek üzere bu işi bırakıyor ve tıpkı uyuşturucu gibi tarımsal ithalat da uzun vadede bağımlılık yapıyor.  

Tanzim satış ile aslında ne yapılıyor?

Belediye bütçesi ile nakliye ve depolama giderlerinin bir kısmı ve hal esnafının kar payı karşılanarak piyasadaki yükselme bir süreliğine azaltılıyor. Bu tüketici açısından bir rahatlama sağlıyor ancak total üretim dinamiğinde bir iyileştirme öngörmüyor. Yani bir pansuman tedbir.  Oysa dünyanın neredeyse tamamında tarımsal üretimde ciddi artışlar var. Dünyanın bir çok bölgesinde artışlardan dolayı artık tüm tarım arazisine ihtiyaç duyulmuyor ve eski tarım arazileri doğal yaşama iade ediliyor. Bu yüzden dünya artık 20 yıl öncesine göre daha yeşil.

Peki bu uzun izahattan sonra çözüm için ne öneriyoruz? Kısa vadede sebze üreticilerinin üretim maliyetlerini azaltacak adımlar atılmalı ve çiftçi serasında, bahçesinde, tarlasında tutulmalı. Yakıt ve tarımsal girdi desteği bunların başında geliyor. İstihdam desteği hakeza önemli bir strateji.

Orta vadede ise tarımsal üretimde ziraat ar-ge faaliyetleri yoğunlaştırılmalı. Bu faaliyetlerde liste başı olan TÜBITAK TOVAG bütçesi ve faaliyetlerinde pozitif ayrımcılığa gidilmeli.  

Uzun vade de ise küresel iklim değişiklikleri ve üretim dinamikleri dikkate alınarak Türkiye’nin bölgesel üretim profili yeniden kodlanmalı. Mesela Konya Ovası yerine Erzurum Kars Platosu yeni buğday ambarı olmalı.  Uzun vadeli strateji ile devam edeceğiz.

Yorumlar3 yorum