BIST 13.718
DOLAR 43,97
EURO 51,81
ALTIN 7.564,99

Rejim Kalbinden Vuruldu, Trump Zar Attı

28 Şubat’ta dünya yeni bir kırılma anına uyandı.
Donald Trump, İsrail’le birlikte İran’a karşı başlatılan saldırılarda İran lideri Seyyid Ali Hüseyni Hamaney’in öldürüldüğünü açıkladı. Önce Benjamin Netanyahu “işaretler var” dedi. Ardından Tahran doğruladı.

Tahran sokaklarında binlerce kişi ABD ve İsrail karşıtı sloganlarla yürüdü. Aynı saatlerde bazı İranlılar ölüm haberini kutladı.

Aynı şehirde iki farklı duygu.
Aynı ülkede iki farklı İran.

Bu görüntüler aslında 37 yıllık bir liderliğin özeti.

1939 Meşhed doğumlu bir din adamı…
Kum’da Şii ilahiyat eğitimi…
Ruhollah Khomeini ile tanışma…
Şah’a karşı yeraltı örgütlenmeleri…
Hapishane…
Ve devrim.

1979’da İran İslam Cumhuriyeti kurulduğunda Hamaney sistemin içindeydi ama zirvede değildi. 1981’de bombalı saldırıda sağ kolunu kaybetti. Aynı yıl cumhurbaşkanı oldu. Yetkileri sınırlıydı ama ilişkileri genişti. Devrim Muhafızları, yargı, muhafazakâr ulema… Ağını sabırla ördü.

1989’da Humeyni öldüğünde doğal varis değildi. Dini rütbesi tartışmalıydı. Anayasa değiştirildi. Şartlar esnetildi. Ve bir gecede “uygun” hale geldi.

İran siyasetinin kırılma noktası işte buydu:
Sistem kişiyi seçmedi; kişi sistemi yeniden kurdu.

Onun döneminde cumhurbaşkanları değişti ama merkez değişmedi.

Akbar Hashemi Rafsanjani, (Ekber Haşemi Rafsancani)
Mohammad Khatami, (Muhammed Hatemi)
Mahmoud Ahmadinejad, (Mahmud Ahmedinejad)
Hassan Rouhani, (Hasan Ruhani)
Ebrahim Raisi, (İbrahim Reisi)
Masoud Pezeshkian… (Mesud Pezeşkiyan)

İsimler değişti. Makam değişti. Ama denetim değişmedi.

Anayasa Koruyucular Konseyi eliyle adaylar elendi. Reformcular sınırlandı. Açılım denemeleri budandı. Hamaney’in kırmızı çizgileri, devletin görünmez anayasasına dönüştü.

İçeride kriz hiç eksik olmadı.

1999 öğrenci olayları.
2009 “Oyum nerede?” isyanı.
2019’un “Kanlı Kasım”ı.
2022’de “Kadın, Yaşam, Özgürlük” dalgası.
2025’te ekonomik çöküşle büyüyen grevler.

Her protestoda refleks aynıydı: güvenlik.
Her kriz söylemi aynıydı: dış güçler.

Hamaney için sokaktaki öfke sosyolojik bir alarm değil, jeopolitik bir komploydu.

Dış politikada ise eksen netti: ABD’ye güvensizlik.

2015 nükleer anlaşmasına mesafeli durdu, “Amerika’ya güvenmeyin” dedi. 2018’de Washington çekilince “Ben söylemiştim” çizgisine geçti.

3 Ocak 2020’de Kasım Süleymani öldürüldüğünde cenaze namazını kendisi kıldırdı ve “intikam” sözü verdi.

İran’ın kurduğu “direniş ekseni” ise son yıllarda darbe üstüne darbe aldı. Hamas zayıfladı. Hizbullah baskı altında. Suriye’de Baas rejimi çöktü. Bölgesel nüfuz daraldı.

2025’te İsrail’le yaşanan 12 günlük savaş, yüzlerce hedefin vurulması, komutanların ölümü… Ve Hamaney’in günlerce ortadan kaybolması.

Otorite ilk kez bu kadar görünür biçimde sarsıldı.

Tam bu noktada devreye Trump’ın kumarı giriyor.

Trump, İran’a saldırarak yalnızca bir lideri hedef almadı.
Ortadoğu düzenine müdahale etti.

Bu, taktik değil.
Jeopolitik bir zar atışı.

Eğer İran’ın nükleer kapasitesini çökertir ve rejimi sarsarsa, bunu tarihsel zafer diye sunacaktır.
Ama İslam Cumhuriyeti sonrası için net bir plan görünmüyor.

Rejim düşerse kim gelecek?
Askeri konsey mi?
Sürgündeki muhalefet mi?
Kontrolsüz bir iç çatışma mı?

Bu soruların cevabı olmadan yapılan her operasyon, stratejiden çok risk barındırır.

Üstelik İran, Irak değildir.
Afganistan hiç değildir.

Asimetrik kapasitesi, vekil güç ağı ve bölgesel nüfuz kalıntılarıyla karşılık verebilecek bir aktördür.

Hürmüz Boğazı kapanır mı?
Amerikan üsleri hedef alınır mı?
İsrail’e geniş çaplı saldırılar mı başlar?

Bir kıvılcım, zincirleme yangına dönüşebilir.

Şimdi asıl soru şu:

Hamaney’in ölümü bir dönemin kapanışı mı, yoksa yeni bir sertleşmenin başlangıcı mı?

O, kimileri için devrimin muhafızıydı.
Kimileri için reformların önündeki en büyük duvar.

Ama tartışmasız gerçek şu:
İran’ın bugünkü güvenlik devleti mimarisi ve Batı’ya mesafeli jeopolitik hattı büyük ölçüde onun eseridir.

Hamaney öldürüldü.
Fakat bıraktığı sistem kolay dağılacak bir yapı değil.

İran sadece bir lideri değil, 37 yıllık bir güç merkezini kaybetti.
Trump ise sadece bir hedefi vurmadı; bölgesel dengeyi zorladı.

Uzun süre tek merkezde toplanan güç, o merkez ortadan kalktığında ya çözülür… ya da daha da sertleşir.

İran için asıl hikâye şimdi başlıyor.

Ve bu hikâyenin sonucu, sadece Tahran’ı değil, Washington’u da yazacak.