BIST 9.374
DOLAR 31,04
EURO 33,62
ALTIN 2.032,57
HABER /  POLİTİKA

Olabilir... Olmamalı... Olacak...

Kafalar çok karışık. Bir yanda endişe, bir yanda hukuk. Bu ortamda atılan başlıklar zihin fırtınasını özeti gibi..

Abone ol

Erdoğan Çankaya'ya çıksın mı çıkmasın mı? Atmosfer çok arklı. Taraflısı da tarafsızı da girdabın içinde. Fırtına dinmedi, Rejim endişesi içine düşenler de var. Sloganlardan etkilenenler de. Maç oynanırken kural değiştirilmez diyenler de.

İşte bu havayı özetleyen bir yazı geldi Milliyet Yazarı Can Dündar'dan:

Dündar, her kesimin penceresinde saktı. Neden Olabilir ... Olmamalı... Olacak... sözünün gerekçelerini sıraladı:

Olabilir çünkü:
Ortada yasal bir engel yok. Anayasa'da bir adayda aranan özellikler Başbakan'da var.
Zaten ülkenin başbakanlığını emanet ettiğiniz birine "Sen Başbakan oldun, ama cumhurbaşkanı olamazsın" demek, hukuken saçmalık olur.
Böyle demek, hem onu mağdur duruma düşürür; hem de "cumhuriyeti koruma uğruna demokrasiyi feda etmek" anlamı taşır.
Meclis'te yeterli milletvekili varken hukuku zorlayarak 367 milletvekili koşulunu dayatmak, sonuç vermeyeceği gibi, transfer pazarlıklarına da kapı aralar.
"Bu Meclis ömrünü doldurdu, cumhurbaşkanı seçemez" iddiası da dayanaksız. Şu andaki cumhurbaşkanını seçen partilerin hiçbiri Meclis'te yok çünkü... Maç sürerken oyunun kurallarını değiştirmek adaletsizliktir. Kaldı ki tüm kamuoyu yoklamaları AKP'nin 1. parti konumunu sürdürdüğünü gösteriyor.
* * *
Olmamalı çünkü:
Önünde Özal örneği var: Siyasette inatlaşmanın ters teptiğini, halkın çoğunluğu karşısındayken "Ben çıkarım arkadaş" dayatmasının hayırlı sonuç vermediğini, bu yöntemle Çankaya'da rahat oturmasının mümkün olmayacağını görmüş olmalı...
Arkada bıraktığı partinin liderlik yarışında dağılabileceğini, ilk seçimde Meclis desteğini kaybedebileceğini, ondan sonra da kendisine karşı bir hükümetle işlerin çok zor yürüyeceğini düşünmeli...
Siyasetteki sert üslubunun, argoyla karışık kırıcı söyleminin halkın bir kısmına sempatik gelse de bir devlet adamına yakışmadığını, gerginliklere yol açtığını görebilmeli...
Toplumun tümünü kucaklayamadığını, cumhuriyetin temel nitelikleriyle barışıklığını kanıtlayamadığını, devlet kurumları ve sivil toplum örgütleriyle uyum konusunda hiç ümit vermediğini, adaylığının kapıya dayandığı şu son dönemde bile "cibilliyetsiz" türünden laflarla "ağzı bozuk bir aday" görüntüsü verdiğini kabullenmeli...
Köşk'e çıkarsa devletin en önemli üç koltuğu sayılan cumhurbaşkanlığı, Meclis başkanlığı ve başbakanlığın uzun süre tek partinin egemenliğine gireceğini, bu üçlünün uygulamalarıyla yargının ve üniversitelerin de aynı çizgiye çekileceğini, bu yüzden kamu içindeki frenlerin sökülüp dengelerin tamamen bozulacağını ve frensiz bir gidişatın toplumsal barışa hayır getirmeyeceğini hesaplayabilmeli...
Muhalefetle, bürokrasiyle daha barışık ve parti elbisesinden soyunmaya daha yatkın birinin adaylığını sineye çekebilmeli...
* * *
Olacak çünkü:
Cumhurbaşkanlığı siyasetin zirvesidir.
Siyasetçi, önüne çıkan böyle bir kısmeti kolay tepmez.
Başında olduğu hareket açısından ise Çankaya Köşkü, 80 yıllık bir "kavga"nın sembolik meyvesidir.
O kavganın sonunda, tam meyveye uzanmışken başka birine "Gel sen ye" demez. Kendi altındaki birine "Sayın Cumhurbaşkanım" diye hitap etmek istemez.
7 yıl orada oturabilecekken, seçimle uğraşma riskine girmez.
Muhalefetin "Çıkarmayız" blöfüyle iş inada binmiştir; bundan sonra çıkmazsa tabandan gelecek "Baskılar karşısında geri adım attı" eleştirilerini ve karizmasının çizilmesini göğüsleyemez.
Kendisi çıkmazsa parti içinde adaylık yarışı başlayacaktır; birini seçince diğerleri kırılacaktır. Bunu da göze alamaz.
Hukuken olabilir.
Siyaseten olmamalıdır.
Fiilen olacaktır.