"Her doğru her yerde söylenmez."
Öğrenciler Tatile Girerken Eğitim Dilini Yeniden Düşünmek
Eğitim, yalnızca bilgi aktarma işi değildir. Eğitim aynı zamanda insanı tanıma, zamanı doğru okuma, çocuğun ruh dünyasını kavrama ve ona göre davranma sanatıdır. Bu sebeple eğitim-öğretim faaliyetlerinde birtakım temel ilkelerden söz edilir. Hayatilik ilkesi, güncellik ilkesi, açıklık ilkesi, ekonomiklik ilkesi, somuttan soyuta, yakından uzağa, kolaydan zora ilkesi bunlardan sadece birkaçıdır.
Ancak bütün bu ilkeler içinde özellikle üzerinde durulması gereken bir ilke vardır: Çocuğa, yani öğrenciye görelik ilkesi.
Çocuğa görelik ilkesi, eğitim ve öğretimin öğrencinin yaşına, zekâ seviyesine, ilgisine, becerisine, ihtiyacına, olgunluğuna ve ruhsal gelişimine uygun olarak yürütülmesi demektir. Başka bir ifadeyle eğitim çocuğa göre yapılır; öğretim çocuğun seviyesine göre verilir. Çocuğun yaşı, öğrenme kapasitesi, duygusal yapısı, bedenî ve zihnî gelişimi dikkate alınmadan yapılan eğitim, faydadan çok zarar doğurabilir.
Bir çocuğa yaşının ve seviyesinin çok üzerinde bilgi verilirse çocuk korkabilir, ürkebilir, hatta öğrenmeden soğuyabilir. Kaldıramayacağı meselelerle erken yaşta karşılaşan çocuk, bilgiyi bir aydınlanma vesilesi olarak değil, bir yük ve baskı unsuru olarak görebilir. Buna karşılık çocuğa sürekli olarak seviyesinin altında bilgiler verilirse bu defa da çocuk derse ve öğrenmeye karşı ilgisini kaybedebilir. Öğrenmeyi hafife alır, dersten sıkılır, eğitim ortamından uzaklaşır.
Bu yüzden eğitimde asıl maharet, neyi öğreteceğini bilmek kadar, onu ne zaman ve nasıl öğreteceğini de bilmektir.
Burada önemli bir noktaya daha dikkat çekmek gerekir: Her doğru, muhatabının yaşına ve gelişim düzeyine uygun bir dille anlatılmalıdır. Doğru bilgi elbette değerlidir; fakat her bilginin bir zamanı, bir muhatabı ve bir yöntemi vardır. Çocukların ruhsal ve zihinsel gelişimi dikkate alınmadan verilen bazı bilgiler, onların dünyasında fayda yerine karışıklık meydana getirebilir.
Nasıl ki bazı aile meseleleri çocuğun yaşına uygun biçimde konuşulmalıysa, eğitim-öğretimle ilgili bazı hususlar da öğrencinin seviyesine göre ele alınmalıdır. Okul yönetiminin, öğretmenin veya velinin bilmesi gereken birtakım konuların öğrencilerle zamansız ve ölçüsüz biçimde paylaşılması, eğitim ortamında disiplin, saygı ve güven dengesini bozabilir.
Bunun bir başka yönü de okul içinde yaşanan olumsuzlukların dışarıya taşınması meselesidir. Öğrencilerle öğretmenler, öğrencilerle öğrenciler, velilerle öğretmenler veya okul idaresi arasında zaman zaman istenmeyen olaylar yaşanabilir. Elbette her mesele kendi usulü içinde ele alınmalı, haksızlık varsa giderilmeli, eksiklik varsa düzeltilmelidir. Fakat bu tür sevimsiz olayların okulun duvarlarını aşarak televizyon ekranlarına, sosyal medya mecralarına ve kamuoyunun gündemine taşınması çoğu zaman faydadan çok zarar doğurur.
Elbette hukuku ilgilendiren veya çocukların güvenliğini tehdit eden durumlar ilgili merciler tarafından gereği gibi ele alınmalıdır. Bunun dışındaki idarî ve pedagojik meselelerin ise öncelikle eğitim kurumlarının kendi sorumluluk mekanizmaları içinde çözümlenmesi daha sağlıklı olacaktır.
Bir okulda yaşanan olumsuz bir olay, bütün öğretmenleri, bütün öğrencileri veya bütün eğitim sistemini temsil etmez. Fakat bu olaylar ölçüsüz biçimde yayılırsa hem öğrencinin ruh dünyası zarar görür hem öğretmenin itibarı zedelenir hem de okulun güven ortamı sarsılır. Eğitim kurumları, problemlerini öncelikle kendi ciddiyeti, kendi vakar ve sorumluluğu içinde çözebilmelidir. Her meseleyi kamuoyu önünde tartışmaya açmak, çoğu zaman çözüm üretmekten ziyade yeni problemlere zemin hazırlayabilir.
Öğretimde yaygın olarak kullanılan örnekleme metodunda da bu hassasiyet gözetilmelidir. Çocuğa örnek verilirken olumsuz örneklerin öne çıkarılması doğru değildir. Çünkü çocuk zihni, bazen doğrudan anlatılan olumsuzluğu da bir davranış modeli gibi algılayabilir. Bunun yerine olumlu örnekler üzerinden öğretmek, iyi davranışı görünür kılmak ve öğrenciyi doğruya yönlendirmek daha sağlıklı bir eğitim yoludur.
Bu durum soru sorma biçiminde de kendini gösterir. Öğrenciye sorulan sorular bile olumlu ve olumsuz anlamı birlikte çağrıştıracak şekilde değil, yönlendirici ve yapıcı bir üslupla sorulmalıdır. Mesela “Ağaçlı köy mü iyidir, ağaçsız köy mü?” diye sormak yerine, “Ağaçlı köy, ağaçsız köyden niçin daha iyidir?” diye sormak daha doğru bir yöntemdir. Böylece çocuk, zihnini doğrudan olumlu olana yöneltir.
Aynı şekilde bir çocuğa “Babanı mı çok seviyorsun, anneni mi?” diye sormak son derece yanlış bir sorudur. Bu soru çocuğu iki sevgi arasında tercih yapmaya zorlar. Oysa doğru soru şudur: “Babamızı ve annemizi niçin çok severiz?” Böyle bir soru, çocuğun zihninde sevgi, saygı ve bağlılık duygusunu pekiştirir. Eğitim dili, çocuğu sıkıştıran değil, onu doğruya yönlendiren bir dil olmalıdır.
Bugün eğitim hayatımızda karşılaştığımız sıkıntıların bir kısmı da buradan doğmaktadır. Öğrencinin henüz bilmemesi gereken meselelerin doğrudan öğrenciye aktarılması, iyi niyetle yapılsa bile istenmeyen sonuçlar doğurabilir. Eğitimde yapılacak değişiklikler, öğretmen-öğrenci ilişkilerine dair düzenlemeler veya okul içi uygulamalar önce öğretmenlere ve okul yönetimlerine doğru biçimde anlatılmalıdır. Öğrenciye yansıyacak tarafı ise onun yaşına, seviyesine ve eğitim ortamındaki konumuna uygun bir dille verilmelidir.
Çünkü öğrenci, eğitim sürecinin merkezindedir; fakat bu, her idarî ve pedagojik bilginin doğrudan öğrenciye aktarılması gerektiği anlamına gelmez. Çocuğu korumak, bazen ona her şeyi söylemekle değil, doğru bilgiyi doğru zamanda vermekle mümkündür.
Eğitimde açıklık önemlidir; fakat açıklık ölçüsüzlük demek değildir. Şeffaflık değerlidir; fakat her bilginin muhatabı aynı değildir. Öğrencinin gelişim düzeyine göre bilmesi gereken hususlar vardır. Bazı bilgiler ise zamanı geldiğinde ve uygun yöntemle verilmelidir.
Unutmamak gerekir ki çocuk, yetişkin değildir. Onun algısı, yorumu, tepkisi ve taşıma gücü farklıdır. Bu sebeple eğitimci, yalnızca bilgiyi bilen kişi değil; bilginin zamanını, sınırını ve üslubunu da bilen kişidir.
Sonuç olarak eğitim-öğretimde çocuğa görelik ilkesi, sadece ders anlatma yöntemiyle sınırlı değildir. Bu ilke, çocuğa hangi bilginin, hangi yaşta, hangi üslupla ve hangi amaçla verileceğini de belirler. Okulda yaşanan olayların nasıl ele alınacağından, çocuğa hangi örneklerin verileceğine; soruların nasıl sorulacağından, doğru bilginin ne zaman paylaşılacağına kadar her alanda bu ilke dikkate alınmalıdır.
Her doğru değerlidir; fakat her doğru her yerde, her zamanda ve herkese aynı şekilde söylenmez. Eğitimde başarı, çocuğa doğruyu söylemek kadar; doğruyu onun gelişim düzeyine uygun zamanda, anlayabileceği dille ve kendisine fayda sağlayacak ölçüde sunabilmektir.