Sandıklarda Saklanan Ses: Ülke Dâhilinde Gelişen İran Türk Edebiyatı (1946-1979)
İran Türk edebiyatı tarihinde 1946 yılı, bir önceki yazımızda da ifade ettiğimiz gibi, büyük bir siyasî yıkımın yanında derin bir kültür ve edebiyat kırılmasının da başlangıcıdır. Azerbaycan Millî Hükûmeti’nin Pehlevî yönetimi ve onu destekleyen güçler tarafından kanlı bir şekilde ortadan kaldırılmasından sonra İran Türk aydınları iki ayrı kaderle karşı karşıya kalmıştır. Bir kısmı canını kurtarabilmek için Bakü’ye ve başka ülkelere sığınmış, bir kısmı ise doğup büyüdüğü topraklarda ağır baskılar altında yaşamaya mecbur bırakılmıştır.
Bu yazımızda, 1946-1979 yılları arasında ülke dâhilinde gelişen İran Türk edebiyatı üzerinde duracağız. Bu edebiyat, sürgüne gidemeyenlerin, gitmek istemeyenlerin veya kendi yurdunda kalmayı bir görev bilenlerin edebiyatıdır. Zindanların, sürgünlerin, yasakların, takiplerin ve sansürün gölgesinde meydana gelen bu dönem edebiyatı, İran Türklerinin ana dili, millî hafızası ve kültürel varlığı bakımından son derece önemlidir.
1946 Sonrası: Yasaklar, Baskılar ve Türkçenin Susturulmak İstenmesi
Azerbaycan Millî Hükûmeti’nin yıkılmasının ardından Pehlevî yönetimi, İran coğrafyasında Türk varlığının siyasî, kültürel ve edebî gücünü kırmak için çok ağır uygulamalara başvurmuştur. Türkçe yayınlar toplatılmış, kitaplar ve gazeteler yakılmış, Türkçe eğitim ve öğretim yasaklanmış, hatta Türkçe konuşmak bile baskı altına alınmıştır. 1941 öncesinde var olan basın ve yayın yasakları, 1946’dan sonra daha sert bir hâle gelmiştir.
Bu yıllarda onlarca şair, yazar, gazeteci ve aydın sürgüne gönderilmiş; bir kısmı zindanlara atılmış, bir kısmı ise ortadan kaldırılmıştır. Fakat bütün bu ağır şartlara rağmen İran Türk aydınları susmamıştır. Bağımsızlığın havasını kısa süreli de olsa teneffüs eden bu nesil, ana dilinde yazmanın bir edebî tercih değil, millî bir sorumluluk olduğunun farkındaydı. Bu sebeple Türkçe yazmaya, yazdıklarını gizlice çoğaltmaya, imkân buldukça yayımlamaya devam etmişlerdir.
Sandık Edebiyatı: Saklanan Defterler, Gizlenen Şiirler
Bu dönem İran Türk edebiyatının en dikkat çekici yönlerinden biri, eserlerin büyük bir bölümünün yayımlanamamış olmasıdır. Kanun, hak, hukuk ve hürriyetin yok sayıldığı yıllarda pek çok şair ve yazar, kaleme aldığı şiirleri, hikâyeleri, araştırmaları ve hatıraları sandıklarda saklamak zorunda kalmıştır. Bundan dolayı bu döneme “Sandık Edebiyatı” demek yerinde olur.
“Sandık Edebiyatı”, yalnız yayımlanamayan metinleri ifade etmez; aynı zamanda susturulmak istenen bir milletin hafızasını da anlatır. Bu sandıklarda şiirler, hikâyeler, defterler, mektuplar ve yarım kalmış eserler saklanmıştır. Birçok aydın, yazdıklarını bastıramamış; kimi eserler yıllar sonra gün yüzüne çıkmış, önemli bir kısmı ise hâlâ araştırmacıların ilgisini beklemektedir.
Bu dönemde ülkede kalıp İran Türklerinin derdini, davasını ve kültürel varlığını kalemleriyle yaşatmaya çalışan çok sayıda şair ve yazar yetişmiştir. Püste Şikârkızı, Hanım Nene Çirağî, Habip Sahir, Muhammed Hüseyin Şehriyâr, Nimtac Hakpur Hanım Selmasî, Cevad Heyet, Bulut Karaçorlu Sehend, Yahya Şeyda, Ali Tebrizî, Samet Behrengî, Hamid Nutgî, Ali Kemalî, Hüseyin Düzgün, Ali Rıza Sarrafî, Muhammed Rıza Bağban Kerimî ve daha pek çok isim bu büyük mücadelenin farklı cephelerinde yer almıştır.
Demir Kafeste Yazmak: Pehlevî Döneminin Edebî Şartları
Ülke dâhilinde gelişen İran Türk edebiyatı, Pehlevî yönetiminin “demir kafesi” içinde doğmuş ve gelişmiştir. Bu edebiyatın mensupları, her türlü haktan ve imkândan mahrum bırakılmış, kendi kendilerini yetiştirmek zorunda kalmış, çoğu zaman mesleklerinin dışında başka alanlarda çalışarak hayatlarını sürdürmüşlerdir. Fakat bütün baskılara rağmen Türk dili ve edebiyatı için büyük bir gayret göstermişlerdir.
Bu dönemin yazar ve şairleri, hem eser yazmışlar hem de dil öğretmeni, folklor derleyicisi, gazeteci, araştırmacı, yayıncı ve kültür taşıyıcısı olarak görev yapmışlardır. Onlar için edebiyat, estetik bir uğraştan ibaret değildi. Edebiyat; kimliği korumanın, dili yaşatmanın, halkı uyandırmanın ve geçmişle gelecek arasında köprü kurmanın en etkili yollarından biriydi.
Cevad Heyet: Bir Dili Ayağa Kaldıran Büyük Emek
Çağdaş İran Türk dili ve edebiyatının yıpranmaya yüz tuttuğu bir dönemde, bu edebiyatı yeniden canlandıran en büyük şahsiyetlerden biri Dr. Cevad Heyet’tir. O, ilim, kültür ve aksiyon insanıdır. Zamanı, zemini ve imkânları iyi değerlendirmiş; etrafındaki aydın potansiyeli Türk dili ve edebiyatı davası etrafında toplamayı başarmıştır.
1979 İran İslâm Devrimi ile oluşan kısmi serbestlik ortamında, “edebiyat aşkımdır” diyerek arkadaşlarıyla birlikte “Varlık” dergisini çıkarmaya başlaması, İran Türk edebiyatı tarihinde bir dönüm noktasıdır. Türkçe ve Farsça yayımlanan bu dergi, onlarca İran Türk aydınına yazma imkânı vermiş; dil, edebiyat, tarih, folklor ve kültür alanlarında çok önemli araştırmalara kapı açmıştır.
Cevad Heyet’in “Yazı Gaydaları - İmlâ Kılavuzu”, “Azerbaycan Şifahî Halk Edebiyatı”, “Edebiyatşinaslık”, “Azerbaycan Edebiyatı Tarihine Bir Bakış” ve “Mukayesetü’l-Lügateyn” gibi eserleri, İran Türkçesinin yazı dili olarak güçlenmesinde, edebiyat araştırmalarının ilmî temele oturmasında ve yeni nesillerin ana dili bilinci kazanmasında büyük rol oynamıştır.
Yahya Şeyda ve Kaybolan Mirasın İzinde
Yahya Şeyda, İran Türk edebiyatının en büyük hizmetkârlarından biridir. O, kaybolmaya yüz tutmuş eserleri bulup edebiyat dünyasına kazandırmış, İran coğrafyasının farklı bölgelerinde yaşayan Türk şairlerini ve eserlerini “Edebiyat Ocağı” adlı iki ciltlik biyografik çalışmada toplamıştır. Bu eser, tekçe bir antoloji değil, aynı zamanda dağınık hâlde bulunan İran Türk edebî varlığının kayıt altına alınması bakımından büyük bir hizmettir.
Şeyda’nın “Mehdi Azadî” ve “Köprü” gibi yayın organlarında Türkçe sayfalar oluşturması da dönemin şartları düşünüldüğünde cesur bir adımdır. Şair, gazeteci, araştırmacı ve kanaat önderi olarak Yahya Şeyda, klasik şiir geleneğini devam ettirmiş; hem aruz hem hece vezniyle lirik ve satirik şiirler yazmıştır. 1946’dan itibaren kalemini bırakmaması, onun edebiyatı bir ömürlük dava olarak gördüğünü gösterir.
Ali Tebrizî: Şah Rejiminin Gölgesinde Türkçe Roman
Ali Tebrizî, Pehlevî döneminin ağır baskılarına rağmen ülkesinden ayrılmamış ve eserlerini Türkçe yazmıştır. Onun önemi, Şah’ın en sert dönemlerinde Türkçe eserler yazıp yayımlama cesareti göstermesinden gelir. 1954 yılında yayımladığı iki ciltlik “Şah İsmail” romanı, Türk halk hikâyesi geleneği ile roman tekniğini buluşturan önemli bir eserdir.
“Şah İsmail” romanı, planı, olay örgüsü, üslubu ve millî meselelere duyarlılığı bakımından dikkat çekicidir. Ali Tebrizî’nin bu eseri Dede Korkut Hikâyeleri’ni hatırlatan bir yapı ve ruh taşır. Daha sonra “Esli ile Kerem” hikâyesini derlemiş, Hasan Mecidzâde Savalan ile birlikte Ali Ağa Vahid’in eserlerini yayımlamış, “Azerbaycan Türküleri ve Bayatıları” ile “Köroğlu” gibi eserlerin neşrine katkıda bulunmuştur.
SAVAK’ın bu çalışmalara tahammül edememesi, onun eserlerine el koyması ve kendisini hapsetmesi, dönemin baskıcı yüzünü açıkça göstermektedir. Fakat Ali Tebrizî hapisten çıktıktan sonra da çalışmayı bırakmamış, Türkçe-Farsça sözlük hazırlamış, “Dil ve Edebiyyat” gibi eserleriyle İran Türkçesine hizmet etmeye devam etmiştir.
Satirik Şiirden Halk Gerçeğine: Kerimî ve Diğer Kalemler
Kuzey Azerbaycan’da Mirza Alekber Sabir ile güçlenen satirik şiir mektebi, Güney Azerbaycan’da Mirza Ali Mu’ciz tarafından sürdürülmüş; daha sonra Alekber Pâkzad Haddâd, Nesir Paygüzâr ve Mirza Hüseyin Kerimî gibi isimlerle devam etmiştir. Bu çizgi, yalnız mizahî bir söyleyiş değil; toplumsal aksaklıkları, cehaleti, adaletsizliği ve baskıyı hiciv yoluyla gösteren güçlü bir edebî damardır.
Mirza Hüseyin Kerimî’nin “Rengârenk” adıyla bilinen eseri, İran Türkleri arasında büyük ilgi görmüş; şairin sade, duru ve akıcı üslubu onu geniş bir okuyucu çevresine ulaştırmıştır. Satirik şiir, bu dönemde halkın konuşamadığı yerde konuşan, açıkça söylenemeyeni imayla dile getiren önemli bir edebî imkân olmuştur.
Ali Kemalî ve Folklor Hazinesinin Korunması
İran Türk edebiyatının önemli araştırmacılarından Ali Kemalî, özellikle folklor ve klasik edebiyat alanındaki çalışmalarıyla öne çıkar. Onun en büyük hizmetlerinden biri, 18. yüzyıl Türk şairi Tilim Han’ın 30 bin beyitten oluşan divanını Türk dünyasına kazandırmasıdır.
Ali Kemalî, İran coğrafyasında yaşayan onlarca Türk âşık ve şairin sesini, sözünü ve müziğini kayıt altına alarak büyük bir folklor hazinesi oluşturmuştur. Orta İran Türklerinin klasik ve çağdaş söz ustalarının eserlerini derlemiş, sözlü kültür ürünlerini yazılı hâle getirerek kaybolma tehlikesinden kurtarmıştır. Böylece İran Türk edebiyatına yalnız eserleriyle değil, derleyici ve koruyucu kimliğiyle de hizmet etmiştir.
Samet Behrengî: Çocuk Edebiyatından Evrensel Bir Sese
İran Türk edebiyatının en hazin sayfalarından biri Samet Behrengî’nin kısa fakat etkili hayatıdır. Tebrizli olan Behrengî, çağdaş Azerbaycan Türk ve Fars nesrinin, özellikle çocuk edebiyatı alanındaki en güçlü temsilcilerindendir. Köy öğretmeni olarak çalışırken bir yandan çocukların dünyasını, yoksulluğu, eşitsizliği ve adaletsizliği gözlemlemiş; diğer yandan bu gözlemleri hikâyelerine taşımıştır.
“Balaca Kara Balık”, “Bir Hulu, Bin Hulu”, “Ulduz ve Kargalar”, “24 Saat Uykuda ve Uyanıklıkta”, “Çuğundur Satan Oğlan” gibi hikâyelerde halkın yaşadığı sıkıntılar, sosyal adaletsizlikler ve özgürlük arayışı sembolik bir dille anlatılır. “Balaca Kara Balık”ın uluslararası alanda ödüller kazanması ise Behrengî’nin sesinin İran sınırlarını aşarak dünyaya ulaştığını göstermektedir.
29 yaşını doldurmadan Aras Nehri’nde esrarengiz şekilde hayatını kaybetmesi, İran Türk edebiyatı için büyük bir kayıptır. Fakat onun kısa ömrüne sığdırdığı eserler, bugün hâlâ özgürlük, cesaret ve bilinç arayışının sembolleri arasında yer almaktadır.
Merziye Üskülü ve Genç Yaşta Susturulan Sesler
Merziye Ahmedî Üskülü, yani Dalga, bu dönemin acı kaderini taşıyan genç şairlerinden biridir. Öğretmenliğinin ve şairliğinin ilk yıllarında Pehlevî yönetiminin baskılarına maruz kalmış, daha genç yaşta susturulmak istenmiştir. Onun şahsında yalnızca bir şairin değil, aynı zamanda bir neslin dramı görülür. Bahtiyar Vahapzade de onun bu hüzünlü hikâyesini “Merziye Poeması”nda işlemiştir.
Bu dönemde pek çok genç kalem, daha eserlerinin olgunluk çağını göremeden baskılara, takip ve zulümlere maruz kalmıştır. Bu yüzden ülke dâhilinde gelişen İran Türk edebiyatı, yarım kalmış hayatların, yayımlanamamış defterlerin ve erken susmuş seslerin edebiyatıdır.
Habip Sahir ve Modern Şiirin Öncü Sesi
Habip Sahir, İran Türklerinin siyasî ve sosyal meselelerini işleyen, Pehlevî yönetiminin baskılarına rağmen Türk dili ve edebiyatı alanındaki çalışmalarını sürdüren önemli şairlerdendir. Türkiye’de tahsil görmüş olması sebebiyle şiirlerinde Türkiye Türkçesinin etkileri görülür. İran Türk edebiyatında serbest şiirin öncüleri arasında yer alması, onun edebî yeniliklere açık bir şahsiyet olduğunu gösterir.
Sahir’in şiirlerinde toplumun sıkıntıları, halkın dertleri ve hürriyet arayışı vardır. Bu bakımdan o, klasik şiir geleneğinden modern şiire geçişte önemli bir köprü vazifesi görmüştür.
Şehriyâr: Haydar Baba’dan Dünyaya Yükselen Ses
Muhammed Hüseyin Şehriyâr, Azerbaycan ve İran Türklerinin, hatta bütün Türk dünyasının büyük şairlerinden biridir. Uzun yıllar Farsça yazmış, Farsça şiirlerindeki gücü sebebiyle “Devrin Hafızı” olarak anılmıştır. Fakat Türkçe yazdığı “Haydar Baba’ya Selam” manzumesi, onu Türkçe şiir dünyasında da ölümsüz kılmıştır.
Şehriyâr, Türkçe şiir yazmaya geç başlamış olsa da ortaya koyduğu eserlerle İran Türk dili ve edebiyatını dünya çapında tanıtmıştır. “Haydar Baba’ya Selam”da yer alan tabiat tasvirleri, çocukluk hatıraları, köy hayatı, ana dili sıcaklığı ve derin lirizm, bu eseri sıradan bir manzume olmaktan çıkarıp millî hafızanın ortak metinlerinden biri hâline getirmiştir.
Onun şiirlerinde İran Türklerinin sevinci, kederi, vuslat arzusu ve hasreti açıkça görülür. Şehriyâr, ana dilinde yazdığı şiirlerle İran Türklerinin varlığını dünyaya duyuran büyük bir kültür elçisi olarak önem kazanmıştır.
Hamid Nutgî: Dil, İmlâ ve Standardizasyon Mücadelesi
Hamid Nutgî, 20. yüzyılın ikinci yarısında İran Türk dili ve edebiyatına büyük hizmetler veren aydınlardan biridir. Çağdaş serbest şiirin öncüleri arasında sayılan Nutgî, özellikle “Varlık” dergisindeki yazıları ve derginin eklerinde yayımlanan çalışmalarıyla İran Türkçesinin gelişmesine önemli katkılar sağlamıştır.
Onun en önemli hizmetlerinden biri, İran Türkçesinin alfabesi, grameri ve yazım kuralları üzerinde yaptığı çalışmalardır. Bir dilin yaşaması için yalnız konuşulması yetmez; yazı dilinin güçlenmesi, imlâ birliğinin oluşması, edebî ve ilmî metinlerde kullanılabilir hâle gelmesi gerekir. Hamid Nutgî, ömrünün son otuz yılını bu davaya adamış seçkin bir dil ve edebiyat hizmetkârıdır.
Sehend: Dede Korkut Ruhunu Çağa Taşıyan Şair
Bulut Karaçorlu Sehend, ülke dâhilinde gelişen İran Türk edebiyatının en güçlü şairlerinden biridir. 1945’te Azerbaycan Millî Hükûmeti’nin kurulması onu derinden etkilemiş, bu hürriyet havası şiirlerine canlılık kazandırmıştır. Fakat Millî Hükûmet’in yıkılmasından sonra tutuklanmış, zindanlarda ağır acılar yaşamıştır. “Araz” ve “Hatıra” manzumelerini Tebriz ve Tahran zindanlarında yazması, onun şiirinin yaşanmış acılardan doğduğunu gösterir.
Sehend’in en önemli eseri “Sazımın Sözü”dür. Dede Korkut destanlarını esas alarak yazdığı bu eser, İran Türk edebiyatında millî şuuru kuvvetlendiren büyük bir metindir. Sehend, Dede Korkut’un sesini 20. yüzyılın boğucu Pehlevî atmosferinde yeniden duyurmuş; halka geçmişini, töresini, kahramanlığını ve millî benliğini hatırlatmıştır.
Cevad Heyet’in Sehend hakkında söylediği sözler, onun değerini açıkça ortaya koyar: Sehend, halkının yüreğindeki sözü söyleyen şairdir. Gerçekten de “Sazımın Sözü”, yalnız bir şiir kitabı değil, bir milletin hafızasına yazılmış destansı bir çağrıdır.
Hikâye ve Roman Damarı: Âfiyet, Dadaşzâde ve Dadres
Bu dönemde şiirin yanında hikâye ve roman alanında da önemli eserler verilmiştir. Muhammed Rıza Âfiyet, kısa fakat fikir bakımından dolgun hikâyeleriyle tanınmıştır. “Alov” adlı hikâye kitabı, devrin sosyal ve kültürel meselelerini yansıtan önemli eserlerdendir.
Muhammed Dadaşzâde’nin “Reşid”, “Subh İşığında” gibi hikâyeleri ve “Ayrılık” adlı romanı; Firuz Sadıkzâde Dadres’in “Biçak Sümüge (Kemiğe) Dayananda”, “Medrese”, “İki Mahnı”, “Silinmez Sözler”, “É’tibar”, “Veten” adlı hikâyeleri ve “Qaynar Genclik İçinde” adlı romanı, ülke içinde gelişen İran Türk nesrinin örnekleri arasında yer alır. Bu eserlerde halkın hayatı, gençliğin arayışları, vatan duygusu ve sosyal gerçekler işlenmiştir.
Yayıncılık, Derleme ve Edebiyatı Halka Ulaştırma Çabası
Edebî eser meydana getirmek kadar, o eserleri okuyucuya ulaştırmak da önemlidir. Pehlevî döneminde basın-yayın imkânları son derece sınırlı olduğundan, bu görevi üstlenen aydınların hizmeti daha da büyüktür. Menuçehr İslamoğlu Azizî bu bakımdan öne çıkan isimlerdendir.
Azizî, İran Türk edebiyatı ve musikisi üzerine değerli çalışmalar yapmış; “Duyğuların Terennümü”, “Âşıklar”, “Kadim Azerbaycan Halk Raksları”, “Men Yağışla Geleceyem”, “Yandırılan Sazlar” ve “Arzular Diyarında” gibi eserleriyle edebiyat, musiki, halk kültürü ve seyahat yazısı alanlarında hizmet vermiştir. Özellikle “Âşıklar” adlı çalışması, âşık edebiyatı ve halk musikisi bakımından önemli bir kaynak niteliğindedir.
Haydar Abbasî Barışmaz ve Tercümenin Büyük Hizmeti
Haydar Abbasî Barışmaz, İran Türk edebiyatına şiir, hikâye, roman, poema ve ilmî eserleriyle katkı sağlayan çok yönlü bir şahsiyettir. “Duvarlar”, “Vel’esr”, “Dörtlükler”, “Koşmalar”, “Kâbe ve Kanlı Ezan” gibi şiir kitapları; “Ses”, “Neğme Dağı”, “Çağırılmamış Konaklar”, “Nefret Hikâyeleri” gibi eserleri onun üretkenliğini gösterir.
Barışmaz’ın en dikkat çekici hizmetlerinden biri Mevlânâ’nın Mesnevî’sini Türkçeye, aynı nazım biçimi ve ölçüyle tercüme etmesidir. Bu çalışma, Türk edebiyatına kazandırılmış büyük bir kültür hizmetidir.
Hüseyin Düzgün, İbrahim Refref ve Ana Dili Öğretimi
Hüseyin Muhammedzade Sadık, yani Hüseyin Düzgün, İran Türk dili ve edebiyatının en önemli eğitimci ve edebiyatçılarındandır. Türkçe yazdığı ve Türkçülük faaliyetlerinde bulunduğu gerekçesiyle defalarca tutuklanmış, hapis yatmıştır. Buna rağmen şiir, araştırma, yayıncılık ve eğitim alanındaki çalışmalarını sürdürmüştür.
Devrimden sonra “Azadlıq”, “Yoldaş”, “İnqilâb Yolunda” gibi dergileri çıkarmış; şehir şehir dolaşarak Türk gençlerine Türkçe dersleri vermiştir. “Semed Behrengi”, “Kiçik Şérler”, “Güneşli Veten Yaddaşları” ve “Bir Bölük Durna” gibi eserleri onun edebî ve kültürel hizmetlerinin bir parçasıdır.
İbrahim Refref de İran Türk dili ve edebiyatı öğretimi alanında önemli çalışmalar yapmıştır. Orta ve yüksek öğrenim öğrencileri için hazırladığı “Ana Dil” ve “Türk Dili Ders Ocağı” kitapları, Türkçe öğrenimi bakımından büyük önem taşır. Refref, modern serbest şiirin öncüleri arasında yer almış ve şiirlerinin bir kısmını “Ildırım” adlı kitapta toplamıştır.
Hamaset Edebiyatı ve Çocuk Edebiyatı
İran Türk edebiyatının geçmişinde destan türünün seçkin örnekleri vardır. “Dede Korkut” ve “Köroğlu” destanları bu geleneğin büyük kaynaklarıdır. Hüseyin Feyzullahî Vehid, “Aydın Serdar”, “Oğuz Han Hamasesi” ve “Basat Han Hamasesi” adlı eserleriyle çağdaş İran Türk hamaset edebiyatına katkıda bulunmuştur.
Çocuk edebiyatı alanında ise Zöhre Vefaî Settarî’nin çalışmaları dikkat çeker. Tebriz’de yayımlanan ve daha sonra yasaklanan “Çuvalduz” dergisiyle adı özdeşleşen Settarî, özellikle “99 Hikâye” adlı masal kitabıyla önemli bir boşluğu doldurmuştur.
Ali Rıza Sarrafî ve Kültür Hamiliği
Ali Rıza Sarrafî, İran Türk dili, edebiyatı ve kültürünün önemli hamilerindendir. Üniversite yıllarından itibaren Türk dili ve kültürü için faaliyet göstermiş; “Çenlibel”, “Azerbaycan Sesi”, “Varlık”, “Mobin”, “Nevid-i Azerbaycan”, “Asr-ı Azadî”, “Şems-i Tebrizî”, “Nevruz”, “Azerî” ve “Dilmac” gibi yayınlarda yazılar yazmış, bazı “Dilmac” dergisi başta olmak üzere pekçok derginin yönetiminde bulunmuştur.
Tahran ve Tebriz üniversitelerinde gönüllü olarak Türk halk edebiyatı ve folklor dersleri vermesi, Sarrafî’nin bu davaya yalnız kalemiyle değil, emeği ve şahsî gayretiyle de hizmet ettiğini gösterir.
Ali Hüseyinzâde Taşkın ve Modern Şiirin Yeni Ufku
Ali Hüseyinzâde Taşkın, çağdaş İran Türk şiirinin çok yönlü temsilcilerindendir. Şiir, roman, hikâye, sözlük çalışmaları ve eğitim faaliyetleriyle İran Türk toplumuna hizmet etmiştir. Şiirlerinde halkının kederini, millî meselelerini ve yeniden hâkim bir millet olma arzusunu işler.
“Çekme Yarası”, “Buğda Gülü”, “Kar Çiçeyi”, “Toprak Kokusu”, “Qayıdaram Veten”, “Güneyde Günüm”, “Payızdan Payıza”, “Sevginin Sonu” ve “Son Görüş” gibi kitapları, onun modern şiir çizgisindeki yerini göstermektedir.
Edebiyat Tarihçiliğinde Muhammed Rıza Bağban Kerimî
Çağdaş İran Türk edebiyatında edebiyat tarihçiliği, Muhammed Rıza Bağban Kerimî ile güçlü bir seviyeye ulaşmıştır. Onun altı ciltlik “Tarih-é Edebiyat-é Azerbaycan” adlı eseri, İran Türk edebiyatının varlığını tescil eden büyük çalışmalardan biridir.
Kerimî, Türk halk hikâyelerini toplamış, İmadeddin Nesimî üzerine kitaplar yazmış, kadim İran Türk edebiyatını ele alan çalışmalar yapmış, çeşitli gazete ve dergilerde makale ve çeviriler yayımlamıştır. “Çağdaş Azerbaycan Edebiyatı”, “Türk Dili İran Kimliği”, “Köroğlu Hamasesi”, “Karabağ Şairler Meskeni”, “Işık Şiir Antolojisi”, “Türk Dilinin Grameri” gibi eserleri onun geniş ilgi alanını göstermektedir.
Kaşkay Türk Edebiyatı: Yağmalanan Obalardan Direnen Sese
İran Türkleri içinde en çok baskıya uğrayan, kültür varlıkları yağmalanan Türk boylarından biri de Kaşkay Türkleridir. 20. yüzyıl boyunca defalarca işgale, yağmaya, sürgüne ve mecburî iskâna maruz kalan Kaşkaylar, buna rağmen dil, edebiyat, müzik ve halk kültürü varlıklarını korumayı başarmışlardır.
Kaşkay Türk edebiyatı sahasında Novzer Danişver Kaşkayî’nin “Neğmehay-é İl Qaşqayî” adlı antolojisi, birçok Kaşkay şairinin biyografisini ve eserlerini ihtiva etmesi bakımından önemlidir. Menuçehr Kiyanî’nin “Siyah Çadırha” ve “Şakayık Aşkına Göç” adlı çalışmaları, Kaşkay folklorunun yazıya geçirilmesinde büyük rol oynamıştır.
Mensur Şahmuhammedî, Kaşkay Türklerinin çağdaş üstat şairlerinden biridir. Klasik ve âşık tarzında şiirler yazmış, şiirleri halkın dilinde yaşamıştır. Pervin Behmenî Kaşkayî ise Kaşkay halk bilimi ürünlerini derlemiş; bayatıları, atasözlerini, halk hikâyelerini ve âşıklık geleneğini kayıt altına alarak büyük bir kültür hizmeti yapmıştır.
Esedullah Merdanî Rehimî de Kaşkay Türk dili ve folkloru alanında çok önemli eserler vermiştir. Kaşkay Türkçesinin sözlüğünü yazmıştır. Kaşkay atasözleri, maniler, dil tarihi, gramer ve sözlük çalışmaları, Kaşkay Türkçesinin yaşatılması bakımından büyük önem taşır.
Ersalan Mirzayî ise şiirlerinde Kaşkay Türklerinin siyasî ve sosyal meselelerini, hürriyet ve istiklâl mücadelelerini işlemiştir.
İran Türkmen Edebiyatı: Türkmensahra’dan Gelen Kadim Ses
İran Türkmen edebiyatı da İran Türk edebiyatı içinde önemli bir yere sahiptir. Türkmensahra bölgesinde yaşayan Türkmenler, bir taraftan âşıklık ve bahşilik geleneğini sürdürmüş, diğer taraftan Mahdum Kulu Firakî, Molla Nefes, Kemine, Mattaci ve Zelili gibi klasik Türkmen şairlerinin mirasını yaşatmıştır.
Türkmen halk hikâyeleri, Göroğlu, Şahsenem ile Garip, Zöhre ile Tahir, Sayat ile Hemra gibi metinlerle varlığını sürdürmüştür. Çağdaş dönemde ise Abdulgahhar Sufîrad, Ayıt Muhammed Ovnuk, Naz Muhammed Pakka, Anna Muhammed Sada, Settar Sovgi, Bahmen Muradî, Araz Muhammed Arazniyazi ve İbrahim Bedehşan gibi şairler Türkmen edebiyatına katkıda bulunmuştur.
Türkmen roman ve hikâyesinde de önemli gelişmeler yaşanmıştır. Abdurrahman Ovnuk, Abdurrahman Diyeci, Mesut Deveci, Yusuf Gocuk ve Salih Pak Çugan gibi yazarlar, çoğu zaman Farsça yazmış olsalar da Türkmenlerin sosyal ve kültürel hayatını konu edinmişlerdir. Bu durum, İran Türk edebiyatının çok dilli ve çok katmanlı yapısını gösteren dikkat çekici bir örnektir.
Maşad Gulu Gazel’in Türkmensahra Türkmenlerinin dil ve edebiyatları üzerine yaptığı çalışmalar da büyük önem arz etmektedir.
Karapapak Türk Edebiyatı: Sulduz’un Hafızası
İran Türkleri içinde önemli bir yere sahip olan Karapapak Türkleri, özellikle Urmiye Gölü’nün güneyinde, Sulduz bölgesinde yaşamaktadır. Kahramanlık mücadeleleriyle tanınan Karapapaklar, ata yadigârı kültürel değerlerini korumayı başarmışlardır.
Yusuf Kahramanpur’un Sulduz Karapapaklarının folklor ürünlerini derlediği “Ferheng-i Âme Él Qarapapaq” adlı eseri, bu alanda önemli bir kaynaktır. İsmail Behramî ise yalnız Karapapak edebiyatında değil, bütün İran Türk edebiyatında önemli bir yere sahiptir. Türkçe şiir yazdığı için öğretmenlik görevinden uzaklaştırılması, dönemin dil ve kimlik üzerindeki baskısını açıkça gösterir.
Perviz Muhammedî de Sulduz Karapapakları arasında yetişen önemli şairlerdendir. Türkçe ve Farsça şiirler yazmış, İran Türklerinin millî meselelerini serbest tarzda işlemiştir. Onun çalışmaları, Karapapak edebiyatının çağdaş İran Türk edebiyatı içindeki yerini güçlendirmiştir.
Sonuç: Sandıklardan Geleceğe Taşınan Edebiyat
1946-1979 yılları arasında ülke dâhilinde gelişen İran Türk edebiyatı, baskının, yasağın ve susturulmak istenen bir dilin içinden doğmuştur. Bu edebiyat, sürgüne gidemeyenlerin değil; kendi yurdunda kalarak varlık mücadelesi verenlerin edebiyatıdır. Onlar, Türkçe yazmanın bedelini zindanla, sürgünle, sansürle, işten atılmakla ve kimi zaman hayatlarıyla ödemişlerdir.
Bu dönemin edebiyatı, sandıklarda saklanan defterlerden, gizlice çoğaltılan şiirlerden, imkânsızlıklar içinde yayımlanan kitaplardan ve gönüllü kültür hizmetlerinden meydana gelmiştir. Cevad Heyet’in ilmî ve yayıncılık faaliyetleri, Şehriyâr’ın “Haydar Baba” ile dünyaya ulaşan sesi, Sehend’in Dede Korkut ruhunu yaşatan destansı şiiri, Samet Behrengî’nin çocuk edebiyatından evrensel hürriyet fikrine uzanan hikâyeleri, Yahya Şeyda’nın derlemeleri, Ali Tebrizî’nin Türkçe roman cesareti, Hamid Nutgî’nin dil çalışmaları ve diğer yüzlerce kalemin emeği bu dönemin temelini oluşturur.
Ülke dâhilinde gelişen İran Türk edebiyatı, hüzünlü olduğu kadar onurlu bir edebiyattır. Çünkü bu edebiyat, en ağır baskı zamanlarında bile ana dilin susmadığını, millet hafızasının yok edilemediğini, kalemin ve sözün zindan duvarlarını aşabildiğini göstermiştir. Sandıklarda saklanan o sesler, bugün İran Türk edebiyatının en güçlü ve en anlamlı miraslarından biri olarak yaşamaya devam etmektedir.