YAZARLAR

Çapulcular ve Makarnacılar!

Ciddi kutuplaşmalar yaşadığımız şu günlerde, sanırım en doğrusu bölünmemek için direnmek ve karşı tarafı da anlayabilmek.

Bir önceki yazımda, ’’31 mayıs milattır’’ demiştim. Öyle olduğunu gördük. Öyle olduğunu göreceğiz…

Ana medya ve sosyal medyayı izliyorum. Yabancı medyayı izliyorum. Ve en önemlisi sosyal medya platformlarında, büyük bir öfke ve nefretle ikiye bölünen Türk halkının birbirlerine hakaret dolu cümlelerini izliyorum. Üzülerek izliyorum.

Çapulcu ve Makarnacı olarak ikiye bölünen ülkemin güzel insanının birbirinden kopuşunu izliyorum. Ve yavaş yavaş düşman oluşunu…

PKK illetinden dolayı, her Kürt vatandaşını PKK belleyen, potansiyel terörist gözüyle bakan geçmiş zamanlarda; Türk ve Kürt dahi birbirine bu denli düşman olmamıştı.

Yazık! Çok yazık!

Başbakan Erdoğan; her gün rutinleştirdiği canlı yayın konuşmalarında, bağrına bastığı yüzde ellisini kaybetmemek adına verdiği mücadelede, nasıl olur da halkının bir bölümünü ’’ötekiler’’ olarak görür, nasıl olur da detaylara takılıp yalan/yanlış Cami örneğini temcit pilavı gibi önümüze sürer?

Yine ülkemizde; tecavüz edilenler, şiddet görenler, çocuk yaştaki kız çocuklarını dedesi yaşta adamlara satanlar varken, kapalı kapılar ardında her türlü ahlaksızlık yaşanıyorken ’’aman elimdeki seçmeni koruyayım’’ telaşıyla, nasıl olur da; birkaç türbanlının (doğru ise) üzerinden demagoji yapabilir?

Bakınız Sayın okuyucu; Başbakan Erdoğan ekonomiyi düzeltmiş olabilir. Ülkede istihdam sağlamış olabilir. Uluslararası platformlarda kariyer yapmış olabilir ve dahi daha fazla uzatmadan, ülkeye faydalı bir Başbakan olabilir…

Ama ben, Başbakanın ötekiler olarak addettiği kesimin tarafsız bakış açısı olarak diyorum ki; onlara ülkenin nerden nereye geldiğini anlatmayın. Onlar inanın her olan biteni çok iyi biliyor ve kavrıyorlar.

Onların sizin tarafınızdan kabul edilişi, asıl sizi yükseklere taşıyacak olan adımdır.

Bakınız Brezilya Devlet Başkanı, ülkesindeki protestolar için ne demiş (Siz daima ülkemizi diğer ülkelerle kıyas yoluna gidiyorsunuz ya ondan veriyorum bu örneği) ; ’’Demokrasinin parçasıdır ve meşrudur. Ayrıca protestolar gençlere yakışıyor’’

Buyrun! Gerçek bir lider. Aynı tavrı Başbakanımızın yapması gerekmiyor muydu?

Başbakan Erdoğan o keskin zekasıyla bunu nasıl görmüş olamaz, diğer çarpıcı konu da budur…

Bizde tam aksine, sokaklarda kamplaştırma, kutuplaştırma, binlerce gözaltı ve yaralı…

Gezi direnişçileri bir taraftan, diğer taraftan AKP’lilerin sloganlarının sokaklarda nasıl bir hava estirdiğini hepimiz biliyoruz.

Yakın geçmişte ülkemizdeki terör yüzünden birbirine sımsıkı bağlı olan, birlikte hareket eden, tek yumruk olan Türk halkının artık kendi içinde ikiye bölünmüş olması nasıl bir muammadır?

Dış mihrak ve iç mihrak oyunları klişesinin dışında, bazı şeyleri kendi içimizde aramalıyız…

Bakınız; bu ülke insanı türbanlıya, başı kapalıya alışık bir toplumdur. Bu ülkenin %99’u Müslümandır.

Ve biliyoruz ki her Müslüman başını örtmüyordur. Hemen hemen herkesin ailesinde, akrabalarında, eşinde, dostunda, başı kapalılar vardır. Buradan yola çıkarak artık şunu kafamıza sokmalıyız ki, bizim ülkemizde kimse başındaki örtüden dolayı aşağılanmamıştır.

Halkın çoğunluğunda böyle bir sorun yoktur. Ben gayet iyi görüyorum ki; başı açıklarla kapalılar yan yana gayet rahat ve özgürce yaşamakta olup kimsenin birbiriyle bir sorunu yoktur.

Benim annem de dahil olmak üzere birçok tanıdığımın başı kapalıdır ve şimdiye kadar bununla ilgili bir sorun yaşadıklarını görmemişimdir.

Eğri oturup doğru konuşalım ve şunu tekrar kendimize hatırlatalım; Bu ülkede bir başı kapalılık sorunu yoktur, ama yaratılmaya çalışılan bir türban sorunu vardır. Burada anlaşalım.

Son dönem medyada takip ettiğim türbanlılara taciz konusuna istinaden bunun altını çizdikten sonra sosyal platformlara geçiş yapmak istiyorum.

Yaklaşık yirmi gündür her iki taraf hummalı bir şekilde videolar paylaşımlar yapmakta, karşıt görüşü çürütmeye çalışmakta. Bu traji-komedi daha ne kadar sürecek, bu insanlar daha ne kadar birbirlerine düşman olacaklar, bu gidiş nereye bilemiyorum ama bu gelişmelerden ürktüğümü/korktuğumu açık yüreklilikle söyleyebilirim. Ülkem adına endişelendiğimi söyleyebilirim.

Sosyal platformlarda düşünce ve fikirlerinden dolayı birbirlerini arkadaşlıktan atan, düşman olan milyonlarca kişi var. Aynı olayları şahsen kendim de yaşıyorum.

Objektif olabilmek için verdiğim mücadelede dahi, bir çok tepkiyle karşılaşabiliyorum. Şu kritik dönemde, aşırı duygusallık ve hassasiyet noktasında boğulup, öfke ve birikimle hareket eden ülkem insanını sessiz izlemenin, bir ucu görünmeyen ipin nerelere dayandığının nabzını yoklamanın safı olduğumu söyleyebilirim.

Halk eylemlerini sonuna kadar desteklediğimin altını çizmek istiyorum. Bu bir demokratik haktır. Tabii ki zarar vermeden, taşkınlık yapmadan, kırıp dökmeden. Tencere tava senfonisinden, duran adamlara kadar, ülkemin bu zeki, hassas, idealist, yaratıcı, tek ruh ve tek yumrukta birleşebilen, anında organize olabilen, istediğinde diretebilen, ’’beni de dinleyin’’ diyen bu kuşağı seviyorum.

’’Çapulcuları’’ aslında herkes sevdi. Başbakanın ağzından düşürmediği marjinal topluluklar olmasaydı, belki durum çok daha farklı olacaktı ama işte her kafadan çıkan sesler, cevapsız sorular, her zihni karıştırabilecek karmaşada…

Başbakanımız der ki; ’’Bunlar iç ve dış mihrakların oyunu’’…

Diğer taraftan ötekiler der ki; ’’meydana çıkan tüm marjinal gruplar iktidarın oyunu’’…

Başbakanımız der ki; ’’Cami’de içki içildi’’…

Ötekiler der ki (hatta ve hatta imam açıklama yapar); ’’yok öyle bir şey, herkes can havliyle içeri daldı’’ (görüntüler izlendi)

Başbakanımız der ki ve ötekiler der ki ile başlayacak o kadar çok cümle var ki, bunları sıralamayı es geçip şuraya gelmek istiyorum; karşılıklı suçlamaların ve iftiraların sonu yok. Biliyoruz ki, herkes güvendiğine inanacaktır.

Aslında ben olayların tam şurasındayım; Türk halkı keskin bir şekilde ikiye bölünmektedir ve bu durum ilerde önüne geçilmez olaylara sahne olacaktır, asıl korkutan budur…

Bakınız son dönemlerde her iki taraf sosyal medya üzerinden, birbirine son derece hakaret etmekte, ağıza alınmayacak küfürler etmektedir. İkiye bölünmüş halk birbirine düşmanca saldırmaktadır.

Size ikiye bölünmüş halk ağzından birkaç diyalog okutmak istiyorum.

Buyrun;

-Hiç bir şekilde ahlaki davranmazlar, bunların ruhu böyle omurgasızlar, insanlıktan nasibini almamış, şeytani ruhlara sahipler (çapulculara denilen)

-Sizin gibi devleti yakıp yıkmıyoruz, polise taş atmıyoruz. Sizin gibi Atatürk’çüyüz deyip, Aponun bayraklarını yan yana açmıyoruz (çapulculara)

-Biz çocuklarımızın eline taş, sopa, molotof vererek kalleş ve hain duygularla değil, bayrak verip vatan aşkıyla büyütüyoruz (çapulculara)

-Sizin kafanız çalışmıyor makarna yemekten, gidin biraz da kendi ayaklarınız üstünde durun da kafanız çalışsın bedavacı ezikler (AKP’liler için)

Gördüğünüz gibi her iki taraf da ayar verme yarışında.

Şimdi soruyorum size; bu duruma gelmiş olmamız iç ve dış mihrakların oyunu mu?

‘’Bunlar oyun, oyuna geldik diyenler’’, bırakın BDP’nin bayrak açmasını, bırakın marjinal grupları, kardeşin kardeşe böyle düşman oluşu dış mihrakların oyunu mu?

Ben, benim okuyucumun buna ’’evet öyledir’’ diyeceğini hiç sanmıyorum…

Bakınız Avrupa Türkleri sevmez. Bu olaylarda, Avrupa basınının çarpıtmaları olduğu külliyen doğrudur. Türkiye’nin gelişmesini elbette istemiyorlar. Burada anlaşabiliriz. Ama bana Gezi olaylarının tamamı bir iç ve dış mihrak oyunu derseniz ben buna sadece güler geçerim.

Sayın okuyucum; ciddi kutuplaşmalar yaşadığımız şu günlerde, sanırım en doğrusu bölünmemek için direnmek ve karşı tarafı da anlayabilmek.

Ben bu konuda Sayın Başbakanımıza bir atıfta bulunmak istiyorum;

Maalesef ve maalesef ve üzülerek söylüyorum ki; kendi halkının bir bölümüne ’’sidikliler’’ kelimesini dahi kullanan başbakan ’’ne oldu da bunlar böyle oldu’’ sorusunun cevabını dışarda değil en yakınında aramalı.

Yani kendinde.

Yorumlar