YAZARLAR

Başbakan Neden Oyuna Geliyor?

Birlik ve beraberliği dilinden düşürmeyen Türk halkına derim ki; pozitif eylemler, pozitif kelimelerden daha etkilidir.

Gezi parkı çıkışlı “bayan çelişki/bayan kafası çok karışık” olarak nefes aldığım şu dönemde, okuyan, izleyen, anlamaya çalışan bir birey olarak, birçok kişinin benden farklı olmadığını görüyorum.

Yani sizdeki çelişki bende de var sayın okuyan…

Facebook sayfamda arkadaş profilime baktığımda, %99 çapulcu arkadaşımın olması bana “bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim” sözünü hatırlatıyor.

Siyaset söz konusu olduğunda; her zaman izlediğim yol, tarafsız bakış açısıdır. Detaylara takılmak yerine daima büyük fotoğrafa bakmaya çalışırım. Halkın çoğunluğunun ne söylediğine kulak kabartırım. Din ve kişilerin ön plana çıkartılarak rant sağlama çabalarından ultra nefret ederim.

Bu bağlamda; Müslümanlığı veya Atatürk’ü çıkış noktası yapıp, büyüme çabalarında olanlara benim oyum yoktur.

Kürsüye çıkıp gözümün içine baka baka yalan söyleyenlerin şansı hiç yoktur. Ayrımcılık/baskı/ötekileştirmenin olduğu yerde ise hiç işim yoktur.

Ülkesini, Avrupa’da Avrupalıya kötüleyen, Atatürk’ü diline dolayarak, partisini büyütmeye çalışan, PKK ile kolkola yürüyen, sözde entelektüel serserileri ise ‘gözüm görmesin’dir.

Duruşundan dolayı ne bir markayı almayı bırakırım, ne de almak isterim.

Ne tencere tava çalmak aklıma gelir, ne de muhafazakar görünme çabası taşırım.

Görüşlerimden dolayı, ne reddedilme korkusu yaşarım, ne güçlü olana yaklaşıp yükselme çabası taşır, ne de bilmediğim çözümü pazarlamaya çalışırım.

Ne de sürü içgüdüsü taşırım.

Niye bunları sıralıyorum?

Çünkü; fazla provokasyon kitle usandırır.

Çünkü; bilgi ve anlam kirliliği yaşıyoruz.

Çünkü; akıl tutulması yaşıyoruz.

Çünkü; çok endişeliyiz.

Çünkü; birbirimize yabancılaşıyoruz.

Birlik ve beraberliği dilinden düşürmeyen Türk halkına derim ki; pozitif eylemler, pozitif kelimelerden daha etkilidir.

Bu bir oyun mu?

Reha Muhtar’ın iddiaları oldukça ilginçti. Hani inanmak veya inanmamak…

İktidarı düşürmek için yapılan operasyonlardan bahsetti Sayın Muhtar.

Çok samimi söylüyorum kendisini dinlerken bir an Ömer Çelakıl’ın, dünyanın sonuyla ilgili iddialarını dinlerken ki aynı ruh halinde buldum kendimi.

Ama ilginçti ve doğru olabilirdi de. Zaten doğruluk ihtimalinden dolayı ilginçti.

Algı yönteminden bahsediyor Muhtar... Algı yöntemiyle toplumlarda kafalarda soru işaretleri oluşturulmasından… Yazarların da bu algı yöntemine yardım ettiğini ekliyor konuşmasında...

Her şeyin arkasında para lobilerinin olduğunu belirten Muhtar; bu dış güçlerin partileri değil, kişileri hedef aldığının altını çiziyor. Yani hedef kişiselleştiriliyor ve o kişi itibarsızlaştırılıyor.

Ecevit örneğini veren Muhtar; Ecevit’in o dönemde, basına sürekli hasta ve ayakta duramayan bir lider olarak ifşa edildiğini, mesela; sürekli elleri titrerken görsel basında yer vererek, kafalarda soru işaretleri bırakılarak, onun artık bir başbakan olarak ülkenin başında daha fazla iş yapamaz, öldü ölecek görüntüsü verilerek düşürülmeye çalışıldığını iddia ediyor.

Ve bugün günümüzde de; yine Erdoğan hedef alınarak, halkta ‘diktatör’ olgusu dikte edilerek, ondan kurtulmaya çalıştıklarını anlatıyor. Ve bunun arkasında içki lobilerinin olabileceğinin de altını çiziyor.

Reha Muhtar’ın yazısını okumadım, bunları canlı yayına bağlandığı bir televizyon kanalında izledim. Dinlerken, elbette çelişki yaşadım. Bunlar varsayımdı…

Ama Reha Muhtar’a şunu sormak isterdim; ‘Diktatör’ olgusu verilmek istenen Başbakanımız da mı bu lobi(ler)ye hizmet ediyor sizce?

Çünkü; tam da onların istediği gibi davranıyor (!)

Dış basında Erdoğan

Almanya Başbakanı Merkel’in 22 Eylül’de yapılacak genel seçimler için hazırladığı seçim bildirgesinde, Türkiye’nin Avrupa Birliği Üyeliğine kesin bir dille karşı çıkmasını seçim öncesi bir iç siyaset malzemesi olarak kullandığını söylemek ne kadar doğru ise, buna şaşırmamak da o kadar elzemdir. Avrupa’da yabancılara, özellikle de Müslüman yabancılara karşı takılacak tavır her zaman seçim malzemesi olmuştur ve bundan sonraki dönemlerde çok daha fazla olacaktır. Şaşırılası bir durum mudur? Hayır.

Gelelim New York Times gazetesinin Erdoğan için yazdıklarına.

New York Times; Başbakan Tayyip Erdoğan’ın, Gezi Parkı sürecinde; “Neredeyse yaptığı her açıklama ve talimatla durumu daha da kötüleştirdiği, otoriter eğilimleriyle ülkede ve dışarda endişeyi yükselttiği”ni öne sürüyor. Ayrıca, Erdoğan’ın ülkeye bırakacağı mirasın ne olacağı konusunda düşünmesi gerektiğini de vurgulayan Times gazetesi, yerel medyanın sindirildiğini, uluslararası medyaya saldırdığını, örtülü antisemitik görüşler yaptığını ve karışıklığın ardında tanımsız dış güçlerin olduğunu öne sürdüğünü yazıyor.

Şimdi ben Reha Muhtar’a ve sayın okuyucularıma soruyorum;

Sevgili Muhtar; yaptığınız analiz çok hoş da; sizin gördüğünüzü Başbakan ve çevresindekiler görmüyor mu? Erdoğan karşıtı tencere tava çalan halkın algısı yönetiliyor da; Erdoğan taraftarlarının yönetilemiyor mu?

Bu ne yaman bir çelişki?

Times’ın yazdığı gibi; Başbakan her yaptığı açıklamada daha sert çıkışlarda bulunmadı mı? Bunları bizler de konuşmadık mı?

‘BEN’ olgusuyla hareket eden, kibirli ve dediğim dedik bir liderin dış basında bu kadar yer alması tesadüf mü?

Sürekli dış mihraklar ve birtakım lobilerin oyunlarını öne sürenlere seslenmek istiyorum; Neden Başbakanımız onların istediği gibi davranıyor?

Bu sorunun cevabını verebilirseniz bunların bir oyun olduğuna inanacağım, aksi halde asla!

https://www.facebook.com/aylaname

twitter.com/Aylaname

Yorumlar