Ali Babacan’ın yerine Yiğit Bulut mu Geliyor

Ali Babacan'ın yerine Yiğit Bulut mu geliyor?Kasım ayında "baskın seçim"e hazır mıyız?

Ömer Şahin omer@internethaber.com

AK Parti Hükümetlerinin en başarılı bakanının kim olduğu sorulsa akla gelen ilk isimlerdendir Ali Babacan...

O’nun hayatı bir başarı öyküsü. Samanpazarı’nda babasının işyerinde çıraklıkla başladı iş hayatına. Okul hayatı başarılarla dolu. TED, ODTÜ.. okuduğu her okulu "birinci"likle bitiren parlak bir öğrenci oldu.

Siyasete atılmadı, adeta itildi. Bakan olunca “Bebecan” ,”Toy” diye aklınca küçümseyenleri kısa sürede utandıracaktı.

40 yaşın altındaydı ekonominin patronajlığını devraldığında. Kompleks yapmadı. Derviş’in programından da yararlandı; IMF'le ilişkileri de sıcak tuttu. İç ve dış piyasalara güven verdi.

Bugün AK Parti her seçimde oyunu artırıyorsa bunda aslan payı siyasi istikrar kadar ekonomik göstergelere verilir.

Son aylarda ekonomi cephesinde dikkat çekici hatta hayret verici gelişmeler yaşanıyor. O yere göğe sığdırılamayan ekonomi yönetimi hedef tahtasına oturtulmuş durumda.

Merkez Bankası, yeni “vesayet kurumu” oldu. Faiz indirmediği için vatanseverlikleri sorgulanıyor artık.

Ali Babacan’a çok yakın iki bürokrat MB Başkanı Erdem Başçı ve Hazine Müsteşarı İbrahim Çanakçı bir süredir hedefte. Başbakan, MB’nin faiz politikasını yerden yere vuruyor.

17 Aralık sonrası oluşan yen süreçte her iki kurumdan kadro operasyonu da isteniyor

AK Parti’nin ekonomi anlayışı iki ayrı kulvarda yürüyor sanki. Bir yanda Ali Babacan ve Mehmet Şimşek ile MB, Hazine Bürokratlarının başını çektiği ekonomiye daha “küresel” çerçeveden bakan kadrolar.

Bir de Numan Kurtulmuş, Nihat Zeybekçi, Nurettin Canikli ve Yiğit Bulut’un temsil ettiği daha “milli” söylem benimseyen “anti faiz” lobisi.

Başbakan Erdoğan’ın ikinci gruba daha yakın durduğu Merkez Bankası’na sürekli yüklenmesinden belli zaten.

Ortada “anomali” diyebileceğimiz tuhaf bir durum var. Sürdürülebilir görülmüyor. Hal böyle olunca Ali Babacan ile Erdem Başçı ve İbrahim Çanakçı için “veda zamanı” geldiği her köşe başında konuşulur oldu.

İbrahİm Çanakçı’nın IMF İcra Direktörleri Kurulu’na atanması boşuna değil.

Erdoğan seçimi kazanır Köşk’e çıkarsa Hükümet yenilenecek.. Ali Babacan olası Başbakan adaylarından birisi. Böyle bir görev “tevdi” edilirse geri çevirmesi düşünülemez.

Başbakanlık dışında Babacan’ın yeni dönemde görev almama ihtimali yüksek görülüyor. Kendi iradesiyle kenara çekileceği söyleniyor.

Babacan’ı kabinede tutacak istisnai gelişme Abdullah Gül’ün dönüşü olabilir. Gül’ün siyasete girişine vesile olduğu Babacan üzerinde hatırı yüksek.

Babacan kabineye girmezse “A Takımı” denebilecek kadrosu değişir. Çanakçı’nın gidişiyle Babacan’ın dokundurmadığı Hazine kadrolarına köklü bir operasyonun önü açılır. AK Parti’de bu anı sabırsızlıkla bekleyen kadrolar olduğunu hatırlatalım.

MB Başkanı Erdem Başçı’nın ise uzun süredir “ya sabır” çektiği malum. Babacan’ın olmadığı bir yerde Başçı bir dakika durmaz. Başçı’nın ABD’de bir Üniversiteye”Hoca” olarak gideceği bile konuşuluyor. Başçı giderse en az iki yardımcısı da Merkez’den ayrılacak.

Ali Babacan ve Erdem Başçı bırakırsa yerlerine kim gelir?

Ekonominin yeni patronları Başbakan’ın kim olacağıyla yakından ilgili. Bu koltuklara Başbakan Başdanışmanı Yiğit Bulut’u yakıştıranlar olabilir. Ancak bu mümkün görülmüyor.

Ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcılığı için ortada dolaşan isim çok. Merkez Bankası Başkan adaylığında ise bir isim öne çıkmış durumda: Başkan Yardımcısı Murat Çetinkaya...

KASIM'DA "BASKIN SEÇİM"E HAZIR MIYIZ?

Cumhurbaşkanlığı seçiminin ardından “Baskın seçim” gelir mi?

Bu soru son günlerde çok fazla sorulur oldu.Başbakan Erdoğan’ın ilk turda yüzde 55 gibi bir oy alırsa o rüzgarla seçime gideceği konuşuluyor.

Olabilir mi? Hemen söyleyelim. Neden olmasın?

Evet, Başbakan “erken seçim” sözüne bile karşı. Seçimi öne almayı “ihanet” olarak gördüğünü bile söylemişti.

Olsun… Siyasi realite her zaman ideallerle örtüşmüyor ki? Karşı çıktığınız şeylere bazı gelişmeler mecbur bırakabilir.

Kimi zaman lehinize gelişen şartlar kimi zaman da daha kötü sonuca karşı alınacak tedbir sizi seçimi öne almaya zorlar.

AK Parti’nin ilk iktidara geldiği 3 Kasım seçimleri de “erken”di..Unutmayalım ki, AK Parti daha sonra girdiği 3 seçimin hiçbirini de önceden belirlenen tarihte yapamadı.

Farzedelim Erdoğan yüzde 55’e yakın oy aldı. Muhalefet partilerinin halini bir düşünün. En başta CHP’de fırtınalar kopacaktır. MHP’de moraller alt üst olur. Bundan elverişli siyasi iklim mi olur?

Erdoğan, olası bir baskın seçimde milletvekili listelerini de istediği gibi dizayn edebilecektir. Partisinin üzerindeki ağırlığı hiçbir eksilme olmadan sürecektir. İktidardaki moral, muhalefetteki yılgınlık belki de Başkanlık Sistemi için Anayasayı değiştirecek çoğunluk çıkaracaktır.

Burada yine Abdullah Gül realitesini hatırlamakta yarar var. Eğer her türlü riske karşın “Gül’süz AK Parti” kafaya konmuşsa yine erken seçimin tam zamanı. Başbakanlığa düşünülen isim Numan Bey’mi yoksa Ahmet Hoca’mı olur bilemeyiz ama o seçimden de başarıyla çıkılırsa Gül’ün dönüş yolu da tıkanmış olur.

“Baskın Seçim”in avantajı tam tersi senaryo için de geçerli. Eğer Erdoğan ile Gül “Putin –Medvedev” modelinde anlaşırsa yine seçim tarihi öne alınabilir. Parti de Gül’de işi daha fazla uzatmak istemeyecektir. Gül, “Bayburt” gibi suni formüller yerine Kayseri milletvekili olarak Meclis’e dönüp Hükümetin başına geçmeyi tercih edecektir.

Şu sıralar “torba yasa” için yaz sıcağında çalışan Meclis’in Ağustos ayı içerisinde açık kalacağı söyleniyor. Belki de olası bir erken seçim kararı o zaman alınacak.

Seçim ve af sözcükleri tüpten çıkan macun gibidir. Ağızdan bir kez çıktımı geri dönüş olmaz.Siyasetçilerin konuşmaması olmayacağı anlamına gelmiyor yani.

O yüzden Kasım ayında bir “baskın seçim” olursa şaşırmayalım.

twitter:omer_sahinn