YAZARLAR

Akademik unvanlar nerelerde kullanılmaz?

Geçen gün, akademisyen arkadaşlarla konuşurken, hala netleşmeyen bir konuyu gördüm: “unvanların yanlış kullanımı!..”

Bugün akademik unvanların  kullanımına ilgin görüşlerimizi paylaşacağız.

Üniversitede, öğretim üyesi sınıfındaki; Arş.Gör, Dr.Öğr.Üyesi, Doç. ve Prof. unvanlarının, -özellikle Prof. unvanının- çok  önemli olduğu  biliniyor. Özellikle Prof. unvanının, diğer unvanlara göre baskın olduğunu, yönetmeliklerin Prof. lehine yazıldığını, görevlendirmelerde/atamalarda Prof. öncelendiğini  daha önce yazmıştım.

YÖK ‘te, ‘her unvan’ temsil edilmelidir!..

Unvanlar; YÖK’ün belirlediği kriterleri yerine getirerek puanlarını tamamlayan akademisyenlerden, basılı  eser-kitap, çok iyi derecede yabancı dilde  konuşma/yazma istemeyen akademik bir sonuçtur.

Ancak, 2007 yılından sonra, bazı örgütlerin yabancı dil sorularını çalması ve dağıtması ile “yabancı dili”; “kanunsuz olarak”, “çalma ile”  geçen herkes, çok hızlı bir şekilde Doç. yapılmış ve çoğu şimdi Prof. olmuştur. 2007-2015 arasında, liyakatsız-üretimsiz-yabancı dil bilgisi olmayan, jürileri ayarlanan 5000’e yakın akademisyenin Doç. ve Prof. olduğu söylenmektedir. Darbe teşebbüsü sonrası, bu konuda açılan soruşturmalar tamamlanmamış ve üniversiteler, akademik alan yara almıştır. Şu anda, “hırsız unvanlı akademisyenler” aramızda gezmekte, idari kadrolarda sorunlar yaratmaktadır.

Hükümetin oy kaybının temelinde; “liyakatlı akademisyenler olan Y.Doç.’lerin” arkasında durmaması, yanlış yapanların cezalandırılmasına gidilmemesi de vardır...

Akademisyenin çalıştığı üniversite tarafından verilen unvan, akademisyeni; o alanda/güzel sanatlarda/müzikte en yüksek bilgiye sahip olduğunu gösterir.(Göstermesi gerekir, heyhat!..) Ve kişinin çalıştığı üniversite bu unvanı verir. Her üniversite, ana şatlar dışında şartlar isteyebilmektedir. Ki, üniversite sayısı  207 olan ülkemizde doğaldır.

Tartışmalar;

1/ Prof./Doç./Dr.Öğr.Üyesi v.b. unvanı; “sabit”, yani üniversite içinde, ya da üniversite alanı ile ilgili bir çalışmada kullanılabilir.

1.a.Unvanlar, konu ile ilgili; konuşma, röportaj, kitap, TV programı ise kullanılabilir.

2/ Akademisyen; aldığı unvanı istediği yerde ve mekanda kullanamaz!.

2.a. Bu unvanlar; çarşıda, pazarda, sokakta, barda, gazetede, yazlıkta, TV’de kullanılmaz!..

Hala tartışılan bu konunun yönetmelikle düzenlenmesi şarttır. Bu unvanların herkes için, yükseköğretim kurumları dışında kullanımının, belirli etkinlikler dışında, sınırlanması yerinde olacaktır.

Bir şiirin/edebi makalenin altında/kapağında şairi/yazarı olanın, alanı hukuk ise, isminin başına "Prof. Dr." yazılması, “etik mi?”, akademik unvanı kullanamaz mı?.. “Etik mi?”  Yoksa sadece “görgüsüzlük mü?”

Şiiri/makaleyi yayınlayan şahsın akademik unvanı, o alanla ilgili ise –mesela Tıp Dr.-  ama içeriği Tıp ile ilgiliyse,akademik unvanı kullanamaz mı?.. “Etik mi?” Yoksa sadece “görgüsüzlük mü?”

Konuşmacı, dış politikayla ilgili çağrılmış, ama akademik unvanı  farklı bir sahada. Buna rağmen isminin başında Prof. Dr. veya Doç. Dr. yazmakta. Akademik unvanı kullanamaz mı?.. “Etik mi?” Yoksa sadece “görgüsüzlük mü?”

Konuşmacı Tıp Dr. ve kanser alanında Doç./Prof. TV’de, politika konusunda konuşuyor. Akademik unvanı kullanamaz mı?.. “Etik mi?” Yoksa sadece “görgüsüzlük mü?”

Konumuz, bir çalışma-özveri ile alınan bir unvanın; olur-olmaz ve yerli-yersiz kullanılmasıyla ilgilidir. TV’de, maşallah, kadrolu davetli konuşmacılar var, her konuya ahkam kesiyorlar. Gazetecilere sözümüz yok, onlar zaten her konunun bilgeleri!...Ama, akademisyen hocalarımız biraz dikkat etmeli. Kendilerine; “Orada görünmek kazandırıyor mu, kaybettiriyor mu?” sorusunu sormalı.  Birisi de; “arkadaş, bu benim alanıma girmez, alanla ilgili çağırın, etik olmaz” demiyor. O yüzden TV tartışma programları izlenmiyor.  

Günümüzde; konuştuğunda saygı duyulacak, konuşmasından istifade edilecek, eli öpülecek akademisyen sayısı  çok azdır. Diksiyon, güzel Türkçe, hitap şekli v.b. de çok önemlidir. Etiket parlak, ama; kalite yerlerde olmamalıdır.... Unvanlı akademisyen olunmalı, ama; saygı duyulan, önemsenen kişi olmak şartıyla!..

Gelinen noktada, özellikle genç akademisyenler, sırtlarını bir yere dayayınca iş daha da karıştı ve mevzi kaybedildi. Mevzusuna hâkim, konuştuğunda dinlenebilen, Türkçe’yi iyi kullanan, bırakın dünyayı, Türkiye’de  isim sahibi akademisyen çok az.

Unvanların yanlış kullanımı yanında, bir de idari görevlerin dışarda yanlış olarak kullanımı var ki, gelecek yazımızda değineceğiz..

Son söz: üniversitede, siyasette, medyada v.b. hayatın her sahasında “ehliyet ve keyfiyet”, ve “liyakat” öncelik kazanmazsa geleceğimiz karanlık demektir.

Yorumlar