BIST 114.809
DOLAR 6,86
EURO 7,76
ALTIN 396,96
YAZARLAR

YÖK bu sorunu neden çözmüyor?

Türkiye yükseköğretiminde geliştirilmesi ve çözülmesi gereken bir dizi sorun var. Bu sorunların önemli bir kısmı bugünden yarına çözülebilecek konular değil. Bunun yanında çok kısa zamanda çözülebilecek önemli sorunlar da var. Bunlardan biri akademik kadroların kullanımı ve dağıtılması.

Muhammet Şakiroğlumsakiroglu@gmail.com

Türkiye yükseköğretiminde geliştirilmesi ve çözülmesi gereken bir dizi sorun var. Bu sorunların önemli bir kısmı bugünden yarına çözülebilecek konular değil. Türkiye’de akademi, uluslararası rekabette ilerlemeye, araştırmalarda nitelik arttırmaya ihtiyaç duyuyor. Ayrıca doktora ve yüksek lisans tezlerinde ciddi nitelik sorunu var. Bu tip derin sorunların kısa zamanda çözülmesi mümkün değil.

Bu ve benzeri sorunlar için uzun vadeli stratejik planlara ihtiyaç var.

Bunun yanında çok kısa zamanda çözülebilecek önemli sorunlar da var. Bunlardan biri akademik kadroların kullanımı ve dağıtılması.

Türkiye’de dünyanın hiçbir yerinde rastlanmayan olukça saçma bir akademik yükseltilme sistemi var. Sadece saçma olmakla kalmıyor, aynı zamanda ülkenin kaynaklarını israf ediyor.

Baştan başlayayım.

Yükseköğretim sisteminde şu an 3 tane akademik öğretim üyesi kadrosu var. Dr. Öğretim Üyesi kadrosu eskiden Yardımcı Doçent kadrosu olarak bilinen kadro olup doktorasını bitirmiş kişilerin istihdamı ile dolduruluyor. Hemen ardından ise Doçentlik kadrosu geliyor.  Üniversiteler Arası Kurul (ÜAK), her alana göre doçentlik unvanı başvurusu için belli kriterler getirmiş.  Bu kriterleri yerine getiren doktoralı akademisyenler doçentlik unvanını alabilmek için ÜAK’a başvuru yapıyor. Bir kurul tarafından başvuruları değerlendirilen akademisyenlerden başarılı olanlara ÜAK tarafından doçent unvanı veriliyor. 5 yıl süre ile doçent olarak çalışan öğretim üyelerinden üniversitenin şartlarını sağlayanlar, profesörlüğe yükseltilebiliyor.  

Buraya kadar anlattıklarım rutin prosedür. Asıl sorun ise yükseltilmenin uygulanışında.

Üniversitede bir kadrodan bir üst kadroya yükseltilmede bir yükseltilme prosedürü yok. Bunun yerine her adımda üniversite sanki dışarıdan bir akademisyen istihdam edecekmiş gibi, ülke çapında akademisyen arıyor gibi ilana çıkıyor. Yani Dr. öğretim üyesi kadrosunda çalışan bir öğretim üyesi ÜAK’tan doçentlik unvanı almış olmasına rağmen, bu kadroya yükseltilebilmek için üniversitenin dışarıdan başka bir doçent alacakmış gibi ilan açmasını bekliyor. Aynı durum maalesef doçentlikten profesörlüğe geçiş için ve öğretim üyesi yetiştirmek amacıyla doktora yaptırılan araştırma görevlilerinin Dr. öğretim üyesi atanması için geçerli.

Bunun sebebi ise YÖK mevzuatında bir yükseltilme prosedürünün olmayışı.

Bu lüzumsuzluk ise akademide çok önemli üç temel sorun ortaya çıkarıyor. Bunlardan ilki maliyet sorunu: Her akademik kadronun ilana çıkmasının bir bürokratik yükü bir de maddi yükü var. Bürokratik yük, üniversite içerisinde kadro çalışmaları ve ilan süreci ile üniversiteler ile YÖK arasında sürdürülen yazışmaları kapsıyor. Maddi yük ise kadro ilanları için yapılan lüzumsuz harcamalar. Her akademik kadro ilanı için tirajı en yüksek gazetelerde ulusal ilanlar veriliyor. Her üniversite yılda birçok defa akademik kadro ilanı yayınlıyor.  Türkiye’de tüm devlet üniversitelerinin toplam kadro ilanı masrafı bu yüzden oldukça yüklü bir para israfına dönüşüyor. Devletin kritik zamanlarında ihtiyaç duyduğu yüksek meblağlar, gerçek olmayan akademisyen ilanları için gereksiz bir şekilde heba ediliyor.

Yayınlanan ilanların gerçekte kimseyi aramadığını, sadece üniversitenin bir akademik personelinin yükseltilmesi için zorunlu bir prosedür olduğunu belirtmek için her ilana özel şartlar ekleniyor. Akademide bu özel şartların bir kişiyi tarif ettiği bilinir. Kimse de bu kadrolara başvurmaz. Bu saçma uygulamanın bir diğer yan etkisi ise hangi kadronun bir akademik yükseltilme olduğu, hangisinde Türkiye çapında bir akademisyen arandığının anlaşılmayacak kadar birbirine karışmasıdır. İlgili kriterleri sağlayan tüm vatandaşlara açılması gereken kadrolar da bu saçma uygulama yüzünden hedef kesime açılmadan dolduruluyor. Yani bu uygulama yüzünden istismarlar ortaya çıkıyor ve kadrolar niteliksiz insanlar tarafından işgal ediliyor.

Üçüncü sorun ise bu uygulamanın üniversitede oluşturduğu huzursuzluk. Akademik personel, normalde hak ettiği kadro için üniversite yönetimlerini ve rektörlerin kadroyu ilana açmasını beklemek zorunda. Kişilerin özlük haklarının üniversite yönetimlerinin tercihlerine bırakılması, keyfilik ve huzursuzluk doğuruyor ki üniversitelerdeki huzursuzluğun önemli bir kaynağını bu saçma uygulama oluşturuyor.

Daha önce üniversitelerde bir diğer huzursuzluk kaynağı olan Rektörlük seçimlerinin kaldırılması gibi, mevcut uygulama da sadece bir mevzuat değişikliği ile çözülebilir. Zira kadro dereceleri,  Maliye Bakanlığı bürokratları ve üniversitelerin personel daire başkanlıkları arasındaki anlaşmalar ile kolaylıkla değiştirilebiliyorken, basit bir düzenleme ile bu kadro yükseltilmeleri de çözülebilir.

Böyle bir düzenleme ile hem devletin parasının heba edilmesinin önüne geçilir hem üniversitelerde akademik kadrolar daha şeffaf ve adil doldurulur hem de üniversitelerdeki huzursuzluklar giderilir.

Daha önce birçok meslektaşımın dile getirdiği bu öneriyi, YÖK’ün acilen gündemine alması ve basit bir mevzuat düzenlemesi ile çözmesi gerekir.

Yorumlar 7 yorum