YAZARLAR

Taşınma

Anladım ki taşınma olayı gündeme geldiği andan itibaren kadınlar; aniden şekil ve karakter değişikliğine uğruyorlar. Biliyorum çünkü karımı gördüm. Görmeye de devam ediyorum.

Mustafa Sadık İNCEDEMİRsadiki@internethaber.com

Bizim evde bir taşınma telaşı var ki anlatmak mümkün değil.Zaten yazsam roman olur. Yazarken de emin olun bana yazık olur.

Çünkü yazarken yaşadıklarımı hatırlayacağım için bu bana ikincibir işkence olur ki altından normal zekâdaki bir insanoğlununkalkması hiç mümkün değildir.

 

Oysa ben her gün kendimi resetliyorum. Bir atlasam kafayıboşaltmayı; ertesi gün kesin kafayı yer ve en yakın akılhastanesinde odadan odaya nakliye şirketinin kamyonu gibi “dadatdadat,” diyerek dolaşırım.

 

Hoş zaten şu anda da kamyonet durumu hâsıl olmuştur.

Ama bilin ki ben bu duruma öyle kolay gelmedim.

 

Anladım ki taşınma olayı gündeme geldiği andan itibarenkadınlar; aniden şekil ve karakter değişikliğine uğruyorlar.

Biliyorum çünkü karımı gördüm.

Görmeye de devam ediyorum.

 

Efendim bu taşınma konusu açıldığı anda eşimin muhtemelendoğumundan önce içine girmiş olan ve orada sessizce taşınmamızıbekleyen bir cin; şişeden çıkar misali bedeninden çıktı.

Ve 20 yıldır oturduğumuz evi; otururken ters yüz ediverdi.

 

Şimdi bizim ev; bir ay önceki ev değil.

İnanmayacaksınız ama sadece duvarlarımız eski halindeler.Eşyalarımıza ise aniden hareket etme yeteneği geldi.

 

Öyle ki bir gün önce oturma odasında oturduğum kanepe; ertesigün mutfakta, mutfak masası ise banyo da olabiliyor.

Haliyle ben de mutfak masasını görünce bir şeyler yeme hevesiylemasanın kenarına ilişiyorum.

Tabi oturduğum yer mecburen klozet olunca olanları ve olanlardansonra yaşadıklarımı hiç yazmayayım.

 

Oturma odasında ise yirmi yıldır aynı yerde durduğu için gözükapalı oturduğum koltuğuma; her akşam olduğu gibi kaba etimi gözükapalı koymaya kalkınca; koltuk yüzünden yirmi yıldır gün yüzügörmemiş yerle muhabbeti de yaşadım.

 

Bu yazdıklarımı yaşarken öfkelenip, öldürmeye karar verdiğimeşimi ise eşyaların arasında bulup, çıkarmak mümkün olana kadar;ben niye onu aradığımı unutuyor oluyorum.

Evin halini düşünün artık.

 

Ben her geçen gün “bu da geçer,” diyerek yeryüzünün en sabırlıadamı olma rekorunu her gün tekrar kırarken; evin içinde eşya vasfıolan her şey eşim tarafından resmen poşetlendi.

Hem ne poşetleme; yeminle çöp poşeti üreticileri bu ay ki satışgrafiklerinin neden iki katına çıktığını anlamamışlardır.

Buradan duyuruyorum; sebebi sadece eşimdir.

 

Hayır, zaman geçtikçe öldürme maksadıyla aradığım eşimibulmamanın aslında onun tarafından bulunmamak anlamına da geldiğiiçin bunda da bir hayır vardır diye avunayım diyorum.  Amaolmuyor. Çünkü günlerce arasam bulamayacağım eşim, bana kafayıyedirmeye devam etmek istediği anın saniyesinde beni eli ile koymuşgibi buluyor.

 

Yoksa taşınma işini iptal edip, bu haliyle evde yaşamaya devametmek bile aile saadetimiz açısından tadından yenmezolabilirdi.

 

Neyse efendim anlayacağınız; bu poşet işi bildiğiniz gibi,tahmin edebileceğiniz gibi hele hele şaka falan hiç değil.

Evdeki her şey; şu anda ya bir hurcun içinde askeri nizamda yada tepesinden prezervatif geçirilmiş gibi poşetli bir haldeçıkarılmayı bekliyorlar.

 

Hayır, buzdolabını açınca su şişelerini gördükçe sinirimbozuluyor.

Malum yaşamak için su içmek gerek.

Ve karşınızda prezervatife girmiş su şişesi…

 

Tabi bu arada güya bizim evde her evde taşınma sırasında olduğugibi inanılmaz bir temizlik olmuş.

Bunu ben demiyorum; hareket eden koli ve eşyaların arasında ikiüç günde bir denk düştüğüm eşim, kızım zaman zamanda bize yardımagelme gafletinde bulunup, bir daha çıkamadıklarını söyleyenyakınlarımız söylüyor.

Doğru mu bilmem ama bazıları; üç dört gündür bizde kaldıklarınıda söylüyorlar ama nerede yatarlar, ne yer, ne içerler ve neden hiçkarşılaşmadık inanın bilemiyorum.

 

Hayır, bu temizlik denen şey ne menem bir şeydir anlamadımgitti. Söylendiğine göre evde kullanılmayan ne varsa atılmış.Atılmış da yirmi yıldır rahat rahat oturduğum koltuğuma şimdi heroturduğumda kaba etimi delen ıvır zıvırlar nereden çıktı? Söyleyenyok.

 

Sonra malum çalışan insanız işe gideceğiz değil mi?

Yok, öyle kolayca “evet,” demek.

Benim işe gitmem artık ayrı bir olay. Sabah dokuz da başlayanişe saat ondan önce ulaşmak için artık gün ağarmadan kalkmakzorundayım. Çünkü işe giderken giymek zorunda olduğum kıyafetlerimeulaşmak için önce iki rekât namaz kılıp, gerekli duaları yapmamgerekiyor.

Yoksa emin olun ya gömleğimi ya da takım elbisenin ceket veyapantolonunu bulamaz oluyorum.

 

Çünkü eşim eşyaları poşetlerken hızını alamayıp, kıyafetleri depoşetlemiş. Bunu yaparken; takım elbiseleri tek parça olarak değil,pantolon ve ceketlerini ayrı ayrı poşetlemesi yetmiyormuş gibi birde bulursam sanki kötü bir şey yapacakmışım gibi onları aslabulamayacağım yerlere özenle saklamış.

Sakladığı yeri sorunca da hatırlamadığından veya cevap vermedeneşyaların arasından kaybolmasından hiç bahsetmeyeyim.

 

Ki bir seferinde “kravatlarımı buzdolabında buldum,” deseminanmazsınız.

Bilin ki ben de inanmadım.

İnanmadığım için; dolabın kapağını kaç kez açıp kapadığımı veher kapadığımda gözlerimi kaç kez ovuşturduğumu ben bilebilmiyorum.

 

Yani anlayacağınız halim perişan.

 

En son traş bıçağımı bulamadığım için diş macunun yanındabulabildiğim ekmek bıçağı ile traş olurken “ben nerede hatayaptım;” diye kendi yazdığım türküyü söylüyordum.

 

Bu arada değişmeyen şeylerde yok değil.

Mesela yirmi yıldır “ben hazırım,” dedikten bir buçuk saat sonraevden çıkabilen eşimi; sabah ezanı ile uyandıktan sonra evinkadrolu faresi gibi hareket yeteneği olan poşetlenmiş eşyalarıdidikleyerek giyinip, evden çıkmama rağmen hala bir buçuk saatbekliyorum.

 

Abarttığım falan sanıyorsanız inanın yanılıyorsunuz.

Mesela şu anda bu yazıyı; yirmi yıldır çalışma odasında duranama şimdi üç günde zor bulduğum masamda yazıyorum. Çünkü masam;daha önce hiç kullanmadığımız yan balkonumuzda poşet içindebulunmayı bekliyordu.

 

Üstelik mevsim sonbahar ve şu anda yağmur yağıyor.

İçeri kaçmak istiyorum ama ben masayı bulma sevinciyle yazmayabaşladıktan sonra balkona gelip yerleşen buzdolabı ve normal olarakbeş kişinin kaldıramayacağını düşündüğüm; gardorabımız tarafındanesir alınmış durumdayım.

Bir delik bulup da kendimi içeri atarsam yırttım yani. Tabi buarada deliği bulup, balkon kapısını bulamama durumu da var. Hiçabartmıyorum çünkü en son yatak odası kapısı; oturma odasındapoşetlenmiş bir haldeydi.

 

Neyse bana müsaade çünkü iki saat kadar sonra maç var ve bukarışıklıkta önce balkondan içeri gireceğim ardından da televizyonubulacağım ki maçı seyredebileyim.

Çünkü televizyonumuzu en son gördüğümde şu anda balkonda önümdeduran gardorabın içinde yatağını bulmadığı için uyuyakalmış kızımlabirlikteydi. Ki zaten gardorap da koridordaydı.

 

O yüzden bana rast gele…

Bulduk bulduk, bulamadık üstüne soğuk su içeriz artık.

Iyyyyy….

“Su,” dedim de bir anda buzdolabındaki şişeler aklıma geldi.

 

 

 

 

Yorumlar