YAZARLAR

Radikalizmin Pençesinde Ağaç/Orman

Ekolojik denge açısından doğru bilinen yanlışlar.

Muhammet Şakiroğlumsakiroglu@gmail.com

Mao Zedong liderliğindeki Çin Komünist Partisi, 1958-1962 yılları arasında Büyük İleri Atılım adını verdikleri bir sosyal ve ekonomik gelişme hareketini başlatır.  Büyük bir başarısızlık olarak tarihe geçen bu politikalar bütünü, oldukça dramatik ve yanlış hamleler içerir. Bu hamlelerden birinin hikayesini daha önce yazmıştım.

Büyük İleri Atılım kapsamında Dört Haşere Kampanyası adında zararlı olduğuna inanılan 4 canlının bütünü ile yok edilmesi öngörülür: Fareler, sinekler, sivrisinekler ve serçeler. Yanlış okumadınız serçeler. Özellikle de meyve ve tohum (pirinç) yiyen Avrasya ağaç serçeleri.

Kampanya başlar başlamaz yuvaları dağıtılır, yumurtaları kırılır, yavruları öldürülür. Ağaçlara ve yerlere konmamaları için çanak çömlek çalınarak korkutulurlar. Öyle ki kuşlar çoğu zaman konacak yer bulamaz ve havada yorgunluktan ölür ve düşerler. Sığındıkları tek yer diplomatik misyonlara ait alanlardaki ağaçlar olur. Polonya sefaretinin bahçesine izin verilmeyen Çinliler, bu kuşları korkutmak için iki gün boyunca büyükelçilik etrafında davul çalarak kuşları taciz eder. Polonya elçilik çalışanlarının bahçeden küreklerle serçe ölüsü attığı kayda geçirilir. Bu kampanya yüzünden nesli tükenmekle yüz yüze kalır serçelerin.

Bu kadar serçe öldüğüne göre artık tohumlar ve pirinçler kuşlardan dolayı azalmamalı ve verim artmalıydı. Maalesef durum tam tersi olur. Pirinç tarlalarından alınan verim çok ciddi şekilde düşer. Büyük İleri Atılım, bu ve benzeri birçok hata ile beraber Büyük Çin Kıtlığına döner ve yaklaşık 45 milyon insanın açlıktan ölümü ile sonuçlanır.  Bu arada, bir kuş bilimci serçelerin bir miktar tohumla beraber epey tarım zararlısı böcek de yediğini keşfeder ve Mao serçe katliamını durdurur. Serçe yerine daha belirsiz bir “zararlı böcek” ifadesi konur. Serçeleri yedikleri pirinçten dolayı yok edince, serçelerin yediği diğer böcekler çok ciddi şekilde artmış ve pirinç tarlalarını talan etmişlerdir.  

Ekolojik dengede insan eliyle yapılan “iyileştirmelerin (!)” en dramatik örneği olarak ders kitaplarına giren bu hikâye, insanların yeterli bilgi sahibi olmadan attıkları radikal adımların aslında kaş yaparken göz çıkarma işlemi olduğunun en güzel örneği.

İnsanların diğer canlılara ve ekolojik dengeye bakışları, yukarıdaki örneğe benzer şekilde epey miyoptur. Bunu ispatlamak için bu yazıyı okuyan herkese çok basit bir soru soracağım:

-İmkânınız olsa etrafınızdaki çorak bir araziyi ormanlaştırır mısınız?

Eminim ezici çoğunluğun cevabı “evet” olacaktır.

Doğru cevap “niye?” sorusu olmalı idi. Veya aşağıdaki sorular…

Çorak arazide şu an ne var?

Çorak arazi eskiden orman mı idi?

İnsan eli ile mi denge değişti?

Çünkü çorak zannettiğimiz her sistemin bir dengesi var. İçinde yaşayan hayvanlar ve bitkiler bu denge içerisinde çok değerli. Onları yok ederek üzerine orman kurmuş oluyorsunuz.

Aslında doğal denge açısından çöl ekosistemi, savana ekosistemi, tundra ekosistemi, deniz ve okyanus ekosistemleri de orman ekosistemi kadar değerlidirler.  

Türkiye’de son zamanlarda yükselen bir politik muhalefet aracı olan protest çevreciliğin en büyük handikapı, çevre algısının sadece ve sadece ağaç varlığına indirgenmesidir. Bu refleks, çevrenin korunmasını, her tarafa nizami sıralar halinde ağaç (mümkünse çam) dikmeye indirgeyen dar bir bakış açısıdır.

Türkiye topraklarının yaklaşık %27’si ormanlarla kaplıdır ve yaklaşık %50 kadarının ise orman arazisi olma vasfı taşıdığı belirtilmektedir. Ancak jeolojik ve iklimsel çeşitlilikten dolayı Türkiye toprakları bitki çeşitliği ve zenginliği bakımından eşsizdir. Yaklaşık 9.000 civarında olan bitki çeşidinden 3.000 kadarı dünyada başka bir yerde yaşamayan özel (endemik) bitkilerden oluşmaktadır. Bu bitkilerin büyük çoğunluğu ağaç değildir ve ekolojik açıdan ağaçlardan çok daha önemli ve değerlidir.

 Ağacın peyzaj değeri yüksek olmakla beraber, ekolojik denge açısından diğer bitkilerden bir üstünlüğü yoktur.

Dolayısıyla çevre bilincini sadece ağaca indirgemek, insan eliyle peyzaj ya da tarım amaçlı dikilen ağaçlara yoğunlaşmak buna karşın ekolojik açıdan değerli diğer bitki türlerini göz ardı etmek, yukarıda bahsettiğim bakış açısı çarpıklığıdır. Ağaç, haliyle çevresel konularda bir cehalet ve radikalizm kaynağına dönüşmektedir.

Maalesef, park ve peyzaj için tercih edilen ağaçlar, çoğunlukla şehirlerin doğası ve ekolojisiyle uyumlulukları dikkate alınmadan dikilmişlerdir ve bazı bölgelerde yayılmacı ve işgalci özellik göstermektedirler. Böylesi ağaçların ekolojik denge açısında sorunlu oldukları bile söylenebilir.  Örneğin, hemen her şehrimizde yapma kent ormanları mevcut olup bu ormanlara karaçam dikilmektedir. Orman sahası olarak değerlendirilen bu bölgelerin doğal bitki örtüsü ile ekolojik özellikleri bilinmeden, ağaç dikerek bu bölgelerde yapılan ekolojik yıkım oldukça ciddidir. Ayrıca, nizami sıralar halinde dikilen çam ağaçlarının ekolojik katkıları da tartışılır.

Çevre koruma perspektifi ile bakıldığında ise peyzaj amaçlı kullanılacak ağaçlarda, çevre ile uyum, bölgede gelişme eğilimi, yayılmacı ve işgalci özellikleri değerlendirildikten sonra ağaç seçimine gidilmelidir. Bu konuda üniversitelerimizde nitelikli akademisyen, bilgi ve araştırma mevcuttur.  Ağaçlandırma yapacak kişi ve kurumların bu konuda danışmanlık talep etmeleri yeterli olacaktır.

Sonuç olarak, şehirlerin ve yaşam alanlarının güzelleştirilmesinde ekolojik özellikleri ve bölgesel uyumları dikkate alındığı sürece ağaçlar önemli bir bitki grubudur. Ayrıca, insan besini meyvelerin de üretilmesi açısından meyve bahçeleri insan yaşamı için önemlidir. Bu tür ağaçların çevreye zararının minimize edilmesi için sürdürülebilir tarım pratiklerinin uygulanması önemlidir.

Ancak, sadece bu iki gruptaki ağaçların kutsanması, diğer bütün bitkilerin aşağılanması, çevrenin algılanmasındaki çarpıklığın ve ağaç radikalizminin açık bir resmidir.

Toparlamak gerekirse, ağaç ve çevre konusunda olabildiğince hoyrat ve nobran bir müteahhit tavrının panzehri radikal ve miyop bir ağaç fetişizmi değildir. Ülkenin ağaçlandırılması ancak insan eliyle yapılan yıkımların bir rehabilitesi düzeyinde kalmalıdır. Çinlilerin birkaç pirinç tanesi adına sergiledikleri serçe radikalizmi 45 milyonun canına mal olmuştu.

Mesele ekoloji olunca biraz dikkat lütfen.

Yorumlar