BIST 2.372
DOLAR 15,87
EURO 16,80
ALTIN 942,56

Orhan Pamuk’a küçük ama önemli bir itirazım var

Michel Zevaco’nun Pardayanlar adlı romanında cesareti, yiğitliği, yardım severliği, dürüstlüğü, şövalye ruhunu… netlikle görür, adeta tecrübe ederiz.

Ülkemizde tecrübeye, bilgiye, birikime, esere yeterince saygı gösterilmiyor.

Benim niyetim saygısızlık değil.

Bundan ötürü, okumakta olduğunuz yazıyı biraz da çekinerek kaleme alıyorum.

Ne roman eleştirmeniyim, ne de edebiyat alanında bir otorite.

Fakat bir okur olarak, Orhan Pamuk’un son romanı “Kafamda Bir Tuhaflık”ta dikkatimi çeken tuhaf noktaları paylaşmak istiyorum.

Orhan Pamuk hiç kuşkusuz büyük bir değer.  Ülkemize kazandırdığı Nobel ödülünden hepimize bir gurur payı düştü.

Efendiliği, ağır başlılığı, bir stil sahibi olması, en önemli konuları tartışırken bile ortaya koyduğu tarafgirlikten uzak ve yumuşak üslubu elbette çok kıymetli.

Hemen her romanında önemli toplumsal konuları ele alması, tarihe bir romancı gözüyle bakması ayrıca değerli.

Bana göre, tam da bu müstesna konumu nedeniyle, Orhan Pamuk’un son romanındaki aksaklıkları görmezden gelemeyiz.

***

Romanların, hikâyelerin birey ve toplum için göz ardı edilemeyecek işlevleri, faydaları var.

Hikayeler, birtakım olayları, durumları, ruh hallerini derinden kavramamıza hizmet eder.

Hayatın inceliklerini romanlardan öğreniriz.

Mesela, Victor Hugo’nun Sefiller’i, yoksulluk hakkında evrensel bir tartışmadır. Suç, eşitlik, merhamet, hukuk… gibi birçok konuyu bize kavratır.

Michel  Zevaco’nun Pardayanlar adlı romanında cesareti, yiğitliği, yardım severliği, dürüstlüğü, şövalye ruhunu… netlikle görür, adeta tecrübe ederiz.

Diyelim, Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sını okuduğumuzda, vicdan ile zihnin ve egonun uzun bir tartışmasına şahit oluruz.

Modern bireyler olarak kişiliğimiz, kimliğimiz, karakterimiz, tarzımızın oluşmasında romanların büyük bir etkisi, katkısı vardır.

Bunun için Orhan Pamuk gibi, sanatında ileri bir seviyeye ulaşmış, Nobel Ödüllü, dünya çapında bir yazarı komple reddetmek insafsızlık, hatta izansızlık olur.

***

Gelgelelim…

Orhan Pamuk’un son romanı Kafamda Bir Tuhaflık’ı okurken hayal kırıklığına uğradım.

Heyecanla satın aldım. Merakla okumaya baladım.

Fakat maalesef, itiraf edeyim ki ancak 256. sayfaya kadar okuyabildim.

Çünkü hem anlatım bozuklukları, hem güçlü bir hikaye anlatırken başvurduğu zayıf örnekler bende büyük bir şaşkınlığa neden oldu.

Ne demek istediğimi birkaç somut örnekle açıklayayım.

Mesela kitabın daha giriş sayfalarında şöyle bir cümle var: “Mevlut’un ta babasıyla yoğurt sattığı ortaokul yıllarından kalma Beyoğlu’ndaki bir dükkandan aldığı yeni bir kumaş pantolon ve mavi bir gömlek, ayağında askere gitmeden önce Sümerbank’tan aldığı ayakkabılar vardı.”

Pantolon hem ortaokul yıllarında alınmış, hem de yeni? Sizce de burada bir mantık sorunu yok mu?

Ortaokul yıllarında aldığımız bir pantolonu 25 yaşında giyebilir miyiz?

Hele yazarın uzun boylu diye tanıttığı Mevlut için bu ne kadar mümkün?

Diyelim giydik, yani boyumuz da uzamadı, fakat o pantolon yeni midir artık?

Cümleyi şöyle anlayabilir miyiz: Ortaokul yıllarından kalma olan, pantolon değil, Beyoğlu’ndaki dükkan?

O zaman da daha büyük bir anlatım bozukluğu çıkmıyor mu?

***

Bir başka örnek vereyim: Roman kahramanı Mevlut, Neriman adını taktığı bir kadını takip etmeye başlar. Öyle ki he gün aşağı yukarı aynı saatte işten çıkıp evine giden Neriman’ı takip etmek Mevlut için romantik bir rutine dönüşmüştür.

İşte yazar, Mevlut’un bu eylemini anlatırken söyle bir cümle kuruyor: “Kendisinden çok uzakta yürürken bile Mevlut Neriman’ın kafasının içinden neler geçirdiğini tahmin ediyordu. Sağa sapacak şimdi, diyordu kendi kendine ve Neriman sağa sapıyor ve Osmanbey’in bir arka sokağındaki evine gidiyordu.”

Sanırım Orhan Pamuk burada Mevlut’un Neriman’a hissettiği duygu yoğunluğuna dikkat çekmek istiyor.

Onu ne kadar sevdiğini anlatmaya çalışıyor.

Peki bu duygu böyle basit bir örnekle mi anlatılmalı?

Her gün, işinden eve giderken takip ettiğiniz birinin birazdan sapacağı sokağı önceden tahmin etmek artık karşınızdakinin zihnini okumak değil, tecrübeyle edinilmiş bir bilgidir.

Çünkü Mevlut defalarca peşinden gittiği için Neriman’ın birazdan o sokağa sapacağını zaten biliyordu.

***

Örnekleri çoğaltmak istemiyorum.

Fakat çok önemsediğimiz, büyük bir yazarın bu tür hataları bizde derin bir hayal kırıklığına sebep oluyor.

Romanda işlenen cidden muazzam konulara, kadınların çarpıcı sorularına, yoksulluğun kritik ayrıntılarına, hayata tutunma çabasının binbir çeşidine... odaklanamıyoruz.

Hikayenin tatlılığı, dil ve anlatım hatalarının arasında yitiyor.

Haliyle, öncü edebiyatçılarımızdan sağlam tanımlamalar, güçlü vurgular ve derinlikli cümleler bekleriz.

Kendi adıma, Orhan Pamuk’un romanını okurken, ister istemez üzüldüm.

“Olabilirdi,” diye düşündüm, “iyi olabilirdi.”

Çünkü, anladığım kadarıyla Orhan Pamuk’ta hakikaten bir romancı aklı, romancı gönlü var.

Eh, bir ustanın yapmayacağı basitlikte hatalara düşmese keşke. Twitter.com/acikcenk