Mesele isim değiştirmek değil
AK Parti kendini yenileyecekse işe il ve ilçe başkanlarını değiştirmekle başlayamaz.
Önce şu sorulara cevap vermeli:
Kim zor zamanda partinin yanındaydı?
Kim makamlar dağıtılırken ortaya çıktı?
Kim millete hizmet etti?
Kim makamı kendine hizmet ettirdi?
Bunlar teşkilat içi dedikodu soruları değil. Bir partinin kendine sorması gereken sorular.
Fon soruşturmasında adı geçen Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi İlyas Kaya savcılığa ifade verdi. Çift, hisse işlemlerinde yönlendirme ya da özel bilgi almadıklarını savundu; elde ettikleri kazancı TMSF’nin belirlediği hesaba gönderdiklerini belirtti. Soruşturma sürüyor. Hüküm verilmiş değil. Hukuk önünde bir ayrım söz konusu mu?
Siyasi sorumluluk, istifa açıklamasıyla bitmemeli. Kamuoyu aydınlatılmalı.
SPK Başkanı Mahmut Sütçü istifasını sağlık sorunları nedeniyle sundu.
İstifada soruşturmaya dair ifade yok. Bu istifa, SPK’nın aldığı kararlarla ilgili soruları da kendiliğinden ortadan kaldırmıyor.
Fon krizinde adı geçen yöneticiler ve bakanlar varsa, isimleri söylentiyle değil, belgeyle ve doğrulanmış bilgiyle gündeme gelmeli. Soruşturmanın gizliliği korunmalı; ama kamu göreviyle ilgili sorular da cevapsız bırakılmamalı.
AK Partiyi korumanın yolu susmak mı? Hayır.
Gerçeği ortaya çıkarmak.
Sorumluluk varsa, kime ait olduğunu delille göstermek. Masumiyet karinesini de hesap verme ilkesini de birlikte savunmak.
Çünkü yenilenme sadece koltukları değiştirmek değildir. Kimin zor zamanda yük taşıdığını, kimin makamı kendine alan açmak için kullandığını da konuşmaktır.
Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan bu davaya hayatını adadı.
Millete hizmet uğruna kıymetli eşi Emine Hanım’a, çocuklarına ve çok sevdiği annesine ayırabileceği zamandan vazgeçti.
Böyle bir emeğin üzerine gölge düşürmeye, bu davayı kişisel çıkarına alet ederek kirletmeye hiç kimsenin hakkı yok.
Bu davaya gönül verenlerin görevi, gerçeği saklamak değil; hukuka bağlı kalarak emaneti temiz tutmaktır.
Dere taşınca, imar kararları da görünür oldu
Ayazağa’da sel suları çekilirken geriye çamur, hasarlı işyerleri ve kayıp yakınlarını bekleyen aileler ve vefat edenler kaldı.
Dere kıyısındaki yapılaşmaya kim, hangi kararla izin verdi?
Tartışmanın merkezindeki Vadi İstanbul’un adresi belli: tapu kayıtlarında Ayazağa Mahallesi, 10629 ada, 1 parsel. İmar dosyasına göre, yaklaşık 86 bin 387 metrekarelik alandaki Vadi İstanbul’da AVM dışında toplam 909 bağımsız bölüm bulunuyor.
İlk 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişikliği, Mustafa Sarıgül’ün başkanlığındaki Şişli Belediye Meclisi’nde 5 Ekim 2012’de kabul edildi; karar aynı ay İBB Meclisi’nden de geçti.
Dosyanın sonraki halkası ise tutuklu Şükrü Genç’in Sarıyer Belediye Başkanlığı dönemine uzanıyor. Sarıyer Belediyesi, 2020’de 10629 ada, 1 parsel için yapı yüksekliğini en fazla 30 kat olarak belirleyen plan değişikliğini meclisten geçirdi. İBB Meclisi 2022’de bu yüksekliği 20 katla sınırladı. Haberde ayrıca parseldeki ruhsat ve iskânların 2017’de Sarıyer Belediyesi tarafından, Genç döneminde verildiği aktarılıyor.
Bu geçmiş, “Dere yatağına imar iznini tek başına şu kişi verdi” diye kestirip atmaya yetmez. İmar kararları, planı hazırlayan birimlerden, mimar, mühendis, belediye ve büyükşehir meclislerine, ruhsat ve iskân işlemlerine uzanan bir zincir içinde şekillenir.
Fakat zincirin her halkası incelenebilir; sorumluluk da belgeler üzerinden belirlenebilir. Hangi kurum hangi tarihte neyi onayladı?
Dere ve taşkın riski planlara nasıl işlendi?
Ruhsat verilirken hangi teknik raporlar esas alındı?
İtirazlar nasıl değerlendirildi?
Vadi İstanbul’un 2020’deki plan değişikliğinin İBB tarafından 2022’de sınırlandırılmış olması, o kararın nasıl alındığına dair soruları ortadan kaldırmıyor. Tersine, kamuoyunun karar sürecini ve dayanaklarını görmesini daha da gerekli kılıyor.
Şükrü Genç’in tutukluluğu ve başka bir dosyada aldığı hapis cezası ise bu imar tartışmasından ayrı bir yargı süreci.
Sel felaketinden sonra “Kim yaptı?” diye sormak yerine; 2012’deki ilk plan kararından 2020’deki kat artışı teklifine, ruhsatlardan büyükşehir meclisi kararına kadar bütün süreci şeffaf biçimde ortaya koymak gerekir.
Selin ardından sorulacak en önemli soru, yalnızca “Bu izni kim verdi?” değil, “Aynı felaketin tekrarlanmaması için şimdi ne yapılacak?” olmalı.