BIST 10.471
DOLAR 32,84
EURO 35,22
ALTIN 2.446,21

Jeopolitik açıdan İsrail-Gazze hattında son perde

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD'nin İsrail ile İran'ın bölgedeki vekilleri arasında çıkabilecek bölgesel bir savaşa dahil olması için büyük bir bahse giriyor. Netanyahu'nun planı uzun süredir bu yönde ilerliyor. Ancak bu hedefe ulaşmak için bazı önemli adımların atılması gerekiyor.

Netanyahu'nun ilk adımı, Biden yönetimini Gazze Şeridi'ndeki savaşa İsrail Savunma Kuvvetleri'nin (IDF) katılması konusunda ikna etmektir. Ancak bu, Amerika'nın doğrudan bir çatışmaya dahil olmasını içerir, ki bu da kolay bir görev değildir.

ABD Savunma Bakanlığı'nda eski bir üst düzey güvenlik politikası analisti olan Michael Maloof, Amerika'nın doğrudan Hamas ile çatışmaya girmesini umduğunu belirtiyor çünkü bu, çatışmanın Lübnan ve İran'a yayılmasını umut etmektedir. Ancak böyle bir müdahale, riskler taşır, çünkü Hizbullah, Amerika'nın tehditlerine kolayca boyun eğmeyecektir.

Netanyahu'nun ikinci seçeneği, Amerika'nın çatışmanın beklediği gibi gitmediğini gördüğünde sahte bayrak saldırıları düzenlemek olabilir. Ancak bu da büyük bir tehlike içerir, çünkü yanlış hesaplamalar son derece ciddi sonuçlara yol açabilir ve Amerika'nın bölgede daha fazla çatışmaya sürüklenmesine neden olabilir.

ABD'nin 9 Ekim Pazartesi günü uçak gemisi USS Gerald R. Ford'u ve beş güdümlü füze destroyerini Doğu Akdeniz'e gönderme emri, Netanyahu'nun en büyük hayallerini gerçekleştirmeye yönelik bir adım olarak görülüyor. Ancak, bu tür bir müdahale, büyük riskler taşır.

Netanyahu'nun son hedefi, İran'ın nükleer tesislerini bombalamak ve Lübnan ile savaşı başlatarak Hizbullah'a saldırmaktır. Ancak böyle bir senaryonun gerçekleşmesi için bir "Tonkin Körfezi anı" gerekebilir, yani bir sahte bahane. Bu, tarihsel olarak ABD'nin Vietnam Savaşı'nı başlatmak için kullandığı bir stratejiydi.

Tüm bu faktörler, bölgesel bir savaşın yaklaşmakta olduğu izlenimini veriyor. Ancak sonuçları düşünüldüğünde, bu tehlikeli bir oyun. Netanyahu'nun halkını Amerika'yı çekmenin tek yolunun başka seçenek olmadığı sonucuna varmaya çalışabileceği bir durum. Ancak bu, büyük riskler ve sonuçları olan bir oyun.

Netanyahu'nun başarılı bir sosyopat olduğu, geçmişindeki savaş suçlarına rağmen Beyaz Saray, "Biden" ekibi ve Dışişleri Bakanlığı'nın tam destek vermesiyle bu suçlardan sıyrıldığı görülüyor. Bu desteğin, önemsiz AB ülkelerinin desteği dışında, Netanyahu'nun soruşturulmasını engellediği söylenebilir.

Düşük bir IQ'ya sahip olan Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı'nın İsrail'e gidip "bir Yahudi olarak" toplu cezalandırmayı desteklemesi de aslında tam bir fiyaskoydu.

Bakanın Yahudi kökenlerine vurgu yapması, ailesinin tarihi ile ilgili açıklamaları dikkat çekti. Ancak, bu tür açıklamaların, gerçeklerden uzak olduğu ortaya çıktı.

Buna ek olarak, Rusya-Naziler-Hamas bağlantısına dair komplo teorileri de dillendiriliyor. Ancak, bu tür iddiaların temelsiz olduğu görüşü çok daha ağır basıyor.

İç politikada, Netanyahu, fanatik ultra-Siyonist ve ırkçı bir koalisyon ortağı sayesinde Başbakanlık görevini sürdürmektedir. Bu, Itamar Ben-Gvir'i Ulusal Güvenlik Bakanı ve Bezalel Smotrich'i Maliye Bakanı olarak atamasıyla gözlendi. Bu isimler, Batı Şeria'daki yerleşimlerin artmasında etkili rol oynamışlardır. Bu politikacılar, Filistinlilere yönelik ayrımcı ifadeleriyle bilinirler.

Batı Şeria'daki yerleşimlerin hızla artması, bölgedeki gerilimi artırmış durumda. Bu durum, Filistinliler arasında yoksulluk ve işsizliğin artmasına yol açmaktadır. Gazze'de ise insani bir felaket yaklaşmakta, gıda yardımına ihtiyaç duyan insan sayısı artmaktadır.

Bu durumun ötesinde, Gazze'de keşfedilen gaz rezervlerinin yönetimi de büyük bir sorundur. Gazze-İsrail kıyı şeridindeki gaz rezervlerinin sahipliği konusundaki anlaşmazlık, uluslararası hukuku ihlal etmektedir.

Öte yandan İsrail'in Gazze'nin kuzey yarısını boşaltma fikri, canlı televizyon yayını ile birlikte NATO ülkelerinin alkışları altında bir gerçekleşme olarak görülebilir. Bu durum, Türkiye, Mısır, Suriye, Irak, İran, Lübnan, Yemen ve İsrail arasında bir olasılık olarak düşünülebilir. Körfez monarşileri, Siyonist Nihai Çözüm'ün uygulanmasına karşı güçlü bir baskı oluşturarak bir araya geliyor.

Küresel Güney/Küresel Çoğunluk, neredeyse tamamıyla Filistin'in yanında yer alıyor. Eğer Netanyahu ve hükümeti diplomasiyi tercih ederse, Arabuluculuk görevini üstlenmesi muhtemel olan en iyi adaylar Suudi Arabistan, Katar ve Mısır olacaktır.

Tabi birde Bir de Büyük Egemenler var: Rusya-Çin stratejik ortaklığı..

Rusya ve İran arasında stratejik bir ortaklık bulunuyor ve Çin, İran ile Suudi Arabistan arasında yakınlaşmayı teşvik ediyor. Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad'ın Çin ziyareti, Filistin halkının haklarına yönelik sıkı destek açısından önemli bir gelişmeyi de temsil ediyor.

Rusya ile İsrail arasındaki diplomatik ilişkilere bakarsak; Rusya, İsrail Büyükelçisi Alexander Ben Zvi'yi kabul etti. Bu durum, İsrail'in Gazze'yi yok etme ve yerel nüfusu sürme planına dair ciddi uyarılarla ilgili olabilir.

Bu senaryoya göre, Moskova ve Ankara, İsrail'e karşı ablukayı kırmak amacıyla işbirliği yaparak, Gazze'ye olası bir Türk insani yardım konvoyunu önünü tamamıyla açabilir. Ama bu durum, çok yüksek riskler taşıyan bir durumu da yaratır.

Sonuç olarak, İsrail'in Gazze'de sözüm ona  "teröre karşı savaşı" ve Filistin halkına yaptığı zulüm, tek bir küresel savaşın gelişen yönlerinden birisidir.


Selametle..