BIST 1.336
DOLAR 7,88
EURO 9,39
ALTIN 460,02
YAZARLAR

Bilgi ve uzman bu kadar değersizleşirse

Telefon ekranından iki cümle ile her tartışmaya dahil olabilme lüksü, yetkinlik olarak algılanıyor

Muhammet Şakiroğlumsakiroglu@gmail.com

Mobil internetin yaygınlaşması ile herkes her konuda kamuya açık fikir beyan etme özgürlüğüne kavuştu. Bu toplumsal eğilimleri anlamada çok ciddi avantajlar sunmakla beraber çok büyük bir yanlışın yaygınlaşmasına da sebep oldu.

Bilgi ve uzman değersizleşti.

Hemen her konuda birkaç cümle okumak için cep telefonundaki bir arama motoruna iki adet anahtar kelime yazmak yetiyor. Ukalalığın çok yaygın olduğu kültürlerde bu eğilime sahip kişilere gün doğuyor.  İlgili konu üzerine kısa sloganlar okuyan herkes konuda uzmanmış gibi davranmaktan çekinmiyor.  

Maalesef bu furya her konunun uzmanı televizyon fenomenleri ile başladı. Bu televizyon müdavimlerinin çok önemli bir kısmının akademik unvanları da var. Her konuda fikir beyan eden bu kişiler, kendi uzmanlık alanları dışında kalan konularda apaçık yanlış olan bilgileri herhangi bir doğrulama işlemine tabi tutmadan dillendirince söylemlerinin de bilgilerinin de unvanlarının da bir değeri kalmadı. Ayrıca uzmanlıkların ve unvanların ideolojik tartışmalarda kalkan olarak da kullanılması, durumu daha da kötüleştirdi.

Geçen hafta bir televizyon programında petrol uzmanı bir mühendisle tartışan rektörün konu ile ilgili cehaletine aldırmaksızın konuşmaya devam etmesi ve mühendisi gayrı-milli ilan edip aşağılamaya çalışması meselenin nereye kadar geldiğinin en son örneği.

Maalesef bu tavır şimdi daha yaygın bir tabana sahip. Bir salgın hastalık uzmanın sosyal medyada konusuyla ilgili paylaşımına itiraz eden manav bile gördüm.

Bu tavrın yaygınlaşmasına sebep olan birkaç temel yanlışlık var.

Bunlardan ilki, ideolojik/politik taraf olma kaygısının çok abartılması. Türkiye’deki mevcut atmosferde her birey kendi mahallesini her konuda olabildiğince doğru ve haklı görüyor ve her dem taraf tutmak zorunda hissediyor kendini. Hepimizin politik fikirleri var ve fikirlerimize yakın insanlara kulak kabartıyoruz. Fikirlerimize karşı olan düşüncelere karşı da bir önyargımız var. Buraya kadar her şey normal. Ancak tartışmalarda rakip pozisyonundaki kişilerin bilgi vererek ikna etmeye çalışması karşısında ikna olmamak için bilgiyi inkâr/uzmanı reddetme eğilimi ortaya çıkıyor. Ayrıca bu keskin atmosferde her konu ve her söz kimin kime gol attığı şablonu ile okunuyor. Dolayısıyla uzmanlık da doğru ve nitelikli bilgi de yukarıdaki politik atmosferde değersizleşiyor/anlamsızlaşıyor.

İkinci önemli sorun özgüven patlaması. Sosyal medyada, internet medyasının yorum alanlarında ve günlük diyaloglarda birkaç kelime ile tartışmalara katılmanın entelektüel bir maliyeti yok. Diyaloglara bilgi ve emek sunmanın etik yükü zaten uzun süredir kenara atılmış durumda. Tartışmaların eşik seviyesi ise hemen her konuda çok aşağıda seyrediyor. Doğal olarak herkes telefon ekranından iki cümle ile her tartışmaya dahil olabilme lüksünü yetkinlik olarak algılıyor.

Diğer sorun ise hayatı slogan olarak yaşama eğilimi. Sloganların doğrulanmaya, uzmanlığa ihtiyacı yoktur. Koca koca yanlışlar, haksızlıklar, eksiklikler sloganların arkasına gizlenebilmektedir. Kimse tercihini bilgiye veya uzmanlara dayandırma ve rasyonel olarak ifade etme ihtiyacı duymuyor, herkes araya slogan sıkıştırarak durumu idare edebiliyor. İdeolojik veya politik olmayan konularda, hatta inançla alakalı konularda slogan, bilgi ve uzmanlığa tercih ediliyor. Türkiye’de meşhur hadis profesörlerinden birinin tartışma konusu bir hadisin sahihliği ile ilgili bilgi ve delilerine kıymeti ve unvanı kendinden menkul bir hocanın “peygamber ve hadis düşmanı” sloganı ile karşılık vermesi, konuyla ilgili basit bir örnek sadece.

Peki, bilgi ve uzman bu kadar değersizleşirse ne kaybederiz?

Çok şey kaybederiz. Birisi ise şu:

Toplumun, devletin ve düzenin doğru işlemesi için bilgi ve uzmanlık vazgeçilmezdir. Liyakat ve ehliyet kavramları tam da bu konuyla doğrudan ilişkili. Bir toplumda bilgi ve uzmanlık değersizleşirse görev/makam doğru kişiye teslim edilmez. Göreve hak eden gelmez, istihdamda adalet sağlanmaz.

Son zamanlarda ülkenin temel sorunları ile ilgili yapılan tüm anketlerde kamuda ehliyet ve liyakat sorunu, en önemli sorunların başında çıkmakta.

Toplum olarak uzmanlık ve bilgiye gerekli değeri vermezsek,  ehliyet ve liyakat konusunda şikâyetçi olma hakkımız da olamaz.  

Yorumlar 2 yorum