Yetişin, Abdulhamid'i deviriyorlar!

Medyaya yansımayan vahşet görüntüleri kadar, darbenin başarılı olmamasına neden olan destansı hikayeler de var. Bugün sizlere bu hikayelerden bahsetmek istiyorum.

Süleyman ÖZIŞIK suleyman@internethaber.com

Darbe girişiminin yaşandığı 15 Temmuz gecesiyle ilgili sayısız bilgi ve görüntüye ulaşıldı bugüne dek...

Gelen her bir katliam görüntüsü bir öncekini gölgede bırakacak cinsten. Bazı görüntüler var ki bunlar medyaya hiç yansımadı. 

Tankların ortadan ikiye ayırdığı bedenler, isabet eden G3 mermisi darbesiyle yarısı olmayan kafalar ve lime lime olmuş onlarca şehit bedeni...

İstense bile medyaya servis edilemeyecek bir vahşet görüntüsü anlayacağınız.

Medyaya yansımayan vahşet görüntüleri kadar, darbenin başarılı olmamasına neden olan destansı hikayeler de var. Bugün sizlere bu hikayelerden bahsetmek istiyorum.

Hatırlarsanız kalkışmanın ilk gününde darbecilerin haberleştiği whatsapp grubundaki yazışmalar medyaya yansımıştı.

O yazışmalarda darbeciler "Hadımköy ekibi nerede kaldı?" diye özellikle birbirine sorup duruyor ama istedikleri cevabı bir türlü alamıyorlardı.

Darbe girişimine yaklaşık 80 tankla katılmayı hedefleyen Hadımköy'ün nerede kaldığını size ben anlatayım.

O tankların hedefledikleri istikamete varamamalarının tek nedeni, Esenyurt Belediye Başkanı Necmi Kadıoğlu'dur. 

Haberi alır almaz ekibini toplayan Kadıoğlu, çevredeki tüm kepçe, dozer ve hafriyat kamyonlarının bir an önce Esenyurt'un giriş istikametlerine çift sıra halinde dizilmesi talimatını veriyor.

Ama ihanet şebekesine asıl darbeyi bundan sonra indiriyor. 38 devasa hafriyat kamyonunu 20 dakika sonra Hadımköy'deki askeri kışlanın çıkış kapılarına diziyor. Hafriyat kamyonlarının arkasına da 300 silahlı adam koyuyor.

Tanklar hangi kapıya, hangi duvara yönelse, hafriyat kamyonları hareket halinde o kapıyı, o duvarı geçilmez hale getiriyor. 

Kışlada bu amansız mücadele sürerken Necmi Kadıoğlu nüfusu 750 bini bulan Esenyurt'ta gece yarısı 100 bini aşkın kişiyi belediye önüne topluyor.

Destansı bir konuşma yaptıktan sonra "Şimdi bu kalabalığın yarısı burada kalacak, diğer yarısı benimle gelecek. İstanbul Atatürk Havaalanı'na gidiyoruz. Bu gece ya şehadete ulaşacağız, ya da Cumhurbaşkanımızı havaalanından çıkaracağız" diyor.

40 bin kişi...

Otübüs, minibüs, kamyon falan yok. Necmi Kadıoğlu ve yardımcıları en önde... Kürtler, CHP'liler ve MHP'liler arkasında... Yaya olarak havaalanına doğru yola çıkıyor 40 bin kişilik dev ordu...

Dile kolay, tamı tamına 25 kilometre...

Kah koşarak, kah düşerek, kah ağlayarak, kah arşı titreten naralar atarak arşınlanan 25 kilometre...

Gecenin şahitleri anlatıyor. Hepsi kan ter içinde ve tek fire vermeden havaalanına ulaşıyor. 

Erdoğan'ın uçağının tekerleri Atatürk Havaalanı'nın pistine değdiğinde etrafını ilk saranlar, Esenyurt'tan koşarak gelenler oluyor.

Ve bir ayrıntı daha...

40 bin insan Erdoğan'ın güvenliğinden emin olduktan ve havaalanından ayrıldıktan sonra, civardaki askeri bir birlikten, tankların ve askeri araçların çıktığına şahit oluyor. 

Kadıoğlu şaşkın bakışlar arasında öne atılıyor ve askeri araçları çıkarmaya çalışan albayın yakasına yapışıyor. Albay çıkmak için dirense de, "Ben ve arkamdaki bu insanlar ölmeden sen buradan çıkamayacaksın" diyen başkanın direnci karşısında gerisingeri kışlaya dönüyor.

Bir başka hikaye..

Çengelköy bildiğiniz üzere darbecilerin ölüm saçtığı semtlerden biri. O gece Çengelköy'deki hastanelere yaralı yağıyor. 

O hastanelerden biri de Özel Çengelköy Medivia Hospital...

Hastane sahibi Davut Bayram evinde dinlenirken hastaneden gelen telefonla darbe haberini alıyor.

Deyim yerindeyse ölümün ortasından geçerek hastaneye ulaşıyor. Ulaşır ulaşmaz parçalanan cesetler, feryatlar ve acı çığlıklarla karşılaşıyor haliyle...

O gece evrak ve kayıt işleriyle uğraşan tüm personeli acile topluyor Davut Bayram. 

"Bu gece kayıt tutulmayacak ve bugün buraya gelen hiç kimseden ücret talebinde bulunulmayacak" diye talimat veriyor.

Televizyonda o hastanedeki görüntüleri izlerken kanım dondu desem yeridir. Gelen yaralıları sırtında veya kucağında taşıyan doktorlar, gözyaşlarını tutamayan hemşireler ve diğer personel...

Gelen polis memurları, "Benim birşeyim yok, vatandaşa bakın" diyor, diğer ağır yaralılar, "Biz iyiyiz, siz polis kardeşlerimizi bir an önce ayağa kaldırın" diye yalvarıyor. 

O korkunç gecede, yaklaşık bin kişinin hastanede tedavi gördüğü tahmin ediliyor. Bazıları hala aynı hastanede yatarak tedavi görüyor. Ama darbe gününden bu yana ne bir yaralıdan, ne de şehit yakınından ücret talebinde bulunulmamış.

Ve bir başka hikaye...

Boğaz köprüsünde darbecilere karşı çatışan bir genç anlatıyor. Erdoğan'ın, "Meydanlara ve havaalanlarına gidin" çağrısından sonra halk sokaklara çıkıyor ama öyle bir panik havası var ki kimse o an nereye gideceğini kestiremiyor.

O sırada bir genç, binlerce insanı adeta şaha kaldıran sesiyle ortalığı inletiyor:

"Yetişin! Abdulhamid'i deviriyorlar!"

Kısıklı'ya, Erdoğan'ın evine doğru koşan bu genci onbinler takip ediyor. Kısıklı'da o genci tanıyan olup olmadığını araştırıp soruşturdum. 

Anlatılanlara göre aynı genç bir saat sonra Boğaziçi Köprüsü'nün ucunda, "Yarabbi şehadetimi kabul eyle" diye bağırarak öne geçiyor ve açılan ateş sonucu şehit düşüyor. 

Ve son hikaye...

Sayın Melih Gökçek'in Ankara Merkez'deki darbeyi nasıl engellediğini, darbeci katilleri nasıl saf dışı bıraktığını daha önceki yazımda anlatmıştım.

Ama olayın bir de Gölbaşı boyutu var.

Teröristler Gölbaşı'ndaki Türksat'a saldırmak için harekete geçiyor. O sırada meydanda toplanan halkın gözü, Gölbaşı Belediye Başkanı Fatih Duruay'ı arıyor. 

Duruay ortalıkta yok!

Bir süre sonra Türksat'ı ele geçirmeye çalışan teröristlerle çatışmaya girdiği bilgisi geliyor. Bunu duyan binlerce insan karanlığı yara yara Türksat'a ulaşıyor ve Başkan'ın yanında saf tutuyor.

Kalabalık sel gibi akmaya başlayınca Türksat'ı ele geçiremeyeceğini anlayan hainler hava desteği istiyor. Gelen helikopter binaya bomba, kalabalığa kurşun yağdırıyor ama kimse geri adım atmıyor.

Gecenin şahitleri, "Başkanın girdiği o ateşin içinden sağ çıkması bir mucize..." diyor.

Hep söylediğim üzere...

"Bunlar kuru kalabalıklar. Bunlar korkudan evlerinden bile çıkamazlar" diye aşağılananların destanıdır bu destan...

Derbecilerin üzerine ateş ırmakları gibi akan iman sahibi bu topluluk için ne denilse azdır...

O karanlık gecede topluma mihmandarlık ederek canını ortaya koyan bu isimler, milyonlarca teşekkürü hakediyor.

Bizi onlarla aynı safta buluştaran Allah'a hamdolsun!...