Yenikapı Meydanı'ndan notlar...

Üsküdar'dan Marmaray'a inerken 6 dakika sonra Yenikapı'da olacağımı hayal ediyordum. Merdivenlerden inip trene ulaşmam 20, binişim ise neredeyse yarım saat sürdü.

Süleyman ÖZIŞIK suleyman@internethaber.com

Üsküdar'dan Marmaray'a inerken 6 dakika sonra Yenikapı'da olacağımı hayal ediyordum. Merdivenlerden inip trene ulaşmam 20, binişim ise neredeyse yarım saat sürdü. 

Yenikapı'ya vardıktan sonra hepi topu 300 metrelik yolu bir buçuk saatte yürüyebildik. 

4 bir koldan dalga dalga akıp gelen insanların arasında bir ara neredeyse nefes alamaz oldum. Saat henüz 14.00'ı bulduğunda nihayet miting alanına varabildim. 

Allah biliyor ki meydanın halini gördüğüm o an, "Acaba mahşer yeri, Arasat Meydanı da böyle mi olacak?" diye düşündüm.

Ardı ardına bayılıp fenalaşanlar, ambulanslardan yükselen siren sesleri ve kendine geldiğinde, "Benim bir şeyim yok, iyiyim! Beni götürmeyin" diye yalvaran halsiz, dermansız insanlar...

Her bir insanın nefesi, diğerinin ensesine vuruyordu adeta. Bir tek kişinin şikayetine tanık olmadım.

Polisin açıkladığı resmi rakamlara göre Miting'e katılanların toplam sayısı 5 milyonun üzerinde...

Bu rakamı abartılı bulanlar var. 

Vallahi değil. 

Eğer o meydan yola çıkan herkesi alabilecek bir hacme sahip olsaydı, şu an 10 milyonluk bir mitingden bahsediyor olacaktık. Biriken kuyruğun bir ucu Sirkeci'de, diğer ucu Üsküdar ve Kadıköy'deydi. Onlarca ilçenin belediye başkanları ve binlerce vatandaşı, "Alana giremeyince geri döndük" diye mesaj atıyordu sosyal medyada...

Bir ara haber kanallarına, "Marmara'da 3.2 şiddetinde bir deprem oldu" bilgisi geldi.

Biz hissetmedik.

Hissetmedik çünkü tam da o an Erdoğan alana giriş yapıyor ve meydandan arşı titreten bir uğultu yükseliyordu. O sırada gazetecilerle, "Kandilli çıkan uğultuyu deprem sandı herhalde!" diye şakalaştık.

Bana Yenikapı ile ilgili fikrimi soracak olursanız, söyleyeceğim tek söz var. 

Picasso'nun aradığı tablo Yenikapı'daydı!

Yerküre üzerinde daha önce böyle büyük bir miting yapılmadı. Bundan sonra benzeri bir mitingin yapılabileceğine de inanmıyorum.Darbe gününün ertesinde yazdığım bir yazıda, "Bir ulus tarih yazıyor" demiştim. 

Eksik demişim!

O tarihi dünyanın belleğine harf harf kazıdık. "Mesele vatan ve bayrak olunca beraber yürür, beraber ölürüz" dedik. 

Biraz abartacağım.

"Biz burada 5 milyonuz ama bizim gibi 74 milyon tane daha var. Şöyle dönüp Avrupa'ya doğru hapşırsak Norveç ile Yunanistan yer değiştirir ulan! Tepemizin tasını attırmayın" mesajı verdik. 

Konuşmalara gelince...

Devlet bahçeli'nin konuşmasının her satırı destan niteliğindeydi. Konuşmasını biraz daha uzatsa galeyana gelen halk denize atlayıp Amerika'ya yüzebilirdi! MHP lideri konuşurken kendinden geçip, "Avrupa'yı yeniden fethedelim" diye nara atanlar bile oldu yani!

Şaka bir yana!

15 Temmuz'dan önce Bahçeli'yi göndermek isteyenlerin niyetini şimdi daha iyi anlıyoruz sanırım. Bahçeli 15 Temmuz'daki ilkeli ve şerefli duruşuyla iki şeyi aynı anda başardı.

Hem ülkesine sadakatle bağlı olanların saygısını kazandı, hem de Meral Akşener başta olmak üzere kendisine muhalif olan tüm isimleri bir çırpıda tarihe gömdü.

Genenelkurmay Başkanı Hulusi Akar da tarihe geçen bir konuşmaya imza attı. 

İlk defa bir Genelkurmay Başkanı canlı yayında milyonlara seslenirken darbe yaptığını ilan etmedi, aksine darbecilere lanet okudu.

Bu bile başlı başına önemli bir gelişmeydi ülke adına...

Paşa, 5 milyonun karşısında ilk defa konuşmanın yanı sıra bir kısım üniformalının yediği haltın da vermiş olduğu rahatsızlıktan dolayı sıkıntılıydı. Gizleyemedi üzüntüsünü. Ama çok kararlıydı. O bir kısım üniformalı hainlerin çanına ot tıkayacağını hissettirdi milletine.

"Her yönüyle milli ve yerli olan yüksek siyasi liderlikçe verilen direktifler doğrultusunda, asil milletimiz sizler ve onun bağrından çıkan Türk Silahlı Kuvvetleri'nin gerçek evlatlarıyla emniyet mensupları, kahramanca ve ferasetle bu hain girişime karşı koymuşlardır" sözü çok ama çok önemliydi.

Özellikle meydanda toplananların karşısında verdiği asker selamı çok ama çok güzeldi! Ben askerde böyle selam versem, 2 gün revirde yatırırlardı herhalde!

General selamı böyle oluyormuş demek :)

Kılıçdaroğlu'nun o meydanda olması anlamlıydı ama "Diktaya da darbeye de karşıyız" cümlesi meydandaki birlik ruhuna uymadı. CHP lideri kendini yuhalatmak için epey mücadele etse de meydandakiler bunu yapmamak için direndi.

Başbakan Binali Yıldırım'ın, "O fetö buraya gelecek ve hesap verecek" mesajı bana çok anlamlı geldi. Meydandaki gazeteciler de bu sözü çok anlamlı buldu. Sanki ABD ile yapılan görüşmeler olumlu seyrediyormuş gibi bir hissiyat oluştu bu sözlerden sonra...

Erdoğan'ın konuşmasını anlatmaya gerek yok zaten. Her zamanki kuşatıcı ses tonuyla ortalığı birbirine kattı desem abartmış olmam sanırım.

Erdoğan demişken...

Halk, demokrasi nöbetinin taçlandırılmasının yanısına, Fetö ve diğer darbeci hainlerin de idamla taçlandırılmasını beklediğini dün bizzat Cumhurbaşkanı'na İletti.

Cumhurbaşkanı da topu protokolde oturan siyasi parti temsilcilerine attı, "Siz Meclis'ten geçirirseniz, ben onaylarım" dedi. Umarım halkın bu isteği bir an önce yerine getirilir.

Erdoğan'ın "Çarşamba gününe kadar nöbete devam" çağrısı beklentilerin aksine meydanda bir sevinç çığlığıyla karşılık buldu. O sırada meydanda bulunan bir kişinin "Reis parklarda yata yata cırcır olduk ama sen devam diyorsan devam" diye bağırması bir hayli ilginçti!

"Neden Çarşamba?" diye soranlara şunu söyleyebilirim. Cumhurbaşkanı belki de tarihe geçecek bir görüşme yapmak üzere Rusya'ya gidecek. O güne kadar ülkeyi gerçek sahiplerine, yani size emanet ediyor.

Mesele bundan ibaret.

Erem Şentürk'ün yaşadığı ve bana anlattığı bir anektodla yazıyı noktalayayım.

Rai 1 Kanalı tam da Erem Şentürk'le röportaj yapmak üzereyken Erdoğan'ın ismi anons ediliyor ve yer gök inliyor. O sırada Kanal'ın muhabiri röportajı bırakıp meydana dönüyor ve ağzından şu cümleler dökülüyor:

"Oh my God!"

DİPNOT: 14 Ağustos ya da başka bir tarihte Türkiye'ye yeni bir operasyon çekmeye hazırlananlaradır sözüm. Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Sokaklara çıkın ve darbeye karşı direnin" dediği için 15 Temmuz'da sadece direnmekle yetindik.

Bu kez "Çıkın ve savaşın" talimatı gelirse ne olacağını iyi düşünün ve ona göre gelin olur mu?