Topbaş'ın istifa nedeni ve referandum...

Kadir Topbaş'ın arkasından kem söz etmeyeceğim. Bu kararı almamın iki nedeni var.

Süleyman ÖZIŞIK suleyman@internethaber.com

Malum; Kadir Topbaş istifasını verdi, ama o istifanın gerekçesini açıklamadı. 

İstifanın nedenini merak edenler, günlerdir "Bu konuya değinmeyecek misin" diyerek beni dürtüyor. 

Değinmesine değineyim ancak önce şunu söyleyeyim.

Kadir Topbaş'ın arkasından, "Haindi, Fetöcü'ydü" gibi kem sözler söylemeyeceğim. Bu kararı almamın iki nedeni var.

Birincisi...

Orta ve yakın vadede bazı bir kaç belediye başkanı ile teşkilat sorumlularının daha tıpkı Kadir Topbaş gibi istifa edeceğini düşünüyorum.

Eğer her istifa edenin arkasından kötü konuşup onları birer hain gibi damgalarsak, istifa gibi saygın bir müessesinin önünü kapatmış oluruz. Neticede kimse Fetö'cü ya da hain damgası yiyerek gitmek istemez. 

İkincisi...

Ben; tüm seçimlerde, Cumhurbaşkanı ve AK Parti hatırına Kadir Topbaş'a oy verdim. Aleyhine yazdığım bütün yazılarda da, verdiğim oyun hesabını sordum, o koltukta oturmaması gerektiğini söyledim. 

Bundan sonrası mı?

Ona artık yargı karar verecek. 

Hata etmiş ise dokunlamayacak, ihanet ettiğine kanaat getirilirse gereği yapılacak.

Ha, şunu da söyleyeyim.

Benim verdiğim oydan dolayı iğnenin ucu kadar bir hakkım geçmiş ise onu da hakimlerin hakimine bırakıyorum. 

Gelelim istifanın gerekçesine...

Topbaş, İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’nde temmuz ayında oy çokluğu ile kabul edildiği halde eksikleri olduğu ve ileride Meclis’i sıkıntıya sokabileceği gerekçesiyle 5 imar değişikliği dosyasını iade etmişti.

İmar değişiklikleri AK Partili meclis üyelerinin oylarıyla değişiklik yapılmadan bir kez daha onaylanmıştı.


İstifadan bir gün önce bu dosyalar bir kez daha Belediye Meclis'ine geldi. 

Aldığım bilgilere göre, imar dosyaları olduğu şekliyle yeniden oylamaya sunulmadan önce, içeride kıran kırana bir tartışmalar yaşanmış.

Topbaş, imar değişikliklerinin büyük risk taşıdığını, bu nedenle onaylanmaması gerektiğini söyleyince belediye meclis üyelerinden bazıları kendisine şu ağır cevabı vermiş:

"Bu dosyalar, senin damadına açtırdığın imar arsalarının binde biri kadar risk taşımıyor!"

Bu sözlerden sonra Topbaş'a istifadan başka seçenek kalmamış. Zaten istifa sonrası, "İnsanlar çok şeyi affeder adam yerine konulmamayı affetmez" sözü de bu nedenle söylenmiş bir söz..

Mesele bundan ibaret...

Peki Kadir Topbaş'ın boşalttığı koltuğa kim oturacak? Pek çok kaynaktan duyurulduğu üzre, bir ilçe başkanının o koltuğa oturması bekleniyor. 

Ancak şunun bilinmesi gerekiyor. Gelecek isim, kim olursa olsun o koltukta emanetçi olacak.

İstanbul'daki toplantıya katılan  25 ilçenin belediye başkanı ile meclis üyeleri arasında yapılan temayül yoklamasında ise ilk beş sırayı şu isimler almış:

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Grup Başkan Vekili olarak görevini sürdüren Avukat Temel Başalan,

İstanbul Büyükşehir belediye Başkan Vekili Göksel Gümüşdağ,

Başakşehir Belediye Başkanı Mevlüt Uysal,

Esenler Belediye Başkanı Tevfik Göksu, Esenyurt Belediye Başkanı Necmi Kadıoğlu...

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Erdoğan'ın Başakşehir Belediye Başkanı Mevlüt Yüksel'in ismini telafuz ettiği iddia ediliyor. 

E tahmin edeceğiniz gibi, son sözü pek tabi ki Erdoğan söyleyecek. 

KUZEY IRAK VE REFERANDUM MESELESİ

Bu konuda uzun uzadıya yazmayı gereksiz buluyorum. Kısaca şunu söyleyebilirim. 

Türkiye'nin artık akılcı, kısa, orta ve uzun vadeli stratejiler belirlemesi gerekiyor. Maalesef bu konuda zayıf kalıyor, çoğu zaman üst aklın oyunlarına önlem almaya çalışarak durumu kurtarmaya çalışıyoruz.

Futbol terimiyle anlatmak gerekirse, Türkiye'nin artık defans yapmaktan çok, hücuma kalkması gerekiyor.

Çünkü biz millet olarak defans yapmayı bilmiyoruz. Yapmaya çalıştıkça, karambol golleri yemekten kurtulamıyoruz.

Şimdi Kırım bir referandum yapmaya çalışsa, Rusya bizim davrandığımız gibi olayları izleyip ona göre strateji belirler mi? 

Hayır!

Aksine, yarım günde tepelerine biner, gereken neyse onu yapar. Belki "Bekara karı boşamak kolay" diyerek beni eleştireceksiniz ama Türkiye'nin yapması gereken şey tam da bu...

Çünkü bundan kaçış yok!

Kuzey Irak Kürt Yönetimi, 2003 yılından bu yana Türkmen kenti olan Kerkük üzerine yoğunlaşmış, Türkmen, Arap ve diğer etnik grupları sürgün etmiş. Sürgün edilenlerin yerine yaklaşık 750 bin peşmergeyi yerleştirilmiş. 

O dönemde bu etnik gruplarla müzakere etmeyen Barzani'nin şimdi "Gelin müzakere masasına oturalım" demeye hakkı yoktur. 

Bundan büyük tuzak da yoktur!

Kerkük'te kalan Türkmenler  şu an bile büyük bir baskı ve saldırı altında. Kerkük başta olmak üzere, diğer Türkmen bölgelerinde yarın bir gün büyük olaylar çıkacak, belki katliamlar yaşanacak.

Bundan kaçış yok. 

İran, Irak ve hatta Suriye gibi komşu ülkeler bu bölünmeye karşıyken, Türkiye'nin azametini gösterip, önce askeri, sonra da ekonomik gerekçeleri devreye sokması gerekiyor. 

Türkiye oraya girmez ise İsrail girecek, bunun net olarak bilinmesi gerekiyor. 

Son olarak...

Musul ve Kerkük sanki bugün elimizden gitmiş gibi konuşanları anlamıyorum. Benim bildiğim, 1926 yılında Ankara Antlaşması ile Musul ve Kerkük üzerindeki haklarımızdan vazgeçmiştik!

Sahi, o dönemde ülkeyi kim yönetiyordu?

Dipnot: Ankara Numune Hastanesi Başhekimi Nurullah Zengin bana avukatı aracılığıyla bir tekzip metni göndermiş! Benim bildiğim, tekzip kararını sadece mahkemeler alabiliyor. 

Ancak Nurullah Zengin noteri mahkeme yerine noter üzerinden tekzip metni gönderiyor. 

Güzel taktik!

Ama bana işlemiyor maalesef. 

SOSYAL MEDYADA TAKİP İÇİN: