Devlet, kavram tekelciliği ve bozulan ezberler

Salih YAYLACI salih@internethaber.com

Hukuka güvenmek!

Hangi hukuka?

Demokrasiye inanmak!

Hangi demokrasiye?

Laikliği korumak!

Hangi laikliği?

Evet, bu soruları sorma aralığımız bir hayli sıklaştı.

Bu soruları soranlarda bir hayli fazlalaştı.

Bu gün siyasi düşüncenin her cenahından, düşünce dünyamızın her renginden zaman ve mekâna bağlı olarak farklı şekillerde cumhuriyet değerleri,hukuk, demokrasi, laiklik maskeleri altında dövülen, cesur insanlar bu soruları soruyorlar.

Ve sormaya da devam edecekler.

Soruları sorma şekli bu defa farklı.

İşin en ilginç ve bazıları için can sıkıcı yönü de bu zaten,

Eskisi gibi sorular öteki kavramı üzerinden değil, her bireyin kendi varlığı üzerinden, hak ve özgürlükler noktasında sorduğu sorular şeklinde geliyor.

Hal böyle olunca yıllarca ülke insanını zihni ve şekli kamplarda bölerek, ayırarak, ayrı tutarak,çoğu zaman da karşı karşıya getirerek kendini gizleyen müesses nizam, daha bir çaresiz ve aynı zamanda pervasız oluyor.

Bu durumu son bir kaç yılda, hep birlikte ibreti âlem müşahede etmiyor muyuz?

Bir araya gelen ve yıllarca ötekileştirdiklerinin yanında aynı koroda yer almaya başlayarak, aynı türküyü mırıldanan insanların tek dertleri var.

Eşit insanların yaşadığı onurlu bir ülke hayali.

Evet devletimizin ana özellikleri arasında yer alan ama daha net olarak,millet,aydınlar ve seçkinler arasında,üzerinde ne olup ne olmadığı noktasında anlaşamadığımız bu kavramları sık sık tartışıyoruz ve tartışmaya da devam edeceğiz.

Ülke olarak sahili selamet herhalde, ancak bu kavurucu kavramlarımızın anlaşılmasında sağladığımız ortak zeminde olacak.

Bu ortak zeminin nasıl sağlanacağı ise bu günlerde her zaman ki zorluğunun tersine kolaylaşmış görünüyor.
Hani derler ya sabahın en yakın olduğu zaman gecenin en karanlık olduğu andır.

Ama her nedense devletin sahibi olduğu iddiasındaki zümre bu ilkeleri efradını cami ağyarını mani bir şekilde tartışmaya yanaşmıyor.

Bu ilkeleri en azından şeklen devşirdiğimiz dünyalarda nasıl karşılıkları olduğu ve uygulamaları ortaya konunca, her nedense malum ağızlar bizim olağan dışı şartlarımızı sıralayıveriyorlar.

Önceleri İran ile örtüştürülen tehdit senaryolarına, bu günlerde moda Malezyalı olma sendromunu ekledi, bilinen medyamız.

Bu olağan dışı şartlar psikozu ve fobiası genelde iyi işleyen bir mekanizma olarak, muhtemel demokratikleşme adımlarını daha başlamadan bitiriyordu ama artık aynı tezgah çalışmıyor.
Buna rağmen...

Milletin başında boza pişirilmesine zemin teşkil eden keyfi, standarttan yoksun ve art niyetli bir anlayış, daha başından beri kurduğu sistemin, kontrol mekanizması olarak gördüğü sözüm onlara Cumhuriyet değerlerini her gün iğfal ediyor.

Neticesinde ise millet ile devletin arası tarifi imkânsız bir biçimde açılıyor.

Açılan bu makasla birlikte içerde ve dışarıda maskara bir duruma düşüyoruz.

Cumhuriyet değerleri üzerine, tapusuz araziye kaçak yapı inşa eden gecekonducu misali kaçak kavramlar inşa eden ve sonra da bu kavramları bize dayatmaya çalışanlar, artık şunu bilsinler.

Ne Cumhuriyet..

Ne Atatürk…

Ne Demokrasi..

Ne Laiklik…

Ne Hukuk…

Tariflerini sizin yapıp bize servis yapamayacağınız kadar ortada ve ortak kavramlar.

Ve bu kavramları anlamak için kimsenin Tercümana ihtiyacı yok.

Bilişim ve bilgiye erişim imkânları hesapları alt üst eden yönü ile kitleleri zombi olmaktan çıkarıyor.

Kimse bundan rahatsız olmasın.
Ve suyu tersine akıtmaya çalışmasın.