CHP'li vekilin ağzından Erdoğan'a kumpasın itirafı!

Dün CNN Türk'te Şirin Payzın'ın sunduğu "Ne oluyor" programına CHP'li ve MHP'li milletvekillerinin ağzından duyduklarım beni dehşete düşürdü.

Süleyman ÖZIŞIK suleyman@internethaber.com

Meclis Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu'nun 4 AK Partili bakan için "Anayasa Mahkemeleri'ne gitmelerine gerek yoktur" kararıyla ilgili fikrimi önceki gün daimi konuk olduğum Kanal A'da yayınlanan A Politik programında şu sözlerle dile getirdim.

"Kimseyi suçlama veya aklama gibi bir memuriyetim yok. Ben ne Fethullah Gülen gibi binlerce kilometre uzaktan bu bakanlar suçludur derim. Ne de suçsuzdur derim. Ancak komisyonun verdiği karar benim içimdeki soru işaretlerini tam olarak ortadan kaldırmadı. Vicdanımı rahatlatmadı. Bence bu bakanların kendi istekleriyle bile olsa Anayasa Mahkemesi'ne koşar adım gidip aklanıp gelmeleri gerekirdi. Bence bu bakanlar Yüce Divan'a gönderilmeyerek aklanmaları engellendi"

Herkesi memnun etmeye çalışmak sadece ahmakların hayalidir. Sözlerimin herkes tarafından onay görmeyeceğini biliyordum.  Haliyle izleyenlerin kimisi bu hissiyatıma katıldı, kimisi katılmadı.

Kimi, "Helal olsun, ben de böyle düşünüyorum" dedi, kimileri ise, "Bu kadar saf olmanızı beklemiyordum. Kurulan tuzağı görmüyor musunuz?" diyerek uyarma gereği duydu.

Dün CNN Türk'te Şirin Payzın'ın sunduğu "Ne oluyor" programına katılan CHP'li ve MHP'li milletvekillerinin ağzından duyduklarım, "Hay dilim kopaydı da demez olaydım. Ben gerçekten kurulan tuzağı görmemişim" dedirtti.

Her iki vekilin sürekli, "Bakanları Yüce Divan'a göndermediler çünkü olayın daha yukarılara gideceğini biliyorlar" demesi üzerine dayanamayıp, "Yahu bu yukarı dediğiniz yer neresi ve oraya nasıl gidecek? Bi anlatın da herkes bilsin" diye sordum. CHP'li vekil Aykan Erdemir adeta kurulan kumpası itiraf edercesine milyonların gözü önünde şunları söyledi:

"Bu yolsuzluk olayının bir ayağı Türkiye'de, diğer ayağı Rıza Zarrab'ın memleketi İran'dadır. Eğer Anayasa Mahkemesi bu 4 bakanı suçlu bulursa olayın İran ayağına bakılacak. İran'la yapılan gizli anlaşmalar vatana ihanet olarak değerlendirilecek. Bilindiği gibi Cumhurbaşkanı sadece "Vatana ihanet" suçundan yargılanabildiği için bu Erdoğan'ın da yargılanabileceği sonucunu doğuracak. Böylece Erdoğan o makamda oturamayacak!"

Hani insan bir kumpas bekliyor da bu kadar onursuzcası şeytanı bile utandırıyor. 40 tüp bonzai çeken biri bile böyle korkunç fikirleri aklına getirmez.

Adam bir TV kanalında Erdoğan'ı nasıl ipe götüreceklerini anlatıyor ve bunun adına siyaset diyor.


Hayatımın her döneminde beni vicdanen rahatsız eden konuları tüm samimiyetimle dile getirdim. Sözlerimin sivri yerlerini törpülemeyi başaramadığım için çırpısızca anlattığım zamanlar da oldu.

Bu kumpası göremeyen bana saf mı dersiniz, salak mı dersiniz bilemem. Hırsızlık ve yolsuzluk konusunda mazileri katran karası gibi simsiyah olan parti temsilcileriyle, himmet adı altında ülkenin insanını haraca bağlayan paralel örgütün ağzına sakız olmaktansa, AK Parti'ye destek veren seçmen kitlesinin "Bu işten aklanın" demesi gerektiğine inandığım için söylediğim laflardan dolayı bana ne deseniz yeridir!

Dün Abdulkadir Selvi bir resmi belgeyi köşesinde yayınlayarak adeta "Bak Süleyman ne kadar saf salak biriymişsin" dedi zaten...

O belgeyi, okumayanlar için buradan paylaşayım:

17 Aralık'ta bakan çocukları içeri alınmış. Gözaltının üzerinden 2 gün geçmesine rağmen henüz ifadeleri alınmamış.

Bu sırada operasyonu yürüten paralel örgüte mensup Mali Şube Müdürü Yakup Saygılı görevden alınarak yerine Hakan Sıralı isimli bir polis getiriliyor.

Sıralı masasına oturur oturmaz önüne 504 sayfalık bir dosya konuluyor. Ardından da soruşturmayı yürüten paralel savcı Celal Kara'nın "Bunu 24 saat içinde oku ve imzalayıp bize gönder" emri ulaşıyor.

Gönderilen bu dosya, 4 bakan hakkında hazırlanan fezlekedir!

Görevi yeni üstelenen Mali Suçlarla Şube Müdürü Hakan Sıralı ve Şube Müdür Yardımcısı Arzum Nazman, göreve yeni atandıklarını belirterek fezlekeyi incelemek istediklerini bildiriyor. Savcı "Okumuş gibi imzala gönder" diyerek bir talimat daha veriyor.

"Bu dosyanın birinci sayfasında bile Anayasa ve yasalara aykırı pek çok şey var. Bunu okumadan imzalamayız" diye direten Hakan Sıralı ve  Arzum Nazman yaşadıkları baskıyı bir tutanakla kayıt altına alıyor.

O tutanak aynen şöyle:

“20.12.2013 günü saat 10.20 sıralarında tarafıma sunulan 504 sayfalık fezlekeyi okuyup değerlendirip şube müdürüne yeterli zamanda sunmama imkan bulunmadığından konu şube müdürümüze iletilmiş bu esnada şube müdürümüzün de Savcı Celal Kara tarafından arandığı anlaşılmış, tarafımızdan konu savcı beye aktarıldığından ve konu geçmişinden bilgimizin olmamasının ve fezlekeyi okuyup tarafına sunulmasının imkansız olduğu, konunun proje üzerinde uzun zamandır çalışan personel tarafından hakim olunduğu onların da bu konuyla ilgili bir tutanak tanzim ederek bizim de bir tutanak hazırlayarak fezlekenin en kısa zamanda OKUNMADAN VE İMZALANMADAN tarafına gönderilmesi istenmesi üzerine; iş bu tutanak altı birlikte imza altına alınmıştır “

Fezleke hangi tarihte hazırlanmış biliyor musunuz?

Haziran ayının sonunda başlanmış, Eylül ayının ortalarında bitirilmiş!... Yani dershane tartışmalarının tavan yaptığı dönemde. Yani 17 Aralık operasyonundan tam 5 buçuk ay önce...

Daha komiği ne biliyor musunuz?

"Bakanlar kurulunu emniyet koridoruna dizmek" için öyle aceleyle hareket etmişler ki kumpası belgeleyen bu tutanak da fezlekeye yanlışlıkla iliştirilip Meclis'e gönderilmiş!

Meclis'teki muhalefet partileri işte bu fezleke üzerinden günlerdir kıyameti koparıyor. Kumpas belgesiyle birlikte gönderilmesine rağmen bu fezlekenin kabul edilmesini ve 4 bakanın Yüce Divan'da yargılanmasını istiyor!

Neden?

Nedenini öğrenmek için sayfayı biraz yukarı kaydırın ve CHP'li vekilin sözlerine tekrar göz atın!