YAZARLAR

Akademik Personel Alımındaki Sorunlar ve Akademisyen Niteliksizliği

Üniversitelerde akademik personel seçiminde ise sorun çok daha büyük

Muhammet Şakiroğlumsakiroglu@gmail.com

Geçen yazıda dile getirdiğim adil ve etkin bir kamu personeli seçme ve istihdam sistemi halen en büyük sorun. Üniversitelerde akademik personel seçiminde ise sorun çok daha büyük.

Zira akademik personel, diğer kamu personelinden farklı özellikler taşımaktadır. Nitelikli bir akademisyenin, belli bir zihni becerinin yanında hayat boyu sorgulama melekesine ve yoğun bir çalışma motivasyonuna sahip olması şarttır. Yani, üniversitelerin nitelikli insan kaynağı bakımından rafine olması beklenir.

Türkiye’de mevcut akademik personel portföyü, olması gereken kalite düzeyinin çok altında. Tıpkı kamu personeli seçiminde olduğu gibi sistemi zehirleyen ana öğe ise istismar edilen mülakatlar.

Maalesef nüfusun ilgili donanıma ve motivasyonuna sahip tüm insan kaynağının başarılı bir şekilde akademiye aktarıldığı düşünülse bile sadece iç kaynaklar, akademiyi beslemeye yetmemektedir. Haliyle, dünyada başarılı akademilerin bir özelliği daha vardır. O da uluslararası olma becerisi. Hatta üniversiteler, uluslararası lisansüstü ve akademik personel sayısını bir gelişmişlik standardı olarak açıklarlar ve bununla övünürler.

Bu yüzden, dünyada gelişmiş akademilerde, akademik istihdam ülke sınırlarını aşacak şekilde yapılandırılmıştır. Yani, araştırmacı insan kaynağının etnik kültürel ve politik tercih açısından çeşitlendirilmesi, sadece bir istek ve dilek değil bir zorunluluktur. Tüm dünyadan beyin göçü ile bu eksiklik giderilmektedir.  Akademik kurumların tarihi ne kadar eskiye giderse gitsin bu evrensel kural hep var olagelmiştir.

Dünyada akademik üretim ve kalitede başı çeken ülkelerin üniversiteleri, tüm dünyadan nitelikli akademik personel devşirmeyi başarırken, bir takım nesnel kritereler geliştirmişlerdir.

Türkiye OECD ülkeleri arasında doktora sahibi nüfus bakımından son sıralarda yer almaktadır. OECD ülkelerinde her bin kişide doktoralı sayısı ortalama 11 iken Türkiye’de rakam 4 dolayındadır. Yani nitelikten bağımsız olarak ciddi bir nicelik sorunumuz da var.

O halde en önemli soruyu soralım. Türkiye’nin her yerinde açılmış vakıf ve devlet üniversitelerinde istihdam edilecek akademik personel, hangi kriterlere göre ve nasıl seçilmektedir?

Akademik personel alımlarının bir kısmı araştırma görevlisi şeklinde yapılmaktadır. Bu alımlarda üniversiteler, ALES sınavı ve dil yeterliliklerinin yanında lisans diploma ortalamasına göre sınava çağırılacak adayları belirlemekte ve mülakat/yazılı yerel sınavlar ile nihai alımı yapmaktadır. Sorunun kaynağını bu sınavlar oluşturmaktadır. Alımlarda yanlılık burada devreye girmektedir. Dolayısıyla, tıpkı kamu personeli alım istihdamında olduğu gibi bura da türlü istismarlar yaşanmaktadır.

Öğretim görevlisi olarak üniversitelerde istihdam edilen ve daha sonra doktora eğitimini tamamlayarak akademisyen olan personel ise benzer bir sistem ile istihdam edilmektedir.

Her iki sistemde kadroların tahsisinde ve sınavların yapılmasında çok ciddi sorunlar var. Milletvekillerin şoförlerinin üniversitelere öğretim görevlisi yapıldığı bir sistemden bahsediyorum.

Oysa, elimizde daha önce objektif bir sistem vardı. Öğretim üyesi yetiştirme programı ya da kısa adıyla ÖYP, çok fazla evrim geçirse de bir dönem tamamı ile objektif puanlar ile üniversitelere akademik personel alımına imkân tanıdı.   

Tıpkı kamu personeli alımında olduğu gibi akademik personel alımında da hakkaniyetli, objektif ve mülakatlardan arındırılmış, merkezi sınavlara dayalı bir akademik istihdam, ilk ve en önemli adım.

Yorumlar 7 yorum