BIST 1.540
DOLAR 7,69
EURO 9,14
ALTIN 418,66
YAZARLAR

Akademide Dil Sorunu

Akademide genel anlamda dil becerilerinde bir yetersizlik vardır. YÖK’ün bu konudaki çabaları önemlidir. Ancak akademisyenlerin dil beceresinin yükseltilmesi sadece dil puanının yükseltilmesi mümkün değildir.

Muhammet Şakiroğlumsakiroglu@gmail.com

Birkaç hafta önce YÖK tarafından doçentlik başvurusunda kullanılan dil yeterliliklerine dair bir anket gönderildi öğretim üyelerine. Bu anket kapsamında akademisyenlerin öğretim üyelerinin yükseltilmesinde kullanılan dil seviyesinin yeterli olup olmadığına dair düşünceleri ölçülmekte idi. 

Dil yeterliliği ile ilgili bir değişiklik yani talep edilen dil puanın yükseltilmesi ihtimali doçent adayları arasında infiale sebep oldu ve çok farklı tepkiler yükseldi. Akademik camiada ve sosyal medyada dillendirilen bu tepkileri ve buna dair görüşlerimi şöyle gruplayabilirim:

Tepkilerden biri ırmaktan geçerken at değiştirme alışkanlığına dair itirazlardı. Doçentlik başvuru dosyasını hazırlamış olup da başvuru yapmayı bekleyen ya da önümüzdeki dönemlerde başvuru yapacak adayların son dakikalarda gerçekleştirilen değişikliklerden etkilenme ihtimali ilk itiraz noktası idi. YÖK tarafından geçekleştirilen bazı değişikliklerin aniden yapıldığı malumumuz. Örneğin 2019 yılında gerçekleştirilen akademik faaliyetlere dair teşvik desteklerinin içeriğinde son anda bir takım değişiklikler yapılmış ve 2020 başındaki bu değişiklikler akademisyenler tarafından epey yadırganmıştı. Düşünülen değişikliğin hayata geçirilmesi için dosyasını tamamlamış ve başvuruda bulunacak adaylara makul bir sürenin tanınması oldukça insani bir beklentidir. YÖK’ün bu konuda yükselen talepleri dikkate alması önemlidir.

Bir diğer itiraz noktası, öngörülen değişikliğin ve dil becerisini yükseltme çabasının sadece akademinin ilk basamağında yer alan akademisyenleri hedeflemesi idi. Akademide nispeten daha ileri kademelerde bulunan doçent ve profesör unvanına sahip akademisyenlerin akademik kalitesinin yükseltilmesine dair herhangi bir çaba gösterilmediği epeydir eleştiri konusu. Türkiye’de akademik çalışmaların niteliği ve akademisyen yetiştirme ile ilgili somut sorunlar, istatistikler ve kaygılar mevcut. Bu kaygıların gölgesinde atılan tüm adımlarda ve reform çabalarında akademik piramidin tepesinde yer alan profesörler ve doçentlerin performansına dair herhangi bir gündem olmaması, buna karşın her seferinde doktor öğretim üyelerinin ve daha genç akademisyenlerin performansın yükseltilmesinin hedeflenmesi bu eleştirilerin temel noktasıdır. Zira sayıları oldukça fazla olan doçent ve profesörlerin akademik çıktılarının nitelik ve nicelik olarak değerlendirilmediği bir sistemin adil olmayacağına herkes hemfikir olacaktır. 45 yaşında profesör olmuş bir akademisyenin emekli olacağı tarihe kadar yaklaşık 20 yıl boyunca hiçbir üretim kıstasına ve değerlendirilmesine tabi olmayacak oluşu doğal olarak yadırganmaktadır. Bana göre belli aralıklarla öğrenci yetiştirme, nitelikli bilimsel dergilerde yayın yapma, idari süreçlere katılma noktasında tüm akademisyenlerin bir takım değerlendirmelere alınması önemlidir.

Son olarak üçüncü itiraz noktası akademide yabancı dil yeterliliğinin kendisi idi. Sosyal medyadan takip edebildiğim kadarı ile bir grup, dil becerisini gereksiz görmekte idi. Hatta dil bilen akademisyenleri, başka güçlerin ülke içindeki uzantıları ve terör destekçileri olarak gösteren paylaşımları bile gördüm.

Bilim uluslar üstü bir faaliyettir ve tarih boyunca da böyle olmuştur.  Bilgi üreten insanların dil bilmeleri bir meziyet değil gerekliliktir. Akademik dünyada bilim dili olan İngilizcenin önemine dair bir tartışma kalmadı. Halen dilin önemini tartışmak lüzumsuzluktur.

Ancak dil yeterliliğinin doğru araçlarla ölçülmesi önemlidir ve bana göre tüm bu tartışmaların yoğunlaşması gereken nokta da bu olmalıdır. Türkiye’de halen yaygın kullanılan dil becerisi ölçme sınavlarının doğru dil becerilerini ölçmede yetersiz olduğunda herkes hemfikirdir diye düşünüyorum. Yabancı dil sınavlarında çok yüksek puanlar alıp bilimsel çalışmaları o dilde kaleme alamayan, bir bilimsel toplantıda sunum yapamayan epey bir akademisyene sahibiz maalesef.

ÖSYM ve YÖK halen akademide dil yeterliliğini ölçme konusunda kullanılan YÖKDİL ve YDS sınavlarına alternatif yeni sınavları değerlendirmelidir. Bu konuda TOEFL, IELTS gibi uluslararası sınavların sistemi de değerlendirilebilir, ODTÜ gibi üniversitelerde uygulanan yeterlilik sınavları da.

Akademide genel anlamda dil becerilerinde bir yetersizlik vardır. YÖK’ün bu konudaki çabaları önemlidir. Ancak akademisyenlerin dil beceresinin yükseltilmesi sadece dil puanının yükseltilmesi mümkün değildir. Dil becerilerini ölçen sınavlarında bu beceriyi ölçmedeki etkinliğine de bakılmalı ve sınavlar iyileştirilmeli.

Yorumlar 2 yorum