Suçlunun Zihnindeki Soru: Devlet Ne Kadar Güçlü
Bir toplumun adalet sistemi…
Sadece suçluyu cezalandırmaz.
Aynı zamanda gelecekteki suçun yönünü de belirler.
Bugün Türkiye’de tartışmamız gereken tam olarak bu:
Hapishaneler gerçekten caydırıyor mu…
Yoksa suçluyu daha da mı büyütüyor?
Sosyoloji bize şunu söyler:
Cezanın varlığı değil, nasıl uygulandığı belirleyicidir.
Türkiye’de cezaevi kültürü, özellikle belirli suç gruplarında,
bir “ıslah alanı” olmaktan çıkıp
adeta bir statü üretim merkezine dönüşmüş durumda.
İçeri giren…
Dışarı çıktığında “tecrübeli” oluyor.
Suç artık sadece bir eylem değil,
bir kimlik haline geliyor.
Ve en tehlikelisi şu:
Toplumun içine geri dönen birey,
artık suçtan korkan değil…
suçtan beslenen birine dönüşüyor.
Dünyada bir de El Salvador örneği var.
Dünyanın en yüksek suç oranlarından birine sahip ülkelerden biri…
Ama son yıllarda radikal bir değişim yaşadı.
Özellikle CECOT (Terörizmle Mücadele Merkezi) adı verilen mega hapishane modeliyle…
Sonuç?
Suç oranı dramatik biçimde düştü.
Çünkü sistemin mantığı farklı:
Konfor yok
Ayrıcalık yok
Gevşeklik yok
Sürekli kontrol var
Sürekli disiplin var
Açlık var
Uykusuzluk var
Fiziksel olarak çok ağır şartlarda çalışma var
Ve en önemlisi:
Suçun bedeli ağır. Çok ağır.
Burada kritik bir sosyolojik kırılma var.
Türkiye’de cezaevi:
“Bir şekilde girilir, bir şekilde çıkılır.”
El Salvador’da cezaevi:
“Giren bir daha eski hayatına dönemez.”
İki yaklaşım arasındaki fark…
Aslında suçun toplumdaki algısını belirliyor.
Şunu açık söyleyelim:
Eğer bir sistemde suçlu,
cezaevinden korkmuyorsa…
Hatta içeride kendine alan kurabiliyorsa…
Bağlantılarını güçlendiriyorsa…
Yeni suç ağları öğreniyorsa…
Orada ceza sistemi çökmüştür.
Bu artık sadece bireysel suç meselesi değil,
kurumsal zafiyet meselesidir.
Ama burada tehlikeli bir noktaya da dikkat etmek gerekir.
El Salvador modeli…
Caydırıcılık açısından etkili olabilir.
Ancak insan hakları, hukuk devleti ve ölçülülük ilkeleri açısından
ciddi tartışmalar barındırır.
Çünkü modern ceza hukukunun amacı sadece korkutmak değildir.
Aynı zamanda rehabilite etmektir.
Eğer sistem sadece eziyet üretirse…
Bu da başka tür bir toplumsal patlamanın zeminini hazırlar.
Peki çözüm ne?
Ne Türkiye’deki gibi “rahat suçluluk”…
Ne de tamamen “ezici otorite”.
Asıl ihtiyaç şu denge:
Cezanın kaçınılmazlığı
Cezanın caydırıcılığı
Ve rehabilitasyonun gerçekliği
Bugün Türkiye’nin asıl problemi şudur:
Suç işleyen…
Cezadan çok sistemi hesaplıyor.
Formülü bulup, denklem kuruyor.
“Nasıl kurtulurum?”
“Ne kadar yatarım?”
“Kimle bağlantı kurarım?”
Bu zihniyet değişmeden…
Ne yasalar değişir…
Ne de sonuçlar.
Çünkü mesele hapishane değil.
Mesele şu:
Suçlunun zihninde devlet ne kadar güçlü?
Eğer cevap zayıfsa…
En yüksek duvarlar bile yetmez.
Eğer cevap güçlüyse…
En küçük yaptırım bile caydırır.
Ve unutmayalım:
Adalet zayıf görünürse…
Suç cesaret bulur.